Gül Ersoy’un ikinci öykü kitabı Sen Kimseyi Sevemezsin Doğan Kitap etiketiyle geçtiğimiz günlerde okurla buluştu. Ersoy, ilk öykü kitabı Sahilden Bostancı‘da yalın, akıcı ve sarsıcı bir dille kadın erkek ilişkilerine derinlikli bakışlar getirmişti. Sen Kimseyi Sevemezsin’de ise kadın erkek ilişkilerini ve bu ilişkilerin toplumdaki izlerini özenli bir şekilde irdelemeye devam ediyor.

Mevsim Yenice’nin Hürriyet Kitap Sanat’ta yayınlanan incelikli görüşmesinde (26 Haziran 2020 Cuma) Gül Ersoy, öykülerindeki temalar hakkında şöyle diyor:

“Hepimiz vahşi bir var olma savaşının içerisindeyiz. Hepimize geçerli olan değerin maddiyat ile satın alınabilecek değerler olduğu yoğun olarak pompalanıyor. Maddi gücü elinde bulunduran kişi, toplumdaki en saygın kişi. Bu vahşi dünyada insanlar farklı olma şansına sahip değil. Farklı ve özgün olanlar ise bir nevi ucube olarak görülüyor. Ama ne gariptir ki medya organları sürekli olarak insanları farklı olmaya teşvik eder görünse de aslında amaç tek tip, aynı şekilde yaşayan, aynı şeyleri tüketen insanlardan oluşan bir dünya oluşturabilmek. Bu sebeplerden dolayı insanların gerçek kişilikleri ruhlarının uzak bir köşesinde saklanıyor. Hayatı kendileri olarak yaşamak yerine diğer insanların kınamalarını engellemek adına rol yapıyorlar. Rol yapan insanlarla ne kadar sağlıklı ilişkiler yaşanabilir? Kendileri olmayan, kendileri olamadıklarının dahi farkında olmayan insanlar ruhsal olarak ne kadar sağlıklı olabilir? Nasıl mutlu olabilirler? Öykülerimde bu soruların cevaplarını arıyorum.”

Öykülerin merkezinde yer alan kadın erkek ilişkileri temasını bireylerin psikolojik yapıları, karakter özellikleri ve mekânlar üzerinden ele alan yazar, gündelik koşuşturma içinde fark edemediğimiz ayrıntılara yer veriyor, özellikle de karakterlerle bütünleşen mekânları canlandırırken. Hak ettikleri değeri bir türlü göremeyen evlatlar, parklarda gizlice buluşan sevgililer, iki kişinin birbirini sevdiği ve birbirlerini sevmeyi bıraktıkları anlar arasında geçen zamanlar…

Sarı Köpek adını taşıyan ilk öykü, okurda bir novella izlenimi yaratabilir. Öykü, mekânı canlandıran yalın ama etkileyici betimleme cümleleriyle başlıyor. Kış başlangıcı, seranın yer aldığı bahçenin sessizliği, yeni başlayan bir günün kirlenmemiş ilk saatleri… İki karakter de bahçe betimlemelerinin ardından öyküde yerlerini alıyor: Hira ve hayatın, düşüncelerin, yaşadıklarının yorgun bir savaşçıya dönüştürdüğü babası Mahir Bey. Öykü ilerledikçe babanın neden yorgun ve aksi bir ihtiyar olduğunu, Hira’nın ise neden eksik bir ruh taşıdığını anlamaya başlıyoruz. Annesini hiç tanımayan Hira’nın Paris’te babasıyla kurduğu dünya aslında birçok eksikliği olan ve bu yüzden de Hira’nın kendisine gelecek kuramadığı bir yer. Önce babasının sonra da hiç tanımadığı annesinin ölümüyle daha derin bir boşluğa düşen Hira, miras işlerini halletmek için İstanbul’a gelir ve sonrasında ziyan olup gideceği bir yaşama karışır. Daha ilk satırlarda okuru sürüklemeye başlayan Sarı Köpek kuşkusuz kitabın en dikkat çekici öykülerinden. Mahir Bey’in “Dünya mutlu olmak için tasarlanmadı”cümlesi ise akıllarda sağlam yer edinecek ve unutulmayacak türden.

İlk öykünün ruhumuzda bıraktığı sarsıntıyı yatıştırdıktan sonra kitabın ikinci öyküsü İklimler’le yeni ve etkileyici başka bir dünyaya giriyoruz. Cetvelle çizilmiş bir hayat tarzına karşı gelen, böyle bir hayatı düşündüğünde kendini hayvan satılan bir dükkânda kafese kapatılan bir kedi gibi hisseden Banu’nun hayatından bir kesit bu. Ablasıyla ilişkisindeki kopukluğu sanki hiç kardeş olmamışız gibi diyerek dile getiren Banu, aile kavramını sirke benzetiyor.

Kitaba adını veren Sen Kimseyi Sevemezsin öyküsü yaşadığımız çağda yozlaşan insan ilişkilerine, duygusallıktan yoksun sevgililik kavramına, zamanla kopmaya doğru giden aile bağlarına ışık tutuyor. Simge ve Sancar’ın zaman içinde alışkanlığa dönüşmüş evliliğindeki çatlaklar her geçen gün daha da büyüyor. Simge, rutin hayatını sürdürürken Sancar’ın gelgitler içindeki ruh hali gerçekçi biçimde veriliyor.

Kendine has şiirsel bir anlatımı olan Gül Ersoy, öykü kişilerini ustalıkla işliyor. Bazen kelimelere döktüğü anlık bir bakış ya da keskin bir ayrıntı okurun karakterleri çözmesine yetiyor. Kaleme aldığı hayatlardan anlaşılıyor ki gözlem yeteneği güçlü bir yazar Gül Ersoy; okuyucunun dikkatini dağıtacak, yoracak gereksiz bilgi ve anlatımlara kesinlikle yer vermiyor. Yazarın amacı okura öykünün duygusunu, atmosferini hissettirmek, onu etkilemek.

Yazarların en çok zorlandıkları konuların başında gelen sözcük fazlalığı ya da sözcüklerin eksik ya da yetersiz kaldığı hissine Ersoy’un öykülerinde rastlanmıyor. Bu durum bir yazar için hiç kuşkusuz kusursuzluğa giden yol olarak da nitelenebilir. Sen Kimseyi Sevemezsin’de yer alan öyküleri okuduktan sonra, yazarın ilk öykü kitabı olan Sahilden Bostancı iyi bir seçim olabilir.

Didem Görkay