Kurt ve Jane Vonnegut’un en büyük kızları Edith Vonnegut’un yayına hazırladığı “Love, Kurt: The Vonnegut Love Letters, 1941-1945” adlı kitapta yer alan bu yazıyı ve Kurt Vonnegut’un mektubunu Esril Bayrak çevirdi.

2 Temmuz 1945’te, Kurt Fransa’dan Indiana’daki Camp Atterbury’e dönüş yolundayken Jane’i görmek ve onu diğer taliplerinden vazgeçmeye ikna etmek için arabasını Washington’da durdurmuştu. Jane, bir başka sinir krizinin eşiğinde olan annesini görmek istediğinden, Indianapolis’e birlikte yolculuk etmişlerdi. Kurt Indianapolis’de ona evlenme teklifi etmiş, Jane de bu teklifi kabul etmişti.

Her ne kadar Jane’e yazdığı mektuplarda evlilikten en az yirmi dört kez bahsetmiş olsa da, bu Kurt’un yalnızca ikinci ciddi evlilik teklifiydi. İlk teklifini annesinin ölümünden bir ay sonra yapmıştı. Bu elbette ki beklenmeyen, olağandışı bir evlilik teklifiydi. Kurt, öncesinde diş hekimine gitmiş, orada çektirdiği azı dişini de boynuna geçirmişti. Jane’in önünde gömleğinin önünü açmış, onu ne kadar da sevdiğinin bir kanıtı olarak boynundaki kanlı dişi göstermiş ve oracıkta evlenme teklifini etmişti. Annem bunu her anlattığında afallamış bir hâle bürünür. Bu yüzden, babamın tutumunun hoşuna gitmediğini düşünmekteyim.

İkinci teklif bir öncekinden daha gelenekseldi ve annem bu teklifi kabul etmişti. Parmağında annesinin alyansındaki taşların yarısı kadar taş bulunan, alelade bir nişan yüzüğü takılı hâlde, Washington’a dönmüştü. En sonunda, bu oyunu babamın lehine değiştiren şeyin ne olduğunu, hâlâ tam olarak bilmiyoruz. Belki de annemin talipleri arasındaki sesi en gür çıkan, en inatçı kişi oydu, belki de annem onun yazdıklarına ve birlikte kurdukları hayallere âşık olmuştu…

Amerika Birleşik Devletleri 1945 yılının 6 Ağustos’unda Hiroşima’ya, 9 Ağustos’ta ise Nagazaki’ye atom bombası atmış, 200,000 insanın ölümüne neden olmuştu.

Bir ay sonra, 1 Eylül 1945’te Kurt ve Jane, Jane’in Indianapolis’teki evinin arka bahçesinde bir Quaker[i] töreniyle evlendiler. Allie baş nedimeydi. Genç çift balayını, Hoosier Ulusal Ormanı’nın eteklerindeki French Lick Resort’da geçimişti. Jane’in balayı boyunca Kurt’a Karamazov Kardeşler’i okutması, aile arasında anlatılan efsanelerden biriydi. Kurt, onun kusursuz eğitimine hayranlık besliyor ve edebiyat konusunda da Jane’e derin bir saygı duyuyordu.

Eylül ayının sonunda, Kurt askeri görevini tamamlamak için Kansas’a Fort Riley üssüne gönderildi. Görevi ordunun sekreterlik işlerini yürütmekti. Bir yandan askeriyede görevini sürdürürken, Jane’in de yüreklendirmesiyle kısa öyküler yazmaya başladı. Aslında Jane hep kendisinin yazar olacağını düşünmüştü fakat kısa bir süre sonra eşinin üstün yeteneğini -Kurt bile fark etmeden önce- fark ettiğinde ona yardımcı olmak için kendi arzularını ve hayallerini bir kenara koydu. Kurt’un askerlik süresince Jane, Indianapolis’teki evde yaşamaya devam etti, günlerini eski arkadaşlarıyla buluşarak ve babasıyla birlikte geçiriyordu. Bir giyim mağazasında tezgahtarlık yaptığı kısa süreli bir işi oldu fakat vaktinin çoğunu Kurt’un hikâyelerini yayına hazır hale getirmeye ve onları yayımcılara göndermeye harcıyordu.

İşte bu sıralarda Kurt, birkaç kısa öykü yazmış olmasına rağmen, aslında savaş zamanında edindiği deneyimleri hakkında yazması gerektiğini fark etti.

Kurt Vonnegut’un 31 Temmuz 1945 tarihinde Jane’e gönderdiği mektup:

Sevgilim,

Mektubun ilişiğinde, tüm gün kendimi nasıl hissettiğimi anlatacak hayli simgesel bir anlatım göreceksin. Yarın anneni görmeye gideceğim – düğünümüzün oturma planının tamamlanması için yardım etmeye. Çünkü, canım, düşünüyorum ki düğünümüz 14 Eylül’den önce gerçekleşecek ve annen bu oturma planını daha erken kullanmak durumunda kalacak! Sence de öyle değil mi?

Belcher Çiftliği’nin gözü pek aşk merdiveni[ii] bu akşam saat 21.30’da dünyaya daha fazla Saluki getirmeye başladı. Ve…[iii] beklerken, tam tamına sekiz yavru doğurdu. Harika bir anne. Nasıl olur da dişi köpek[iv] için kullandığımız kelimenin böyle kötü bir anlamı olur! Eğer bu onun hafifmeşrepliğinin bir sonucuysa, o zaman çekinmeden söylüyorum ki hafifmeşreplik dünya üzerindeki en özverili ve en harika şey. Yavrularını gördükten sonra, hayatımda bir daha Saluki dışında bir köpek sahibi olmamaya karar verdim. Her biri dünya üzerinde görüp görebileceğin en sevimli piç kurusu. Şu an fazlasıyla duygusalım.

Seni seviyorum bitanem. Ayrı kaldığımız onca vaktin arasında, ilk kez benimle birlikte büyük bir parçamı da götürdün yanında. Ayrı kalmamızın açıklanabilir, akla yatkın hiçbir yanı yok. Umarım yakında evleniriz. Eğer Bernard bu hafta sonu gelirse, hiç değilse Ağustos’un 15’inde Washington’da, senin yanında olacağım.

İçimdeki hayvanın dinlenmekte olduğu o kaidenin önünde, küçük bir köpek evi göreceksin. Eğer hatırlıyorsan, bir zamanlar içimdeki o hayvan, bu köpek evine güzelce yerleşmiş bir hâldeydi.

Sevgiler,

Kurt

Kurt Vonnegut’un mektupta bahsettiği “İçimdeki Hayvan” çizimi.

[i] Quaker (İng): mevcut Hristiyan mezheplerinden ve tarikatlarından memnun olmayanlar tarafından 17. yüzyıl ortalarında İngiltere’nin kuzeybatısında ortaya çıkmış bir mezheptir.

[ii] Burada Kurt Vonnegut, çiftlikteki Saluki cinsi dişi köpekten bahsediyor.

[iii] Burada Kurt Vonnegut’un el yazısı okunmuyor.

[iv] Mektupta geçen “bitch” kelimesinin dişi köpek ve kaltak olmak üzere ikili anlamı bulunmakta.