Hüsnü Arkan romanlarının yeni baskıları Sia Kitap tarafından yayımlanıyor.

Tanıtım bülteninden:

“…Hayal kırıklığı insanı öldürmüyor yengecim! Yalnızca yaşama azmimiz bir parça eksiliyor; başka bir şey olmuyor… Bir defa daha ayağa kalkana kadar eskisi gibi gülmeye başlayana kadar günlük işlerin hengâmesine tekrar dönene kadar bir vakit bocalıyoruz. Sonra yara izi gibi bir şey kalıyor… Zamanla kabuk bağlıyor. Elin hep oraya gidiyor; kaşıyorsun… İnsanın diliyle eksik dişini yoklamasına benziyor. Sonra kaşımamayı yoklamamayı öğreniyorsun.”

Mino’nun Siyah Gülü bir dönem romanı. 12 Eylül darbesinin fonunda yasak bir aşkı anlatırken o çalkantılı dönemin etkilediği insanların hikâyelerine farklı pencereler açıyor.

Sosyalist devrim mücadelesinin öncü isimlerinden olan ve idama gönderilen gençlerin acıları romandaki çeşitli karakterler üzerinden hatırlatılıyor; İzmir’in bir kasabasında bir bağ evinde yaşayan insanlardan uzakta hayatını resim yaparak dolduran Münevver’in yasak aşkının hüzünlü hikâyesinde bir ailenin üç kadını birleşiyor. Hüsnü Arkan sakin sesiyle slogan atmadan kışkırtmadan yakın tarihimizin acı olaylarını bir grup insanın hikâyesine katıyor, yalın ve inandırıcı anlatımı romanın sahiciliğini pekiştiriyor.

Hüsnü Arkan müziğiyle olduğu kadar romancılığıyla da unutulmazlar arasında.

Tanıtım bülteninden:

“Ölümümün on altıncı gününde anılarımı yazmaya karar verdim ben. Öldükten sonra karşılaştığım insanlar, anılar evinde gezinmenin bir ölüye hiçbir yarar sağlamayacağını söyledilerse de onlara inanmadım. Öldüm ve Tanrı burada da yok! Ne yapabilirim? Galiba artık yaşamıyorum. Şairin kelebeği gibi, düşümde kendimi bir ölü olarak mı görüyorum, yoksa uyandım da ölmeden önce yaşadıklarımın bir düş olduğunu mu fark ettim, bilemiyorum. Ölüler yaşamaz! Hayatım boyunca kesinliğine güvendiğim biricik gerçek bilgiydi bu. Şimdi onu da yitirdim. Bana öldüğüm söyleniyor ama konuşabiliyorum. Artık hayatta olmadığım söyleniyor ama düşünebiliyorum, yazabiliyorum, sokaklara çıkıp gezebiliyorum, dişlerimi fırçalayabiliyorum, ayakkabılarımı bağlayabiliyorum.”

Ölü Kelebeklerin Dansı, ölümünün on altıncı gününde anılarını yazmaya karar veren ve 35. gününde de aklını kemiren “Katil Kim?” sorusunu çözen bir anti kahramanın, Haldun’un serüveni. Ölüler dünyasında bir tek rüya görülebiliyor, Haldun da rüyasını görmeye başlar. Rüyası onu nerelere götürecektir, ölüler dünyasındaki kelebekler gerçek mi yoksa hayal midir ve kelebeklerin kısacık yaşamları Haldun’un yaşamıyla nasıl bir benzerlik taşıyor? Ölü Kelebeklerin Dansı, ölüm, yaşam ve rüyalar arasında gidip gelen bir roman.