Jules Verne, Poe’nun “Arthur Gordon Pym’in Öyküsü” adlı romanını okuduğunda hikâyenin yarım kalmış olduğunu düşünür ve devamı niteliğinde bir roman yazmaya karar verir. Bu isteğini 1895 yılında gerçekleştirir, Buzlar Sfenksi adını verdiği romanını “E. Allan Poe’nun anısına ve Amerikalı dostlarına” ithaf eder.

19. yüzyılda Edgar Allan Poe (1809-1849) Avrupa’da, özellikle Fransa’da kendi ülkesinden çok daha fazla takdir görmüştü. Poe’nun şiirleri, Baudelaire, Mallarmé, Paul Valéry gibi Fransız sembolist şairlerini büyülemiş, romanı, öyküleri ve haber şeklindeki hikâyeler olan gazete yazıları da Jules Verne’i (1828-1905) derinden etkilemişti. Verne, daha ilk gençliğinde Poe’nun eserlerini okumuş, onun gerçekle fantastiği harmanlayarak hayali bir gerçeklik yaratma yeteneğine hayranlık duymuştu. Bununla birlikte önemli bir fark vardı aralarında: Poe yazdıklarında okuru fantastik olana, fantastik karakterlere inandırmak için yaratıcı zekâsını ve bilimi kullanırken Verne, fantastik durum ve karakterler değil, gerçek durum ve karakterler üzerinden, bilimsel bilgiyi inandırıcı bir şekilde eğip bükerek hiç bilinmeyen, görülmemiş dünyalar yaratıyordu. Buzlar Sfenksi’nde de bizi –henüz kimsenin gidip görmediği– hayali bir Güney Kutbuna götürüyor. Sonuç olarak Edgar Allen Poe ve Jules Verne bugün hâlâ ilgiyle okunan bir edebiyat türünün çok önemli iki yazarı oldular; büyük bir hayal gücünün ürünü olan ama bizi gerçek dünyada da olabileceğine inandırdıkları hikâyeler anlattılar.

Bu iki yazarın aynı yüzyılda yaşayıp yazmalarının tarihsel ve toplumsal koşullarla bağlantısı kurulabilir. 19. yüzyılda Sanayi Devrimi denilen büyük toplumsal dönüşüm Avrupa’da yeni bir sanayi çağı tahayyülü yaratmıştı. Buhar makinesinin icadı ile yelkensiz buharlı gemilerle denizde, lokomotif ve demir yolları ile karada, balonlarla havada –üçüncü boyutta– seyahat edebilmek, daha uzaklara gidebilmek artık imkân dahiline giriyordu. Umut verici bilimsel ve teknik gelişmeler hayal gücü ile birleşiyor, keşif arzusunu ve merakı kışkırtıyordu. Henüz haritada olmayan, insanın ayak basmadığı topraklara gitmek, yerin, denizlerin altını, üstünü keşfetmek, dünyanın da ötesine gitmek…

Edgar Allan Poe, 13 Nisan 1844 tarihli New York Sun gazetesinde sürmanşet bir haber yaptı: Uzun zamandır sonuçları merakla beklenen çalışmalar mutlu bir sona gelmiş, Atlantik Okyanusu, nihayet “havadan daha hafif” bir balonla 75 saatte geçilmişti.

Gerçekten de o yıllarda balonla seyahat için özellikle Avrupa’da sürdürülen, kısmen gazetelere de yansıyan çalışmalar vardı ama birçok çaba başarısızlıkla, kazalarla sonuçlanıyor, uzun mesafelere gidilemiyordu. Yani konu gündemdeydi. Ama Poe her zamanki gibi bilimsel bilgileri ve bir iki tanınmış gerçek kişiyi hayalindekilerle harmanlayıp mantıklı açıklamalarla fantastik bir hikâye yazmıştı. İnsanlar inandı ve heyecanlandı.

Jules Verne 1863 yılında Poe’nun bu hikâyesinden esinlenerek Balonla Beş Hafta Seyahat adlı romanını yazdı. Roman büyük ilgi gördü. Daha sonra Seksen Günde Devriâlem gelecekti.

Buzlar Sfenksi’ne esin kaynağı olan Arthur Gordon Pym’in Öyküsü’nün[1] de tam Poe’ya yakışır bir arka planı var. Roman 1837 yılında önce bir dergide yayımlanmaya başlar, Poe sayfa başına 3 dolar alacaktır ama aralarında anlaşmazlıklar çıkar, bir söylentiye göre dergiden kovulur, eser tamamlanamaz. Poe daha sonra 1838’de romanını kitap halinde yayımlar ama kitap bu kez Poe’nun eseri olarak değil, Arthur Gordon Pym adında birinin başından geçenleri anlattığı notlar şeklinde sunulmuştur. Poe, daha önce dergide yayımlanan kısımların bir roman şeklinde sunulmuş olmasının ise derginin hatası olduğunu söyleyerek okurlardan özür diler. İddiaya göre Arthur Gordon Pym bir roman kahramanı değil, gerçek bir insandır, başından geçenleri anlattığı notları getirip kitabın editörüne teslim etmiştir. Bu arada Pym ölmüş, ölüm haberi de gazetelerde halka duyurulmuştur.

