Ocean Vuong; T.S.Eliot, Whiting, Thom Gunn ve Forward ödüllerine layık görülen şiir kitabı Night Sky with Exit Wounds ile tanınan genç bir şair. Bahsedeceğim Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz de yazarın ilk romanı. Romanın “Küçük Köpek” takma adlı ana kahramanı ile yazarın hayatında biyografik açıdan benzerlikler olduğu göze çarpıyor. Vietnam’da doğan ve sonrasında yaşamını Amerika’da devam ettiren Ocean Vuong, karakterinde kendi hayatından izler bırakmış belli ki. Çevirisi Deniz Koç’a ait olan bu eseri yeni kurulan Harfa Yayınları yayımladı.

Elimizdeki roman, bir çocuğun okuma yazma bilmeyen annesine yazdığı uzun bir mektup. Vietnam’dan Amerika’ya göçmek zorunda kalmış bir ailenin çocuğu Küçük Köpek. Mektupları yazdığı sırada yirmili yaşlarında. Annesine seslendiği için romanın tamamı ikinci tekil kişi ağzından yazılmış ve geriye dönüş tekniği ile çocukken yaşadıklarını annesine kendi bakış açısından anlatıyor. Annesi, anneannesi ve teyzesi ile aynı evde büyümüş bu çocuğun üç kuşak arasındaki acı dolu hatıralarına dönmek oldukça sarsıcı. Babasının bahsi çok az geçiyor fakat annesini dövdüğü için ayrıldıkları bilgisine yine de ulaşabiliyoruz. Annesi, Vietnamlı göçmenlerin çalıştığı manikür pedikür salonunda zayıf İngilizcesiyle çok uzun saatler az paraya çalışmakta. Annesinin ilgisine ihtiyaç duyduğu bu zamanlarda, aksine, anlatıcının ondan gördüğü şiddete şahit oluyoruz. Amerika’da dil bilmeyen bir göçmen olmak, günün tamamını çalışarak geçirmek, çocuğunu babasız büyütmek annesinin gözünden anlatılmamış ama Küçük Köpek’in anlattıklarından tüm bunları da görmek mümkün. Çocuğunu sürekli döven bir anne figürü, roman boyunca ana karakterin gözünden etkileyici bir şekilde anlatılmış.”Bir seferinde kafama Lego kutusunu fırlatmıştın. Ahşabın üstü nokta nokta kan lekesi olmuştu.” ya da “O yumruklar, otoparkta yediğim azar, saçlarını kızıla boyayan akşam güneşi. Eklemlerin yağmur olmuş üstüme yağarken başıma kalkan kolların.” cümlelerinde bu şiddet gözler önüne seriliyor. Annesinin bu hâllerinin farkında olan -aynı zamanda ona Küçük Köpek adını da takan- anneannesi, onun bir nevî kurtarıcısı. Evde yemek hazırlayan, dayak yiyen torununu kızının elinden alan kadın Lan. Onun da hayatından büyük acılar geçmiş fakat şimdi ilgilenmesi gereken Küçük Köpek var.

Savaştan ötürü Vietnam’dan Amerika gibi bir ülkeye göç etmek zorunda kalma hâli, romanda ağırlığınca duruyor. Irkçılığı, sarı bir ırkın beyazların içine karışıp kaynaşmasının öyle kolay olmadığını yazar tüm şairaneliğiyle anlatmış romanda. Her bir cümle adeta bir şiirden alınmış gibi. Annesinin, iş yerinde; Küçük Köpek’in ise okulda maruz kaldığı psikolojik şiddet, tüm acımasızlığıyla gözler önüne serilmiş. Bilmediği bir ülkenin bilmediği diliyle kendini ifade etmek en başta okulda yakasına yapışır Küçük Köpek’in; okul hayatı süresince ezilmiş, aşağılanmış ve İngilizce öğrenmek mecburiyetinde kalmıştır. Akranları hatta öğretmenleri bile küçücük bir çocuğun karşısında dil duvarıyla dururlar. Annesine göre ise dil öğrenmek onun için tek çıkış yoludur ve bu uğurda oğlunu kendince sürekli cesaretlendirir. Çünkü kendi yaşadığı zorluklarla onun da karşılaşmasını istemez. Dil konusunda yazarın roman içinde sık sık Roland Barthes’a başvurduğuna değinmek gerek. Romanın çeşitli yerlerinde karakterin ağzından, Barthes’ın annesinin ölümünün ardından kaleme aldığı Yas Günlüğü‘nden parçalar paylaşır ve bunlar üzerinden fikirlerini dile getirir. Barthes romanda bu bağlamda önemli bir aracı konumunda. Azınlık olunan bir ülkede dil yoluyla ötekileştirilmesini şu sözlerle dile getirir:

Hiçbir nesnenin hazla sürekli bir ilişkisi yoktur, diye yazar Barthes. Ancak yazar için bu nesne anadilidir. Fakat ya anadilin kavruk kaldıysa? Ya o dil yalnızca bir boşluğun sembolü değil, kendisi başlı başına bir boşluksa, ya dil kesilip atıldıysa?”

