Karel Çapek, Rossum’un Evrensel Robotları adlı oyunu 1920 yılında yazmış. Eser “robot” sözcüğünü edebiyat dünyasına kazandırmasıyla biliniyor. Fakat robot kavramının kendisinden çok yaratma ve yaratılma efsanesinden yola çıkarak yaşamın anlamını, eşsizliğini ve dolayısıyla insanı sorguluyor kitap.

Sosyal dönüşüme insanın kim ya da ne olduğu meselesinden bakan Çapek faşizmin, savaşların, şiddetin, kapitalist şirketlerin yıkıcılığının yaşama neler getireceğiyle ilgilenmiş ve bu değişkenler üstünden bakmış. Çapek’in tüm derdi insan ve insanlık. Yazarın yaşadığı dönem Birinci Dünya Savaşı yılları ve sonrası. Savaşın yıkıcı etkilerinin görüldüğü, İkinci Savaşın ayak seslerinin duyulduğu dönemde acı ve sefalet insanlığın en büyük sorunu. Dolayısıyla daha iyi bir yaşam düşlemek de, bu yaşamı kurarken yapılabilecek yanlışlar da Çapek’in kurgu denkleminde yerini alıyor. Çapek, Rossum’un Evrensel Robotları’nda gösteriyor, ütopya ve distopya kavramlarının arasındaki karşıtlığı siliyor.

Çapek’in distopik saydığı aslında yoksulluk ve onu ortadan kaldırmaya dönük girişimler. Kurtarıcı Rossum’un ütopyası bir insan yaratmak. İkinci Rossum’unkiyse insansı robot yapmak, insanın kölece çalışmasının önüne geçmek. İnsanın insana hizmet etmesinin, efendi köle ilişkisinin son bulması.

Yaşlı Rossum, okyanus hayvanları üzerine bilimsel çalışmalar yapmak için uzak bir adaya yerleşir.

Uzun çalışmalar sonucunda “doğa yaşam maddesi”ni düzenleyen yöntemi bulur. Oysa Rossum’un asıl arzusu Tanrı olmak ve bir insan yaratmaktır. Bir süre sonra bu arzu ve tutku, neden sorusunu ona unutturur, Rossum sadece yapmak fiiline odaklanır. Bilim ona bu gücü verecektir. Sonuç beklediği gibi olmaz. Can vermeyi başarsa da, yarattığı insan olmaz, insansı olur ve onlar da çok yaşamaz. Genç Rossum’sa dengeyi ruhsuz, mekanik, insanımsı robotlarla sağlar.

Çapek tam burada, insanlığın rahatı için var olan bilimin sınırlarını insanın neden zorladığını sorar? Evet Rossum için Tanrı yoktur, ölmüştür Tanrı, artık Tanrı insan vardır. Ama bunu kanıtlama çabası, neden kanıtlamak istediği sorusunu akla getirir. İnsan neden Tanrı olmak ister? Mevcut hayat yeterli gelmez mi insana?

Yaşlı Rossum’un Tanrı olamaması bir yana, robotların varlığı yeni bir trajedinin başlangıcı olur. Genç Rossum Tanrı değil zengin olmak istemektedir. Adada robot fabrikası da bu yüzden kurulur. İnsanlar tüm işlerini artık robotlara yaptırmaktadır. Bu defa insanla robot arasındaki çizgiler erimeye başlar. Kim insan kim robot, tek ayrım emek, hizmettir. Hareketsiz kaldığını düşündüğümüz insanlar sanki amaçsızlaşır. Oysa fabrikanın başındaki Domin’in ütopyası hiç böyle değildir. Robotlar üretimi artıracak, bolluk sağlayacak, insanlık kıtlıktan ve angarya işlerden kurtulacaktır. Herkes kendisi için mükemmel olanı düşleyip yaşayabilecektir.

Karel Çapek

Çapek bir ütopyanın nasıl distopyaya, nihayetinde nasıl melodrama dönüştüğünü adım adım işler eserinde. Yazar insanın öznel gerçekliğini, haklılık ve haksızlık sınavına sokmadan, umut kapısını kapatmadan, hatta hümanist dünya görüşüyle yansıtır. Hümanist anlayışı eserde daha çok Helena temsil eder. Helena kitaptaki en önemli karakter aslında, tüm akışı belirleyenin kadın olması ayrıca önemli. Eserin ilk perdesi onunla başlar ve hikâye onunla biter.

Helena, bağlı olduğu hümanist birlik adına fabrikayı ziyaret eder, robot ya da insan ayırmadan yaşam hakkını savunur. Özgürlük ister, özgürlüğü herkes adına ister. Geçici ziyarete geldiği adada evlenerek kalan Helena, geçen on yıla rağmen düşüncesini korumayı başarır. Hümanizm savunusu savaş karşıtlığıyla da buluşur. Hatta Helena robotların da ruhu olduğuna inanır.

Dr. Gall, Helena aşkına robotlara ruh da verir. İş çığırından çıkar. Yeni robotlar artık tümüyle insana benzer ve insanın en olumsuz özelliklerini edinir, yani insandan gördüğünü uygular. Öğrendikleri ilk şey belki de bu yüzden kibirdir. İlk istekleriyse insana hükmetmek. Böylece ütopik düşünce distopyasıyla buluşur. Robotlar tek insan kalacak şekilde insanlığı yok eder. Buradan yeni bir hayat yaratmaksa hiç kolay olmayacaktır. Çünkü robotlar en fazla yirmi yıl yaşamaktadır.

Çapek oyunu belirsiz bir sonla bitirir. Okura bırakır sonunu. Bize kalan iki yeni insan robotun kahkaha atan kuşları örnek alması, uçmaya özenmesi, şarkı söylemeyi öğrenmesi, rüya görmesidir. Ne dersiniz, sizce bu oyunun kazananı olur mu?

Pınar Tanrıkulu