Olcay Aykaş

Babam tuhaf, dağınık bellekli bir adamdı. Tuhaftı: Günler boyu kendini kapattığı kâğıt ve mürekkep kokulu odasında, sözcük yığınlarının ortasında oturur, hiç konuşmazdı çünkü. Gözlüklerinin arkasında birer bezelye tanesine öykünen gözlerini bana, anneme ve insanların nasırlı, kangrenli ellerle filizlendirdiği bu dünyaya çevirmezdi. Bizim bilmediğimiz bir dünyanın varlığından haberdarmış, o dünyaya kâğıt ve mürekkep kokulu odalardan geçiliyormuş ve düşünceli, savruk adamlar oradaki yazgılarını kâğıtlara dokuyup onu yaşıyorlarmış gibi sayfalara bakardı yalnızca. Dağınık bellekliydi: Günlerce süren suskunlukların, sözcük sözcük nakışlama uğraşısına giriştiği bir başka yaşama ait yazgısının içinden çıkıp yanımıza döndüğünde de bir yanıyla hâlâ o yazgının içinde yaşardı. Biz kasabanın gri akşamlarında kerpiç huzursuzluklara gömülmüşken dağlardan konuşurdu sözgelimi. Tan sökümünde, karlar altında kalmış bir kasabaya yaklaşan ulaktan, o ulağın vereceği haber öncesi kasabalılarca idam edilişinden söz açardı. Ya da “sabah ezanının,” derdi, “içine tünemiş bir yarasa çığlığı var.” Eklerdi sonra, kurşuni kaşlarını çatarak, “ insan yazgısını kendi elleriyle değiştirebilir, sözcük ve düş başka bir yaşantının boş sayfasıdır.” Biz annemle birbirimize bakar, babamın sesinde uçuşan yarasa kanatlarını, karlar altında kalan kasaba telaşsızlığını, sayfaların sarışınlığını izlerdik. Ve böylesi zamanlarda babamla aramızda sanrılardan ve suskunluklardan oluşan o derin uçurum genişler, düşsel bir zamanın kuytusuna çekilirdik.

Sonraları babam, onu tuhaf kılan, belleğini deşen, dağıtan başka bir yazgıyı salt odasında değil, uzaklarda da aramaya başladı. Uzun, dal kıpırtısız geceler boyu sustuğu odasından çıkıp giderken ardında sadece şakıyan nal sesleri bırakmadı kuşkusuz; acı, açlık, karanlık ve ona doğru büyüyen bir öfke de bıraktı. Böylece üzerimize çöken hengâmede, önce babamın değil; annemle benim yazgımız değişmeye başladı. Nefti bir ikindi vakti döndüğünde uzaklardan, annem yoktu artık. Babamın çığırtkan suskunluğunun gölgesi altında hayıflanan mırıltısı giderek sönmüş, sonunda yok olmuştu. Bir sabah vakti döndüğünde ise yalnız değildi. Sureti defterine sıraladığı sözcüklerden kotarılmış, gök yüzlü bir kadın annemin kavruk yokluğunun yerine geçmişti. Babam yine dağlardan söz açıyor, ara ara bir ulağın kuşkulu adımlarını hanenin orta yerinde gezdiriyordu ama artık babam değil ben, onların varlığının üzerini örttüğü başka yaşantıların içindeydim. Duvarlarından yarasa çığlıkları, göç sızıları sızan, babamın yıllarca sustuğu odaya kapanıyor, yazıyor, yazgımı değiştirmeye çalışıyordum. Babam gibi… Güleç, konuşkan, gök yüzlü kadının yerine annemi koyuyor, babamı eskiden olduğu gibi yine, uzaklara gönderiyor, annemle sobanın üzerinde oflaya puflaya kaynayan çaydanlığın iç çekişlerini dinliyordum. Annem ağlamıyordu artık, beklemiyordu ya da. Kimi zaman da yaralı bir hayvan gibi çöktüğüm iskemleden doğrulup parmak uçlarımda işlemediğim onlarca cinayetin izi, dağarcığımda dillenmemiş binlerce küfürle, kesik kesik soluyan babamın yüzüne bir ceset kadar ağır yastığı bastırıyor, onu eziyordum.

Derken zamanın geriye doğru yürüdüğü bir gün, annemin yokluğuna sinen kadın, bir bilinmezliğe karışıp yitti; ardında babamın bıyıklarından sarkan yüzlerce soru imi bırakarak. Bense zaman geriye doğru yürüdükçe, tıpkı babam gibi, sözcüklerin, düşlerin kıpırdanışlarıyla değiştiğine inandığım yazgımdan babamın soru imli bıyıklarını ezen yastığı söküp alamıyordum bir türlü. Yürüdükçe zaman geriye doğru, babam olup, babamı boğuyordum. Gerçekleşeceğinden korkarak… Bu yüzden düşlerimi, kalemimi, uzun uzun dağlara bakıp susan babamı bırakıp gitmeye karar verdim, yazgımın kalanına koyu bir ölüm lekesi bulaşmasın diye.

Bunları yazmıştı oğlum, el ayak çekilince hanemizin ortasından, ben susup dağlara bakarken yine, karım karabasanlarla çevrilmiş bir tekinsiz uykudayken, odasına kapanıp, kargacık burgacık yazısıyla dokuduğu kara kaplı defterine. Bahçede, serin otların hışırtılarına komşu balçıkta bulduğumda defteri, onu aramaya başlayışımın altıncı günüydü.

Olcay Aykaş