“Bazı kitapların hiçbir zaman bir okuyucusu olmayabilir; üstelik yalnızca şu anda hamur haline getirilmek üzere yola çıkan satılmamış milyonlarca kitaptan bahsetmiyorum.”

“Kitap” derken ne kastettiğimizi bildiğimizi düşünsek de dijital metinler ve okuma araçları bizi yeniden düşünmeye sevk ediyor. Kitapta karakterler, harfler ve bazen imgeler olur. Okunabilir bir şeydir ama bir kapağı ve sırtı olması gerekir mi? Peki “sayfa” olarak düşündüğümüz şeylere sahip olması gerekir mi?

İçgüdüsel olarak kitabı basılı bir şey olarak düşünürüz ama kitabın uzun ve baskı öncesi tarihi veya dünyanın farklı yerlerindeki çok çeşitli türleri (ister öğretici olsun ister manevi, ister bilgi veya eğlence aracı olsun ister bazen yalnızca törensel) ve çok çeşitli kullanım amaçlarına kafa yorduğumuzda bu nitelik kitaba o kadar içkin olmayabilir.

Bütün kitaplar okunabilirdir ve çoğu da farklı becerileri, ilgi alanları ve saikleri olan kimseler tarafından ve çok farklı koşullar altında bir şekilde okunacaktır. Fakat bazı kitapların hiçbir zaman bir okuyucusu olmayabilir; üstelik yalnızca şu anda hamur haline getirilmek üzere yola çıkan satılmamış milyonlarca kitaptan bahsetmiyorum. Muazzam tarihî konakların ve kurumların raflarında istiflenmiş duran açılmamış kitaplar var, hatta bazıları kendi evlerimizin tozlu köşelerinde ilgi görmeden yaşlanıyor.

Taşınabilir bilgisayarların, akıllı telefonların ve kaydırılabilir metinlerin ortaya çıkışı kitapların malzemesi, etkisi ve amacına ilişkin varsayımları zora sokuyor. Tıpkı basitçe kağıt veya parşömenden değil; kemik, kabuk, bambu, papirüs, yaprak veya mikroişlemciler ve LCD ekranlardan yapılma kitaplar üzerine düşündüğümüz gibi çiviyazısı tabletler ve kil tabletlerden oluşan kadim Asur kütüphaneleri üzerine yeni şekillerde düşünebiliyoruz.

Kitap malzemesi antik dünyadaki kaplumbağa kabuğu ve geyik kemiğinden uzun rulolara, Orta Amerika’daki akordiyon kodekslere, Doğu Asya’daki bambu ve ipek kitaplara ve Güney Asya ve dünyanın diğer bölgelerindeki palmiye yaprağı el yazmalarına çeşitlilik gösterir. Bilhassa Güney Amerika ve erken dönem Afrika’da ise kitap türlerine ilişkin anlayışımızın müteakip toplulukların entelektüel, siyasal ve teknolojik başarılarını değersizleştiren bir tarihsel üstten bakma ile savaşması gerekir.

5 bin yılı aşkın süredir dünyanın her yerinde kitapları tanımlayan bu malzeme ve kullanım çeşitliliğinin yanı sıra kitapların anlamı aktarmasını sağlamak için yazma, basma ve damgalamadan kazımaya, resmetmeye, fotoğrafa ve hayret verici bir dizi eski ve modern baskı tekniğine birbirinden oldukça farklılaşan teknolojiler kullanıldı. Peki malzemelere -kil tabletlerden dijital tabletlere- onları kitap kılan nitelikler atfetmede ne kadar maceracı olabiliriz?

Hayvan derisi parşömen (buzağı derisinden yapılan tirşe gibi), ipek ve bitki liflerinin (papirüs, kenevir ve ilk kağıt gibi) temel kitap bileşenleri olduğu düşünüldüğünde ağaç kabuklarını, yaprakları, işlem görmemiş hayvan postlarını, mineral kil ve terakotaları da sorgusuz sualsiz işin içine katmalı mıyız?

