Londra’nın kasvetli, puslu, yağmurlu atmosferi, romandaki olayların da atmosferini oluşturuyor. Bu alacakaranlık içinde Bay Hyde’ın doğuşu, yani Jekyll’in öteki benliğinin egemenliği gerçekleşiyor; cinayetler ve kötülükler dünyasının kapısı aralanıyor…

Adsız

Çocukken okuduğumuz Define Adası çoğumuzun belleğinde hâlâ yaşamaya devam ediyor. Define Adası’nın yazarı Stevenson, Dr. Jekyll ve Bay Hyde adlı yapıtında ise bambaşka bir atmosfere taşıyor insanı.

İlk olarak 1885’te yayımlanan bu romanını, yazar, gördüğü bir rüya üzerine kaleme almış. Stevenson’ın bu rüyanın etkilerini dile getirdiği yazısı ve Vladimir Nabokov’un yapıt hakkındaki bir incelemesi de sonsöz olarak Dr Jekyll ve Bay Hyde’ın İletişim Yayınlarından çıkan basımı içinde yer alıyor. Yazarın kendi anlatımıyla iç dünyasındaki labirentlerine açılmak, esinlenmelerini ve yazma süreçlerine tanık olmak, okurda farklı bir okuma yaşantısı oluşturuyor. Nabokov’un yapıt hakkındaki sonsözünde de sıra dışı bir edebiyat dersine dönüşen derinlikli bir yorumla, romanın odağındaki “iyilik-kötülük” sorunsalının irdelendiği görülüyor.

Italo Calvino, klasikler hakkındaki bir yazısında; “her klasik yapıt, okur için bir yeniden okumadır,” der. Klasikler, yaşam süresince tekrar tekrar okunabilecek, her okumada yeni tatlar ve anlamlar çıkarılabilecek nitelikte yapıtlardır. Stevenson’ın bu romanı da zamana direnen, hâlâ tazeliğini sürdüren, insanı temel alan bir yapıt olarak, yeni okumalara ve yeni anlam serüvenlerine açılmamızı sağlamaktadır. Herkesin kendi içinde yaşattığı bir Bay Hyde yok mudur? İyilik ve kötülük problemi insanoğlunun zihnini yüzyıllar boyunca meşgul etmiştir. Bu iki kavramın somut kaynaklarını araştıran insan, sonuçta, her ikisini de yoğun biçimde kendi içinde bulmuştur. Araştırmaları, kendini keşfetme yolculuğuna dönüşmüş ve insan, ne melek ne şeytan; ya da hem melek hem de şeytan olduğunu; iyiliğin ve kötülüğün, kendi içinde bir bütünlük oluşturduğunu keşfetmiştir. Toplumsal etik kurallarla, din ve felsefeyle şekillenen, dengelenen içsel dünyalar, bazen öyle bir kırılma ya da çıkış noktasıyla karşılaşır ki, buradan, baskı altına alınan bütün karanlık duygular, düşünceler ve kötücül eğilimler, kara delikten geçercesine ortaya çıkar ve gerçeklik kazanırlar. Kötücül bir uzam-zamanda var olan mutlak kötülük, insanoğlunda ikinci bir benliğe dönüşür bu durumda. Kişilik bölünmesi dramatik bir kırılma noktasında gerçekleşir. Romandaki halim selim, saygın ve sevilen Dr. Jekyll’in içinden çıkan ikinci benliği Bay Hyde, yoğun bir kötülüğün simgesi olarak kişilik kazanan, somutlaşan bir varlıktır.

Günümüz dünyasında, hızın içinde akıp giden, zaman zaman savrulan benliğimiz, birçok kırılma noktasıyla karşılaşıyor ve parçalara bölünüyor. Algılarımız her an tuz buz oluyor ve birer yanılsamaya dönüşüyor. Kişilik bölünmesi, çağın bir gerçeği olarak tekinsiz bir gölge gibi çıkıyor yolumuzun üzerine. Bu bağlamda Dr. Jekyll ve Bay Hyde, taptaze, güncel bir öykü olarak duruyor. Kendi üzerinde deneyler yapan Dr. Jekyll, aldığı ilacın sonunda büyük bir değişim ve dönüşme uğrar; artık ayrı bir şekil ve beden kazanmıştır.