Kitabın kapağındaki uzun alt başlık neyin ne olduğunu açıklar:

“Burada Anlatılanlar 1827 Haziran Ayında Amerikan Yelkenli Gemisi Grampus’ta Güney Denizlerine Doğru Yolalırken Meydana Gelen İsyanın ve Vahşi Kıyımın Ayrıntılarıdır. Kıyımdan Sağ Kalanların Tekneyi Tekrar Ele Geçirmeleri, Başlarına Gelen Deniz Kazası, Ardından Yaşadıkları Korkunç Açlık ve Jane Guy Adlı Bir İngiliz Uskunası Tarafından Kurtarılmaları, bu Tekneyle Kısa Süreli bir Seyahat, Teknenin 84. Güney Paralelindeki Takımadalardan Birinde Yerliler Tarafından Ele Geçirilip Mürettebatının Kitlesel Kıyımı ve bu Feci Felaketin Sebep Olduğu, Daha da Güneye Doğru Devam Eden İnanılmaz Macera ve Keşifler”

Buzlar Sfenksi’nde Jules Verne de Poe’nun oyununa katılıyor. Romanın anlatıcısı ve iki ana karakterden birisi olan Jeorling, vahşi yaşamı araştırmaya meraklı Amerikalı zengin bir seyyah. Jeorling Arthur, Gordon Pym’in Öyküsü’nü okumuş ve kurgusallığından etkilenmiş. İkinci karakter olan Halbrane adlı teknenin kaptanı Len Guy ise Arthur Gordon Pym’in anlattıklarının gerçek olduğundan hiç şüphe duymayan deneyimli ama bir o kadar da gizemli bir İngiliz denizci[2]. Len Guy’ı, daha önce kimsenin gitmeyi başaramadığı Güney Kutbuna çeken bir sırrı vardır.

Buzlar Sfenks’i, Halbrane ve mürettebatının Arthur Gordon Pym’in yol haritası üzerinden giderek Güney Kutbu’na kadar süren gerilimli macerasını anlatıyor. Yolculuk uzadıkça teknede geri dönmek isteyen tayfaların hissedilen, ne zaman patlayacağı bilinmeyen isyan potansiyeli, olağanüstü sert yaşam koşulları, yaklaşan kış ve altı ay sürecek gecelerin yaklaşıyor olması, kaptan Len Guy’ın tamamlamak istediği gizli misyon, yüzen buz adaları, sıkı bir gerilimle okuru sonuna kadar diri tutuyor. Öte yandan Verne o zamana kadar kimsenin görmediği hayali adaları, üzerindeki hayali bitkileri ve hayvanları, gerçek albatroslar, penguenler, kaplumbağalar, foklar ve balinalarla birlikte üç boyutlu gerçek bir dünya zenginliğinde sunuyor. Öyle ki, okuyucu roman kahramanlarıyla birlikte yeni bir gezegene ayak basmanın heyecanını ve tedirginliği yaşıyor.

Jules Verne’in, Arthur Gordon Pym’in Öyküsü’nü Buzlar Sfenksi’nin içinde başarıyla eritip yeni bir roman çıkardığını söylemek gerek. Bunun doğal sonucu olarak, postmodern anlamda değilse de ciddi bir metinlerarasılık ortaya çıkıyor. İlk romandaki kimi kahramanlar, romanın bir aşamasında bu romanın kahramanı olarak karşımıza çıkabiliyor.

Son olarak, Buzlar Sfenksi’ni Türkçede ilk kez okuma imkânını borçlu olduğumuz Hasan Fehmi Nemli’nin büyük emek ürünü olan çevirisini takdirle anmak gerek. Jules Verne’in hayranlık veren doğa bilgisini de sergilediği romanda geçen bitki, hayvan ve denizcilik terimleri arasında rahat okunabilir bir çeviri metni çıkarmak her çevirmenin altından kalkabileceği bir şey değil. Hasan Fehmi Nemli, bu romanı bir yayıneviyle bağlantılı olarak değil, kendi merakıyla ve kendisi için çevirdiğini söylüyor. Yani amatör bir ruhla yapılmış profesyonel bir çeviridir okuyacağınız.

Murat Gümrükçüoğlu


[1] Herman Melville’in de Moby Dick’i yazarken de Arthur Gordon Pym’in Öyküsü’nün yanı sıra gene Poe’nun Usher’lerin Çöküşü ve Şişede Bulunan Mektup öykülerinden esinlendiği eleştirmenlerce belirtilen bir husus.

[2] Romanın kimi okurları, Pym’in anlattıklarının gerçek olduğuna, ancak yer yer gerçeği fazla abarttığına inanmıştı. Örneğin romanda Pym, Güney Kutbuna yakın bir adada dişleri bile siyah olan yerlilerden ve duvarlara kazınmış hiyeroglif benzeri yazılardan söz eder ve bunlar o zamanki İngiltere’de birçok yerel gazetede gerçek bir haber gibi yayımlanır.