Bazı artifaktlar boşa ümitlendirir. Örneğin, And İnkalarının MÖ 10. yüzyıla tarihlendiği anlaşılan düğüm atılmış ip kayıtları olan khipus (veya quipus) ayrıntılı Maya ve Olmek kayıt sistemleri ve araçlarından daha yakın tarihlidir ama taşınabilir, dayanıklı, yeniden üretilebilen ve okunaklı bilgi kayıt ve yayma sistemlerini de içinde barındırdığı düşünüldüğünde kitabın isimlendirmesi ve çeşitli maddeselliklerine ilişkin daha büyük zorluklar ortaya koyar.

“Yayın”ın doğası veya yokluğu kitapların işlevi ve amaçları üzerine düşünmede belirleyici midir? Ve yayının türlerinin ve metin ve illüstrasyona birlikte yayının kendisinin karmaşıklığı arttıkça “kitap” tanımımız ne denli evrensel bir hal alır? Haritaları ve müzik notalarını, katlanabilir panoramaları ve bir araya getirilmiş illüstrasyonlar ve baskıları da tanıma dahil edecek miyiz?

Bolca bulunan fizikî ve taşınabilir gazete, süreli yayın ve resmî gazetelerin kitap tarihi çalışmalarına temel teşkil etmeleri uzun süredir kabul edilen bir durum. Peki çoğu poster, bilet veya ticari ve yasal anlaşma gibi mesleki parçalar olsalar da tek sayfa basılı üretimler de “kitap” içine dahil edilecek mi? Metin işlemeli nakışlar, çoğunlukla önemsiz sınıf egzersizleri veya çuvallar ya da diğer muhafazaların üzerine özensizce yazılan kelimeler de geçerli mi?

Daha kapsamlı bir kitap tarihinin peşinde olan herkes için cevap evet. Ve bunun nedeni -“kitap” formları ne kadar yabancı olursa olsun- asıl meselenin iletişim; anlamın grafik ve okunabilir olmanın yanı sıra taşınabilir ve tekrar üretilebilir bir formdan hareketle meydana getirilmesi ve yayılması olması. İster kilden, deriden veya doğal liften yapılmış olsun ister bir dijital ekran, merkezî işletim ünitesi, rastgele erişilebilir bellek veya ekran kartı sayesinde mümkün kılınsın, kitaplar taşınabilir nesne işlevi görür.

Bu durum, kitabı yazılı bir anıttan farklı kılar. Kitaplar çok kısa veya çok uzun mesafeler katedebilir ve çeşitli seviyelerde dayanıklı bilgi, haber ve eğlence aktarıcıları görevi görürler. Kitabın taşınabilirliğine bel bağlayan böyle bir tanım, duvara sabit posterleri ve taşınmaz unsurlar üzerindeki yazıları dışarıda bırakabilir ve bir kez daha bu türden metinler ve kitaplar arasında inkar edilemez bir bağ mevcuttur, özellikle de kitaplar birçok küçük ve diğer türlü kitap olmayan unsurlarla meydana getirilebildiği için.

Sonraki yayıncılar ve okuyucular anlamlarını belirsiz veya hatta kavranılamaz bulsalar bile kitapların içindekiler ve “metinler”, tekrar üretilebilir olmaya ve paylaşılmaya, saklanmaya ve korunmaya muktedir kalmaya devam ederler.

Kitapların dünyanın her yerinde bulunduğunu ve kitabın maddesel formuna ilişkin revizyonların çoğunlukla radikal olduğunu ve yeni anlamlar ortaya çıkardığını biliyoruz. Yeni basımlar yeniden dizilebilir, yeniden basılabilir ve yeniden paketlenebilir, tercüme edilebilir, yeni kritik unsurlar veya eşlik eden imgelerle donatılabilir ve pek çok yere gidebilir. Bunların hepsi bir metnin yeni topluluklar arasında, uluslararası hatta küresel boyutta ve asırlar boyunca ve çok farklı kültürel bağlamlarda yeniden inşasına katkıda bulunur.

