Kadınlara yönelik şiddeti önleme amaçlı bir sözleşmeye karşı çıkmak, kadın düşmanlığından başka bir şey değil. Tarihi çok eskilere dayanan, sistematik ve yaygın bir sorun olan kadına yönelik şiddetle mücadele etmek, öncelikle samimi olarak çözüm istemekle mümkündür. Toplumsal olarak infial yaratan kadın cinayetlerinin arkasından üzülmüş gibi yapıp birkaç gün sonra çözüm için insanlığın ortak aklı ve vicdanı ile yarattığı düzenlemelerin kaldırılmasını isteyenlerin samimiyetsizliğini görmek ve onlara karşı çıkmak da, mücadelemizin bugünlerdeki en önemli bileşenidir.

ankara-sozcu1

Son günlerde Türkiye’nin gündeminde en fazla yer alan konulardan birisi, İstanbul Sözleşmesinden Türkiye’nin imzasını çekip çekmeyeceği. Son yıllarda marjinal küçük bir grup tarafından İstanbul Sözleşmesine yönelik sistemli bir saldırı olduğunun farkındaydık. Fakat son aylarda bizzat iktidar içinden isimler tarafından da İstanbul Sözleşmesinden imzanın çekilebileceği şeklinde imalarda bulunulmaya başlanmasıyla, konu daha geniş kitlelerin gündemine girmiş oldu. Fakat gördüğümüz kadarıyla, özellikle sosyal medyada İstanbul Sözleşmesi hakkında bilgiye dayalı konuşan kişi sayısı çok az. Bu bilgisizlik ise kadın düşmanı küçük bir grup tarafından istismar edilmekte ve manipülasyon için kullanılmakta. Bilgisizliğin yarattığı boşluğu kadın düşmanlarının doldurmaması için, İstanbul Sözleşmesinin ne olduğu hakkında mümkün olduğunca toplumsal farkındalığı arttırmak zorunluluğumuz bir kez daha kendini hissettirdi.

İstanbul Sözleşmesi Nedir

Yaygın kullanılan adıyla İstanbul Sözleşmesi, yani Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan “Kadına Yönelik Şiddetin ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Sözleşme”, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzalanmıştır. Türkiye, bu Sözleşmenin ilk imzacı devletidir. Sözleşme İstanbul’da imzalandığından, kısaca İstanbul Sözleşmesi olarak anılmaktadır.

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik ve ev içi şiddetle mücadele amacıyla çıkartılan en önemli ve en kapsamlı düzenlemedir. Sözleşmenin giriş kısmında da belirtildiği gibi, bu ileri düzenleme birdenbire ortaya çıkmamış, insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi için yapılan birçok sözleşme, protokol, tavsiye kararı, içtihat ve uygulamadan çıkartılan dersler sonrasında ortaya çıkabilmiştir.

Sözleşmenin giriş bölümünde, kadına yönelik şiddetin kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin bir tezahürü olduğu, bu yüzden kadın ve erkek arasında yasal ve fiili eşitliğin sağlanmasının kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğuna yapılan vurgu, çok önemli. Bu mantıkla düzenlenen Sözleşmenin amacı, hem kadın erkek eşitliğini sağlamak hem de şiddeti önlemek için uluslararası işbirliğini ve standardı sağlamak şeklinde özetlenebilir.

Sorunun çözümü için uluslararası standart sağlayan bir düzenlemenin gerekliliği çok uzun zamandır hissedilmekteydi. Zira neyin kadına yönelik şiddet olduğu, neyin ev içi şiddet olduğu konusunda farklı tanımlamalar yapılmaktaydı. Sözleşmede sayılan bazı şiddet ve ayrımcılık türlerinin bazı ülkelerde şiddet dahi sayılmama durumu söz konusuydu. Sorunun adının eksik konulması çözüme yönelik çalışmaları da sakatlayan bir durumdu. Ayrıca sözleşme, devletlerin yükümlülükleri noktasında da bir standart sağladı.

İstanbul Sözleşmesinde kadına yönelik şiddet şöyle tanımlanmaktadır:

“İster kamusal alanda isterse özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı her türlü eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir ve bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır”

İstanbul Sözleşmesi, bugün gelinen son noktayı temsil etmekte ve önleme, koruma destekleme ve kovuşturmayla ilgili yapılacakları ayrıntılı bir şekilde içermektedir. Sözleşme, kadına yönelik şiddetin bütün formlarını, ayrımcılığı ve ev içi şiddeti önlemeyi, şiddete uğrayanlara yardım ve koruma için kapsayıcı bir çatı ve politikalar oluşturulmasını, maddi eşitliğin sağlanmasını, uluslararası alanda kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi için işbirliği yapmayı, bu tür şiddetle ilgili çalışanları desteklemeyi ve sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili olarak da izleme mekanizması kurmayı amaçlamaktadır[1].

