Sadece Şiir

Son zamanlarda “sadece şiir” iddiası ve ismiyle iki dergi çıktı müşterilerinin karşısına. Biri, Diri Ozanlar Derneği adıyla ve motto olarak, “sadece şiir” ifadesini iliştirmişti alınlığına. Yine aynı yayın grubundan çıkan Sadece Şiir adlı dergi ise özü sözü bir olarak şaşırtıya yer bırakmadan, ben buyum, dedi. Bu iki dergi de ucuz piyasa derlemelerini bir derece aşma –oysa o dergileri de çıkaran aynı yayın grubuydu ama gözü bu kez edebî arkın okurundaydı– iddiasındaydı ama yine de popülizmden yakasını kurtaramadı ve market zincirlerinin dergi raflarında boy gösterdi, gösteriyor. Bu tarz dergiler herkesin görünürlüğü açısından avantajlı bir formata sahiptir; kıyı kıyı gezmesinin yanı sıra bir de kendi içinde türlü eğlentileri bulunan lüks gemiler gibidir: Her şaire ve her okura yer vardır. Gelin karış olalım.

Şiir, avantajı şairinin aleyhine kullanan bir düşmandır, uyumaz. Şairin zihinsel zemininde kendisiyle ilintili bir çatlak hissettiğinde oradan akar ve kaçıp gider. Yakala sonra yakalayabilirsen. Tersi bir durumdaysa oradan derinlere hücum eder. Durdur sonra durdurabilirsen. Şiir böyle ucuz işlerle muhatap olduğunda kesesinden en fazla yer, ısırığı büyük olur. Sermayedarların elinde bir iyi niyet meşalesi gibi yanar.

Ne zavallısın sen ey şiir. Seni kollayarak, sanatı kolluyoruz diyorlar ve bir değer umuyorlar bundan.

Bu iki dergi de Türkçe şiire hiçbir katkıda bulunmadığı gibi vasat ve altı şiiri de çoğaltmakta, şairleri salt görünür olmak kaygılarından avlamaktadır. Diri Ozanlar Derneği’nin kapanış hikayesi ise tam bir fiyaskoydu. Anıl Cihan’ın şiiri, derginin müşterilerini ve sosyal medya kullanıcılarını rahatsız ettiği için dergiyi kapattırdı –ki bu dergilerin ereği bu kullanıcılara erişmekti zaten. Okur, böylesi dergiler için söz konusu bile değildir. “Sadece şiir”in okuru değil müşterisi olur.

IMG_20200806_095004

Sadece Şiir dergisi ise ilk sayısında kapağında, içerikte yer alan şairlerin isimlerine eksiksiz biçimde yer vermediğinden bir tartışmaya neden olmuştu. Evet, tartışan şairler bunu tartıştılar. Şiir, dil, derginin yayın politikası, grup dergisi olması, şiire ve yazına verdiği dilsel, estetik destek-zarar değildi çıkan tartışmanın konusu; “Biz burada ne yapıyoruz?” diye soramadılar, “Biz vitrinde neden herkes kadar görünmüyoruz,” diye havanda su dövdüler, onlar için mesele kapakta yazan isimlerin niceliğiydi. Kendi mecrasında haklı görülebilecek bu tartışma gerçek şiir arkında çöp kadar bile değeri olmayan bir hadisedir. Bir tren dolusu insan bir dergide yan yana olmaktan çekinmiyor da adının orada herkes kadar görünür olmamasından dolayı bir bardak suda fırtınalar koparıyor.

“Sadece şiir,” düşünsel açıdan fukaralığın resmidir. Poetik yoldan yürüyemeyecek yayın ekibi ve şairlerin rağbet edeceği bir kamuflajdır. Giderek azalan poetik yaratımın bir itirafıdır adeta. Düşünsel yoksunluğumuzun apaçık bir göstergesi.

Şiir üzerine yazı yok, eleştiri yok, hareket yok, yaşam yok, düşünsel kıpırdama yok, cephe yok, karşı cephe yok, donanım yok, devinim yok, değerlendirme yok bu sayfalarda: Sadece şiir var: Sadece daha çok satsın, dergi sayfaları mevcut egemen gücün rahatsız olacağı içerikte bir yazıyı yayımlamasın. Her kuşaktan şair bir araya gelsin, yazsınlar işte, yayınlasınlar işte: Ne var bunda: Zamanınruhu.

Şiir tek başına çok şeydir, hiç kuşkusuz ama o da cenâb-ı padişahînin reayasını rahatsız etmeyecek cinsten olmalıydı. Kafa Grubu’nun kârı düşmemeliydi, hükümetin dikkatini çekecek nitelikte bir iş ortaya konmamalıydı. Sadece şiir, ama o kadar da sadece değil: Steril, toplumsal ve siyasi meseleleri içeriğine katmamış, işte aşktı, yaraydı, plastik birtakım kimi varyantlardı, olurdu, yeterliydi. Yeter ki en çok satsın bu muayenehane dergileri. Yeter ki.

