Patricia Highsmith’in 100. ölüm yıl dönümü dolayısıyla Literary Hub adındaki sitede yazarın romanlarının nostaljik kapakları listelenmiş. Derlemede Highsmith’in şimdi edebi görülmekle birlikte, eskiden bazı romanlarının “pulp fiction” muamelesi gördüğünden bahsediliyor. Türkiye’de de birçok kitabı yayımlanan ve hatırı sayılır bir okur kitlesi bulunan yazarın bazı kitaplarının “ucuz” kapaklarına göz atabilirsiniz.

Türkçeye çevrilen romanlarının tanıtım metinlerini ve “Türkçe” kapaklarını ekleyerek paylaşıyoruz.

Patricia Highsmith (1921-1995)

Derin Sular

Polisiye romana felsefî bir boyut getiren, Yetenekli Bay Ripley, Fidyecinin Peşinde gibi yapıtlarıyla tanıdığımız Patricia Highsmith, suç olgusuna çok farklı bir açıdan yaklaşır; basitliğin içindeki derinliği yakalar. Highsmith’in en önemli romanları arasında anılan Derin Sular’ın en çarpıcı yanı da, bir psikopatın portresini baştan sona görülmemiş bir beceriyle çizebilmesidir. Highsmith, bu romanında da, sıradan kişilerdeki öldürme güdüsünü, suçun insanlar üstündeki etkisini olanca psikolojik derinliğiyle su yüzüne çıkarır. Onun Derin Sular’ında yüzerken, akıl ile akıldışı arasındaki sınırların yavaş yavaş ortadan kalktığını hissederiz. Bir eleştirmenin dediği gibi: “Bir örümcek sinekleri yazmaya kalksaydı nasıl yazardı, Highsmith de insanları öyle yazar işte.”

Trendeki Yabancılar

Buluşa bak! Birbirimizin cinayetini işleyeceğiz, anladın mı? Ben senin karını öldüreceğim, sen de benim babamı! Biz trende karşılaştık, tamam mı? Birbirimizi tanıdığımızı kimse bilmiyor! Cinayet ânında başka yerlerdeyiz! Anladın mı?

Kendinizi hiç beklemezken kötülüğün cisim bulmuş haliyle aynı kompartımanda bulabilirsiniz. Guy Haines, laf olsun diye karısı konusunda içini döktüğü Charles Anthony Bruno’dan sadistçe bir teklif alır: Katil olmak! Ama öldürecekleri kişileri değiştokuş edecekler ve kusursuz cinayeti işlemiş olacaklardır. Tren yolculuğu sona erer ama iki adamın uğursuz anlaşması tek taraflı da olsa imzalanmıştır; Bruno’nun kendi üzerine düşen cinayeti işlemesiyle, Haines kendini bir kâbusun ortasında bulacaktır.

1951 tarihli ilk romanında Highsmith, kendini iyi insan olarak tarif edebilecek sıradan kimselerin bile bir dizi olay sonucu en feci suçları işleyebildiği bir dünya yaratıyor. Ünlü yönetmen Hitchcock’un aynı isimli filme uyarladığı Trendeki Yabancılar, psikolojik gerilimin mihenk taşı.

Ocak Ayının İki Yüzü

Polisiye roman türünün filozofu Patricia Highsmith, bu romanında, birbirlerine korku ve nefret bağlarıyla bağlı üç insanın yıkıma sürüklenen serüvenini anlatıyor. Çağdaş Amerikan edebiyatının bu benzersiz yazarı, İngiliz Polisiye Yazarları Derneği’nce en iyi yabancı romana verilen Gümüş Hançer Ödülü’ne değer görülen bu romanında, insanoğlunun suç psikolojisinin labirentlerinde bir keşif gezisine çıkarıyor okuyucuyu. Birçok yapıtı Alfred Hitchcock, Rene Clement, Wim Wenders gibi usta yönetmenlerce beyazperdeye aktarılan Highsmith, Ocak Ayının İki Yüzü’nde, insan doğasındaki suç dürtüsünü her zamanki gözüpekliğiyle irdelerken, sürükleyici olduğu kadar kışkırtıcı bir gerilim romanı sunuyor.