Anayasanın 90. maddesi, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” demektedir. Bu maddeye istinaden, İstanbul Sözleşmesinde düzenlenen konular da, ulusal mevzuatımızın bir parçasıdır.

İstanbul Sözleşmesinin Taraf Devletlere Yüklediği Yükümlülükler

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet konusunda hem kısa vadede hem de uzun vadede taraf devletlere birçok yükümlülükler getirmektedir. İmzacı devletlere, hem kamusal alanda hem de özel alanda, bireylerin, özellikle de kadınların şiddetten arınmış bir yaşam sürebilmeleri için gerekli yasal düzenlemeleri yapmaları ve tedbirleri almaları yükümlülüğünü vermektedir. Ayrıca şiddetin ve ayrımcılığın önlenmesi için alınacak özel önlemlerin, ayrımcılık olarak kabul edilmeyeceği düzenlenmiştir.

İstanbul Sözleşmesi imzacı devletlere aşağıda sıraladıklarımız gibi birçok olumlu yükümlülük getirmiştir:

  • şiddetin önlenmesi noktasında gereken özeni göstermek,

  • toplumsal cinsiyete duyarlı, eşgüdümlü, bütünsel politikalar geliştirmek, bu konuda veri toplamak,

  • şiddetle mücadele için mali kaynak tahsis etmek, farkındalığı arttırmak,

  • toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri vermek,

  • önleyici müdahale ve tedavi programları düzenlemek,

  • uzman destek hizmetleri vermek,

  • sığınma evlerinin niteliğini ve sayısını arttırmak,

  • telefonla yardım hattı kurmak,

  • cinsel şiddet mağdurları için tecavüz kriz merkezleri ve travma destek ve danışmanlık merkezleri kurmak,

  • hukuksal olarak gerekli düzenlemeleri yapmak,

  • tazminat olanakları sağlamak,

  • şiddet mağduruna güvenli bir yaşam kurması için gerekli destekleri vermek,

  • mağdurlara cinsiyete dayalı sığınma hakkının tanınmasını güvence altına almak,

  • kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddete karşı uzman eylem grubu kurmak

İstanbul Sözleşmesi; taraf devletlerin, kültür, örf ve adet, gelenek, din veya sözde “namus”un Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için mazeret oluşturmamasını sağlaması gerektiğini düzenlemiştir. Türkiye’de kadın cinayetlerinin failleri yargılama sırasında, namuslarını korudukları bahanesine sıkça başvurmaktalar ve bu bahane mahkemeler tarafından ataerkil bir zihniyetle kabul görmekte ve cezada indirim yapılmaktadır. Sözleşmenin bu düzenlemesi gereğince de, Türkiye’de kadın cinayetlerinde sıkça uygulanan bu tip tahrik indirimlerinin büyük bir kısmının artık uygulanmaması gerektiği açıktır.

Sözleşmenin taraf devletlere yüklediği yükümlülüklere uygun davranılıp davranılmadığı hakkında izleme yapmak amacıyla Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu (GREVIO) kurulmuştur.

Kadın aleyhine olan eşitsizliği ve ayrımcılığı sona erdirme, kadınlara yönelik şiddeti önleme ve onları şiddetten koruma amaçlı bir sözleşmeye karşı çıkmak; kadın düşmanlığından başka bir şey değildir. Tarihi çok eskilere dayanan, sistematik ve yaygın bir sorun olan kadına yönelik şiddetle mücadele etmek, öncelikle samimi olarak çözüm istemekle mümkündür. Toplumsal olarak infial yaratan kadın cinayetlerinin arkasından üzülmüş gibi yapıp birkaç gün sonra çözüm için insanlığın ortak aklı ve vicdanı ile yarattığı düzenlemelerin kaldırılmasını isteyenlerin samimiyetsizliğini görmek ve onlara karşı çıkmak da, mücadelemizin bugünlerdeki en önemli bileşenidir.

Seher Kırbaş Canikoğlu

[1] Gülriz Uygur (2011). 2006/17 Sayılı Başbakanlık Genelgesi Işığında Kadına Yönelik Şiddeti Önlemeye Yönelik Devletin Ödevi: Değişen Devlet Anlayışı mı? (Der.) Serpil Sancar, Birkaç Arpa Boyu… 21. Yüzyıla Girerken Türkiye’de Feminist Çalışmalar içinde (s. 868). İstanbul: KÜY