Belediye Dergisi

Ece Ayhan’ın şairlerle devleti analoji yoluyla kucak kucağa tasvir ettiği benzetmesi herkesin malumu. İç içe uyuyan bu kaşık benzetmesinde Ayhan, hükümet yerine devlet kelimesini bilerek kullanır. Salt egemen güçlerle bir ilişki kurmayı değil muhalefet partileri dâhil her türden kamusal erkle ilişkiyi hedef alarak yapar benzetmesini.

Şairlerin son dönemde güvenli alanlara doğru kaçtığını görüyoruz, her anlamda. Sadece şiir, diyerek eleştiri ve yazı külfetinden, belediye dergisi diyerek de para, tasarım, basım, yayım, dağıtım külfetlerinden olabildiğince uzağa kaçıyorlar. E sormazlar mı: Böyle can havliyle kaçtığın o hayvan alışır mı sana hiç? Tanışıklığınız zeval bulmaz mı böyle olunca? Yaklaşabilir misin ona ondan kaçarak? Kimi zaman sadece şiir düsturuyla çıkan dergilerle oluyor bu kaçış kimi zaman da direkt bir belediyenin yayın organının sınırlarına girerek. Arkasındaki maddî güçten dolayı, çevrimiçi ücretsiz yayımlanmasının yanı sıra gayet yüksek fiyatlı kâğıtlara basılarak üstüne bir de matbu olarak dolaşıma girebilen bir yayın organından bahsediyoruz. Hareket alanı oldukça geniş.

Oğlan Bizim Kız Bizim Fanzin, Askıda Öykü, Öykü Gazetesi –Can Yayınları ile anlaştığı sürece kadarki sayılarını kast ediyorum, o noktadan sonra da bir kurumun ürünü haline gelmiştir– gibi özenli ve nitelikli dergileri yayıma hazırlamış Ercan y Yılmaz’ın editörlüğünü üstlendiği KE adlı dergi (Kartal Belediyesi Edebiyat Kültür Sanat Dergisi) ne gibi edebî bir saike sahip olabilir cidden merak ediyorum. İlk sayıda “Bir Dergi Yaratmak ve Yaşatmak” başlığıyla yazdığı (!) yazısının yanında boy fotoğrafıyla arz-ı endam eden belediye başkanının sözleri ise yenilir yutulur gibi değil. Tek tek inceleyecek değilim ve ancak birer iyi niyet emaresi olarak yorumlayıp geçebileceğim bir yığın icraat güzellemesinin ötesinde berisinde edebiyat aramak safdillikten başka bir şey olmasa gerek. Bir belediye reisinin onayladığı şair ve yazar olarak o belediyenin çıkardığı dergide yayın kurulunda bulunmak! Okuru bu şekilde kucaklamak! Tanrı esirgesin.

ke-gercekedebiyat-25032020203144

Gerek yayın kurulundakiler gerek dergi editörü şiirin ve edebiyatın dip akıntılarını bilen isimler, böyle bir çalışmanın içinde olmalarını kendi adıma üzücü buluyorum. Ama neden şaşırıyorum ki çıkardığı dergiyi kapatmak, batırmak yerine bir yayınevinin logosunu eklettirerek yine birçok müşkülattan kurtulmayı tercih etmemişler miydi?

Şairler, yazarlar hiçbir zorluğun, bedel ödemeyi gerektirecek çeşitli durumların altına girmeden, yorulmadan, önlerine sunulmuş olanaklardan hareketle, başkalarının emeğine basarak çıkan bir dergide yer almaktan mutlu mu gerçekten? Edebî teamülümüz böyleydi de benim mi haberim yok? Ha mektup yazıp devletten ulufe isteyen tasannu şairleri ha belediye olanaklarından müstefit yayın kurulları, şairleri, yazarları.

Popüler edebiyat dergisi tanımının bile artık karşılamaktan aciz kaldığı ucuz piyasa derlemelerini aratmayacak cinsten bir isim çeşitliliğine sahip KE. İlk sayıda Sunay Akın’ı, ikinci sayıda Zülfü Livaneli’yi, üçüncü sayıda Latife Tekin’i, sonraki sayıda Birhan Keskin’i dosya konusu da yapmışlar üstelik. İnanılmaz. Hâlâ aynı tencereleri ısıtıp ısıtıp artık ısıtılmaktan yanmış, kararmış, sertleşmiş isimleri kapağa taşıyıp edebiyata nasıl bir katkı sağlayacaklarına inanıyorlar? Sayıların içeriğine bakınca “duyan gelmiş,” gibi bir düşünceye kapılmamak işten bile değil.

Emrah Yolcu