Her seviyede imalatçı, yayıncı veya editör müdahalesi; metin türleri, aynı yazar veya benzer yazarların eserleri ve diğer kitap ve okuyucu toplulukları arasında çoklu zaman-ı muayyen ilişkiler ortaya çıkarabilir ama farklı dönem ve mekanlardaki bu daha geniş kapsamlı kültürel tarihin kaydını tek bir eserde (İncil’den Anna Sewell’in Siyah İnci’si gibi popüler bir hikaye kitabına) tutmak da mümkündür.

Bu türden sorular bir kitabın maddesel formu ve aktardıklarına istinaden “metni” ve tasarım unsurlarının parametrelerine ilişkin kendimizden eminliğimize de kafa tutar. Bir metni ve etkisini değerlendirirken ideografik sisteme ev sahipliği yapan maddesel form ne derece önem taşır ve görece uygun fiyatlılık ve (örneğin karton kapakların ortaya çıkışıyla) taşınabilirlik ve (karton kapakların mağdur olabilecekleri) korunma ve yeniden okuma potansiyeli meselelerini ne kadar dikkate almamız gerekir?

Ayrıca, kitap tarihinin örneklediği kültürel alışveriş için asli olduğu aşikar olan okuma, kendi içinde bir tarih sunar; hem de sayısız epistemolojik, metodolojik, yorumsal ve arşivsel zorluk barındıran bir tarih. Okuma eyleminin kendisinin kayıt altına almaktan sıklıkla imtina ettiği böylesi bir tarihin sorunlu olduğu iyi bilinir.

Pek az okuyucu okuma pratiklerini kayıt altına alır. Bazı okuyucular sayfa kenarlarına bir şeyler not eder veya karalar, bazıları okuduklarını başkalarına anlatır veya bir okuma günlüğüne kaydeder ama metnin ferdî alıcısı üzerindeki etkisinin tam olarak ne olduğuna ilişkin delil özünde kısıtlıdır.

Okuma ve okuryazarlık türlerinin tarihi saiklerin, deneyimlerin, becerilerin, yeteneklerin, mekanların ve sonuçların değerlendirilmesini içinde barındırır fakat metnin alımlanmasında okuma pratiklerinin tarihi, maddesel nesnenin edinildiği, sergilendiği veya sembolik, spekülatif, estetik, manevi, duygusal, cinsel, patolojik veya diğer nedenlerle kullanıldığı kitaplarla etkileşim tarihinden sapabilir. Kitap sahipliğinin belirli koşullarda ve çok farklı mekanlarda geleneksel anlamıyla okumayı içinde barındırması zorunlu değildir.

O halde kitap tarihinin sunduğu kendine özgü bir katkı, bir kitabı tanımlayanın ne olduğuna ve formun hangi durumlarda anlama etki ettiğine ilişkin maddesel bir sorgulamayı işin içine katan bir değerlendirmedir. İçinde bulunduğumuz çağın değişen kıymetlendirmeleri de kitabın formu ile kitabın ilettiği ve içinde barındırdığı imlerin nasıl değişime uğradığına ve farklı dönemlerde nasıl tanımlandığına ilişkin anlayış sunar.

Nasıl ki dünya genelindeki kelime işleme ve metin mesajlaşması “font” kelimesinin -yalnızca 30 sene önce tipografiyle yeni haşır neşir olmaya başlananlara açıklanması gereken bir kelime- yeninden hayat bulmasını ve yeniden yapılandırılmasını beraberinde getirdiyse, örneğin “metin” kelimesinin güncel ve popüler kullanımı, “metin” mesajı gönderilir olmasıyla (“metin” isimden fiile kaymıştır) artık yeni bir anlam kazandı. Kitap formunun geleceğini güvence altına alan bizzat onun çokyönlülüğü ve uyarlanabilirliğidir.

James Raven

Kaynak: Literary Hub, 1 Ekim 2020

Çeviren: Çağla Taşkın