Merhameti Ertelemek

Patricia highsmith Merhameti Ertelemek‘te son derece sürükleyici bir anlatımla, okuru kendi kurduğu o akıldışı dünyaya sokuyor. Graham Green’in sözleriyle, “ürkütücü bir biçimde, komşumuzdan çok daha gerçek olan” bir dünyaya…

Sydney ve Alicia Bartleby Londra’nın gürültü patırtısından kaçarak, sırf “rahatlayabilmek ve üretebilmek” için kır evine yerleşen genç bir çifttir. Sydney televizyon için, bir türlü satamadığı dizi senaryoları yazarken, bir yandan da romanı üzerinde çalışır. Alicia’nın bütün derdi resim yapmaktır: Yaşadıkları münzevi hayat aralarındaki çelişkileri daha çıplak bir biçimde görmelerini sağlar. Huzursuzlukları günden güne artar. Sydney “potansiyellerini gerçekleştirememek”ten Alicia’yı sorumlu tutmaya başlar. Alicia da kaybolmak istediği bir yolculuğa çıkmaya karar verir…

Olayların akışı, merhametin ertelendiği acımasızlıkalrı da beraberinde getirir. Highsmith bu kitabında “kara ayrıntılar”ın, kimi koşullarda insanların yaşamını ne kadar büyük ölçüde belirlediğini çarpıcı bir gözlemle anlatıyor…

Cam Hücre

Philip Carter, iyi bir adam; iyi bir işi, derin bir aşkla sevdiği iyi bir karısı var.”Tüm felaketlerin sadece başkalarının başına geleceğini sanarak yaşayan binlerce insandan biri. Ruhunun labirentinde, kendi zayıflıklarının peşinde koşarken bir tür “kadar nevrozu” girdabında dönüp duran bir insan.Ta ki, haksız suçlamalar, cezaevi, morfin, işkence, ihanet ve sonunda kapısını çalan ve cinayet bütün yaşamını kuşatıncaya kadar… Cezaevindeki taş hücresinden camdan görüşme kabinine, cam morfin şırıngasından herkesi görebildiği ve herkes tarafından görülebildiği yaşamın “cam hücre”sine uzanan bir serüven…Patricia Highsmith, işlemediği bir suçtan altı yıl cezaevinde kalan, başarılı mühendis, Fransız edebiyatına meraklı, klasik müzikten hoşlanan, tüm dünya bir cezaevidir, cezaevleri ise dünyanın abartılı biçimleridir diye düşünen “iyi aile babası” Philip Carter’ın hayatındaki “kara ayrıntılar”ın giderek çoğalmasının soluk kesici hikâyesini anlatıyor “Cam Hücre”de

Tuzun Bedeli (Carol)

New York’un büyük mağazalarından birinde sıradan bir tezgâhtar olan Therese’in hayatı, çekici ve zengin Carol’la karşılaşmasıyla aniden yön değiştirir. İki kadın görünüşte birbirinin tam tersidir: Therese ek gelir için mevsimsel işlere giren, sevmediği bir adamla birlikteliğini sürdüren, on dokuz yaşında bir genç kadındır; Carol ise zengin kocasından boşanmanın arifesinde, kültürlü, saray yavrusu evindeki hayatından bıkmış bir banliyö hanımı. Kaçmaya çalışsalar da, yüzyıl ortası Amerika’sının kuralcı toplumu onları takip eder. Therese ve Carol, mutluluklarına sahip çıkabilecek midir?

Eşcinselliğin tabu olduğu 1952 yılında birçok yayıncı tarafından reddedilen roman, sonunda Claire Morgan imzasıyla ve Tuzun Bedeli adıyla basılabilmişti. Tüm beklentileri alaşağı eden kitabı bağrına basan okurlar, gözüpek yazarı da mektup yağmuruna tutmuşlardı. 1984 yılında nihayet Patricia Highsmith’in kendi imzasıyla ve Carol adıyla yayımlayabildiği, yakın zamanda beyazperdeye de uyarlanan roman, günümüzde 20. yüzyılın kült başyapıtlarından biri.

Yetenekli Bay Ripley

Patricia Highsmith’in bütün dünyada okur kitleleri kadar sinemaseverler tarafından da tanınan ve beğenilen ünlü “Ripley” dizisi ilk defa bütün romanlarıyla Türkçede. 1955’te Yetenekli Bay Ripley’yle başlayan serüven, Ripley Yeraltında (1970), Ripley’nin Oyunu (1974), Ripley ve Peşindeki Çocuk (1980) ve Ripley Su Altında’yla (1991) devam etmişti.

Dizinin ilk kitabı Yetenekli Bay Ripley’de, New York’ta yaşayan hırslı, zeki ve kurnaz bir genç olan Tom Ripley’yle tanışıyoruz. Ripley, zengin bir ailenin, aile işlerine sırt çevirmiş oğlu Dickie’yi geri getirmek üzere İtalya’ya gönderilir. Dickie’nin yaşamı onu öylesine cezbeder ki, Dickie gibi olmak, ona yakın olmak arzusu Ripley’de kısa sürede bir takıntıya dönüşür.

Bu takıntı, edebiyat tarihinin en unutulmaz antikahramanlarından birini doğuracaktır.