Yazmak, yazar olmak, ucu çocukluğa kadar gidip dayanan, hiç bitmeyen, ömür boyu çaba gerektiren bir uğraş. Yazarların yazmak ve yazar olmakla ilgili içlerinde uyanan en erken hatıradan, ilk ürünlere, yayımlanmış eserlere ve geleceğe uzanan yolculuklarını onların ağzından dinlemek, sizi de bu serüvene dahil etmek istedim. Buyurun.
Tuğba Gürbüz

Bizim zamanımızda Cin Ali vardı. 1991 yılıydı, birinci sınıftaydım, kıl payıyla yırtmıştım siyah önlükten. Mavi önlüklü bir utangaçlık biçiminde geziyordum okulda. O kadar utangaçtım ki duvar diplerinden yürür, kimseyle de pek konuşmazdım. Babamla aynı okuldaydık ama herhalde beş sene boyunca bir kere bile gitmedim öğretmenler odasına. Okulu sevmemiştim.

Ben okumayı sökerken dünya ilk defa bir savaşı “naklen” izliyordu. Kara tahtaya “Kahrolsun Saddam” diye yazdığımı hatırlıyorum. Çocukluk işte.

Okumayı öğrendiğim yaz, naklen savaşın yazında yani, deli gibi okumuştum. Ne bulursam. Ne zaman yazmak istedim ya da kafamda yazar olma düşüncesi ne zaman belirdi tam hatırlamıyorum ama sanırım üçüncü sınıftaydım ilk eserim (!) yayımlandığında.

Türk Standartları Enstitüsü’nün çıkardığı bir çocuk dergisi vardı: Öncü Çocuk. Oraya bir şiirimi göndermiş, yayımlandığında da çok sevinmiştim. “Öncü çocuk dergisi / gelir bize kendisi” diye başlıyordu şiir. Dergi posta yoluyla geliyordu galiba.

Ama daha o zaman bile istediğim, umduğum coşku ve heyecanı göremediğimi hatırlıyorum. En başta da kendimde. Dergi geldiğinde çok sevinmiştim ama sonra tuhaf bir yabancılık hissettim. Galiba yazar olmak isteğim o günlerde doruktaydı, sonra giderek azaldı. Hâlâ yazıyor olmamın sebebi yazar olmaktan değil, yazmanın kendisinden duyduğum haz. “Geldin yine birdenbire geldin yine / İçimdeki yazı hayvanı geldin yine” diyor ya Dağlarca. Bir Şamanın transı gibi. İşte o ansızın gelen ve müthiş bir haz veren şey için yazıyorum: Yazmanın kendisi için.

Bu ilk şiirden sonra epey bir ara verdim yazmaya. Kendi kendime yazıyordum. Yazdıklarım arada okul dergisinde yayımlanıyordu, o kadar. O dönemlerde Fakir Baykurt, Necati Cumalı, Can Yücel, Aziz Nesin gibi yazarlar, şairler vardı hayatımda. Çok özeniyordum onlara. Necati Cumalı’nın avukatlık da yaptığını öğrendiğim için, sırf bu yüzden, uzun süre avukat olmak istemiştim.

Üniversite için Ankara’ya geldim. Geliş o geliş. Mezuniyetten hemen sonra memur oldum. 2007 yılında Parşömen’i yayımlamaya başladım. Daha sonra da dergilerde yazılar, şiirler, öyküler derken kitaplar geldi.

Belki de bütün bunlar hiç olmadı. Ya da böyle olmadı, bu şekilde. Belki de ben birazdan Öncü Çocuk dergisine şiir göndereceğim. Her şey yeniden başlayacak.

Onur Çalı

1 Ocak 2015’te Kurmaca Biyografiler adlı blogta yayımlanmıştır.