Buradan, insanın kendi dili ile bağı koparıldığında, bugüne kadar bildiği başlıca iletişim aracı kesilip atıldığında hayatla bağının da koptuğu anlamı çıkıyor. Küçük Köpek’in öğrenmek zorunda kaldığı yabancı dil ile yıllar sonra eser vererek öz dilinin bu kesilip atılmışlığının öcünü aldığını söyleyebiliriz.

Ocean Vuong

Toplum tarafından ötekileştirilmiş bu insanların “Amerikalı” gibi görünme ve kendilerini öyle hissetme çabası da o topluma ait olmaya çalışırken seçilen bir başka mücadele yolu. Bu, romanda en çok Küçük Köpek’in annesinde görülmekte. Ülkesinden uzak bu yerde işçi sınıfına mensup olmak zorunda bırakılmışken, bir yere ait olma duygusunu bir nebze yaşayabilmek için Amerikalı gibi görünmenin peşine düşer. Bir gün, beyaz bir elbiseyi üzerine tutarak “Gerçek bir Amerikalıya benziyor muyum?” diye sorar oğluna. Ne de olsa onun teni oğlundan ve annesinden daha beyazdır. Bulunduğu bir ortamda konuşmadığı sürece Amerikalı zannedilebilir. İnsanların kendilerinin belirleyemediği şeyler olan ırkları, dilleri hatta ten renklerinden dolayı ötekileştirilmelerinin anlatıldığı kısımlar aklıma bir çocuk kitabını getirdi, Çabuksığınlar‘ı. Jean-Claude Grumberg’in bu eseri çocukların yanı sıra yetişkinler tarafından da okunabilir. Yaşadıkları yerde sevilmedikleri için başka yere göç eden bir Çabuksığın ailesini okuruz kitapta. Gittikleri yer neresi olursa olsun, insanlar onları türlü türlü bahanelerle sevmemeyi başarırlar. Kitabın bir yerinde şöyle der yazar: “Çabuksığınlar tenlerinin rengi yüzünden de sevilmezler, çok soluk veya çok kahverengi, ya da çok sarı veya çok kızıl oldukları için.”

Küçük Köpek’in hayatındaki önemli kişilerden biri de yaz tatilinde çalıştığı tütün tarlasındaki Trevor’dur. Onunla birlikte olduğu süre içinde cinsel yöneliminin toplumun beklentileriyle uyuşmadığını fark eder. Ancak toplumsal dayatmalar gereği bunu da gizli yaşamak zorunda kalırlar. Öte yandan, Trevor bir beyazdır ve duygusal ilişkide bile olsa bir beyazın sarıdan baskın olduğunu Küçük Köpek zaman geçtikçe öğrenir. Teninin rengi burada da karşısına bir engel olarak çıkmıştır. Yazarın ırkçılık, cinsel yönelim gibi konuları irdelediği bu romanda, evrensel bir mesele olan hayvan sömürüsü de atlanmamış. Örneğin, oldukça haşin bir ruha sahip olmasına rağmen Trevor süt danalarını yiyemez. Süt danalarının ineklerin çocuğu olduğunu bilir ve çocukları asla yemediğini dile getirir. Küçük Köpek’in de, “Çiftlikteki ineklerin ne kadar üzgün göründüğünü hatırlıyorum, büyük kafaları elektrikli tellerin ardında hareketsiz duruyordu. Ve altı yaşında olduğum için, renklerin bir tür mutluluk olduğuna inandığımı hatırlıyorum; o yüzden pastel boya kutusundaki en parlak renkleri çıkarıp üzgün ineğimi mor, turuncu, kırmızı, kestane, macenta, kalay, eflatun, simli gri, misket limonu yeşili renklerine boyamıştım.” dediğini okuruz. İnekler, buzağılar, bizonlar dağınık şekilde gezinirler romanda ve bir yol bulup okuyucunun zihnine girmeyi böylece başarırlar. Evrensel meselelerin kendine yer bulduğu ve Vietnam’da beyaz, Amerika’da sarı kalan yetişkin bir çocuğun okuma yazma bilmeyen annesine yazmış olduğu mektup biçimindeki bu roman, Ocean Vuong’la tanışmamızı sağladı. Okuyanlar, başka eserlerini de dilimizde görmeyi sabırsızlıkla bekleyecektir.

Nagihan Kahraman