Yoğunlaşmış, somutlaşmış kötü benliğinin adı Bay Hyde’dır. O da kendisidir sonuçta. Bay Hyde, Dr. Jekyll’in çevresinde, onun yaşadığı yerlerde dolaşır, cinayetler işler. Yeniden Dr. Jekyll’e dönüşebilmek için, sürekli artan dozda ilaca gerek duyacaktır. Bir metafor olarak düşünüldüğünde, Bay Hyde, Jekyll’den bağımsız değildir; sonuçta ondan çıkan, ondan türeyen (doğan) ve yine ona dönen bir varlıktır. Doğum-ölüm döngüsü gibidir bu durum. Dr. Jekyll, bu kısırdöngünün sancılarını talihsizce, sürekli yaşar. Bir kendisi olur, bir de başka bir kendisi. Karakterlerin birbirinden doğması, birbirine dönüşmeleri, Nabokov’un yorumunda biraz daha ilginçlik kazanır: “Aslında üç kişilik vardır; Jekyll, Hyde ve Hyde kontrolü ele geçirdiğinde Jekyll’den geriye kalanların oluşturduğu üçüncü biri…” (s.108)

Londra’nın kasvetli, puslu, yağmurlu atmosferi, romandaki olayların da atmosferini oluşturuyor. Bu alacakaranlık içinde Bay Hyde’ın doğuşu, yani Jekyll’in öteki benliğinin egemenliği gerçekleşiyor; cinayetler ve kötülükler dünyasının kapısı aralanıyor… Romanın en etkili bölümü bence Dr Jekyll’ın mektubunun yer aldığı kısım: “Yatağa Henry Jekyll olarak girmiş, uyandığımda Edward Hyde olmuştum,” diyerek yaşadıklarını anlatan Dr. Jekyll, yaşadığı sancılı dramı ellerindeki değişimle betimler. Jekyll’ın büyük ve beyaz elleri yerine Hyde’ın küçük, kemikli ve kıllı elleri vardır yorganın üzerinde. Jekyll’ın kendi anlatımıyla yaşadıklarını dile getirmesi, romandaki birçok düğüm noktasını çözdüğü gibi, olayın okurdaki inandırıcılık boyutunu da artırıyor. Roman gerçekliği içinde anlatılanlar okurun zihninde ve yaşamında yeni gerçekliklere dönüşebiliyor.

Dr. Jekyll ve Bay Hyde bütün klasik yapıtlarda olduğu gibi yeni versiyonlara ve yorumlara açılan, farklı sanat dallarına esin kaynağı olan bir roman. 1941’de korku filmi olarak çevrilmiş; daha sonra yapıtın parodileri, yorumsal canlandırma filmleri gerçekleştirilmiş. Dr. Jekyll ve Bay Hyde’ın genel bir kütüphanede ulaşabildiğim en eski çevirisi 1942 yılına ait. Hamdi Varoğlu tarafından “İki Yüzlü Adam” adıyla dilimize çevrilmiş ve Muallim Ahmet Halit Kitabevi tarafından yayımlanmış. Roman, Hasan Ali Yücel döneminde Zarife Laçinler’in çevirisiyle Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ilk olarak 1944’te yayımlanmış.

Klasikler, insanlığın sürekli gelişim çizgisinin birer göstergesidir. Dr. Jekyll ve Bay Hyde, edebiyatla psikolojiyi buluşturan, bakışlarımızı kendi içimize çevirmemizi sağlayan ve yaşadığımız çağın gerçekleri içinde insanı yeniden yorumlama olanağı veren, “her dem taze” bir yapıt…

Hülya Soyşekerci