Şükran Yiğit’in “Burası Radyo Şarampol” romanını annemin dizinin dibinde olduğum yıllarda okusaydım bu kadar sever miydim? Annemin dizinin dibindeyken okusaydım, annem bu kitabın bir yerde kendisi için de yazıldığını bilir miydi? Şükran Yiğit, bu kitabını okuma yazma bilmeyen anneme, okuma yazma bilen ama kitap okumayan babama, okuma yazma bilen bana yazmış olduğunu bilir miydi? Hiçbirimiz hiçbir şey bilmiyoruz bu konuda. Ben artık evimizin Müge Anlı izlenen büyük salonunda değilim. Annem beni watsaptan arıyor, babam resmi işleri için ilçeye gidiyor, Şükran Yiğit roman yazıyor.

Ben annemin asla haberi dahi olmayacak ama haberi dahi olmadan çok seveceğini düşündüğüm kitaptaki, okusaydı çok çok seveceği kelimeleri ve cümleleri sizin için, siz dediğim işte, bir kelime ile bin sene önceye bin sene sonraya gidebilen insanlar için, bir yerde belki hepimiz için, sırayla belirtmek istedim. Ya da kitaptaki altı çizili yerleri size göstermek istedim diyelim.

Olur gider be: Günlük hayatın sevimsiz ve zor bir anında söylenen, hayırlısı ne yapalım ölelim mi anlamına gelen bir nefes alıp verme cümlesi.

Dokuma: Babama seksen darbesi öncesinde solculuk öğretip, babamın bir eşeğe dev sol yazmasını sağlayan, rahmetli Adil Dayımın çalıştığı fabrika. Adil dayım, roman kahramanlarından olan Filiz’in annesi ile vardiya arkadaşıdır muhtemelen.

Huna bak huna: Şuna bak şuna demenin Antalyalıcası.

Voyn: Sadece voyn kelimesi için bile yazardım bu yazıyı. Voyn bir boşluk doldurucudur. Voyn Antalya merkezden Fethiye’ye kadar uzanan bir seslenme biçimi. Voyn abi abla kardeş demektir. Voyn maki demek Batı Antalya demektir.

Elmalı: Antalya’nın yayla ilçelerinden olup ismiyle müsemma elması ve leblebisi meşhurdur.

Gömbe: Kar şerbeti ve erenleri buluşturan Uçarsu şelalesi ile meşhur, Antalya’ın Kaş ilçesine bağlı belde.

Galesiz: Türkçesi gailesiz olan kelime.

Kölle: Uzun kış gecelerinde, sobanın üzerinde ağır ağır pişirilen, içinde buğday, bakla, nohut, fasulye olan, piştikten sonra ceviz, limon ve bolca kırmızı biber ile toplu halde yenilen yemek, aş, çorba.

Panayır: Yaz tatili boyunca kurulan pazar, oyun ve festival alanı.

Gar şerbeti: Güneş görmeyen oyuklardan çıkarılan karın, tarçın pekmez ya da şeker ile birleştirilmesiyle yapılan ve soğuk içilen şerbet türü.

Hötteki: Zamir yönü kuvvetli dilimizin bizcesi. Höttee, hötteki, höte get baken olarak da kullanılan kelime.

Endeki: O elindeki anlamına gelen, ende olarak da kullanılan işaret zamiri.

İni: Kayınbirader.

Meşhur 18’in Bağaçaları: Üzeri susam ve fıstıkla süslenmiş Antalya’ya özgü ve 18’in orada yenilen tahinli yiyecek. (Poğaça başka bir şey)

Demre domatesi: Antalya’nın eski adı Demre yeni adı Kale olan ilçesinde yetişen domates. Ayrıca Noel Bana yani Aziz Nicolas da Demre’de yaşamıştır.

Kağıt ve hikaye: Biz Antalyalılar hikâye ya da kâğıt diyemiyoruz. Olmuyor yani, ısrarla hikaye ısrarla kağıt diyoruz.

Ve Metin Demirtaş: Antalya’nın Elmalı ilçesinin Akçay beldesinde doğmuş olan şair.

“Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera
Bakma şimdi durgunsa, bir şahan gibi duruyorsa” demiştir.

Bitirdim. Size altını çizdiğim kelimeleri gösterdim. Bu bir yerde eciş bücüş çizgiler demek. Bir yerde toz toprak ve çocukluk demek.

Bu yazı bir kitap analizi değildir. Kitap yazısı ve eleştirisi yazısı hiç değildir. Bu Halil Yörükoğlu’nun Şükran Yiğit’e “Kabalık olmazsa size abla diyebilirim?” diye sormak için bahane ettiği yazıdır. Ya da “Huna bak huna, 288 sayfa roman yazmış kadın anam” yazısıdır.

Okuyanı çok olsun.

Halil Yörükoğlu