Çağın Özbilgi

ellerim kuruyor / rüzgârlarından
saçları dağınık mevsim, çatlayan narlar
denizler mor dalgalarla vuruyor / tasvirlere
iki yakam bir araya gelmese de olur
vazgeçtim, dünyayı peşimde sürüklemekten

uzun koşlardan geldim / buralara
devasa bağlar aştım, şehirler / tepelerinden
görmeyi istediğim her şey yan yattı / dibe battı
gemilerle aktım, atlarla, yıldızlarla
kadran, akrep, yelkovan, zincir
bana hediye ettiğin cep saati hâlâ cebimde / hayat!
her geçen gün daha hızlı akıyor s u
                                                        n

gidişlerin apansız sarstığı günlerde
kuşların gökyüzüne çizdiği resimden
bulutlarla birlikte geçiyor / ak yüzün
dünyayı durdurmaya yetiyor o an
kaldığım yerden devam ediyorum / benliğime
insan kötülüğün görsel şöleni / tekim
belki de tekten bir eksik / daha da yalnızlaştım çünkü
insanlıkla boy ölçüşmeye kalktıkça

asfaltı kağnıyla süren kem gözlerin çağı
apansız vuruyor kırışıklarıma ateş
tarifsiz endişeler duyuyorum / kulaklarım
deklanşöre basılınca çıkacak o seste
belki de bir karesinde yer bulacağım / hayatın
pençeleri kanlı aslanlarının içinde
aklımdaki karanlık çağın adıyla uyanıp
aydınlığa herkesten daha hızlı koşacağım

budanan yanlarım daha gür / bakımsız
aynalarda lekelenen yüzümde buğu
Pisidya’dan yalınayak geçip
düşüncelerini sarkofagoslara yatıran bir gezgin
içimdeki asayı elinde taşıyan köle
dumur oluyorum / olanları düşündükçe
                           etleri çürüyor düşüncelerimin
acaba beyaz mıydı doğduğumda / kim bilir?
annemin sırtıma taktığı pelerin

uçtuğumdan eminim / ama!
kanatlarım yok benim

kendimi insanların vurduklarında görüyorum

Çağın Özbilgi