2017-11-14 Vegan Vampirler & Mecburi Hizmet

Kendileri sanki bu dünyanın dışındaymış gibi, kendileri bizden birileri değilmiş gibi, kendileri değilmiş gibi bu düzenin böyle sürmesinin nedeni. Bu, açlıktan korkumuzdan bizi etçil hayvanlar gibi yaşatanlar kendileri değilmiş gibi. Sanki bu dünyadan değilmiş gibi konuşuyor, yazıyorlar. Paneller, çalıştaylar, sunumlar, çay-çörek, piknik. Onlara olan sevgimiz aynı ama saygımız azalıyor. Gittikçe azalıyor. Gitgide azalıyor. Gitgide azalıyoruz biz de. Bakalım kim daha önce bitecek. Bütün azalan türler içinde en çabuk azalan, en çabuk yok olan biz mi olacağız acaba?

Bir anatomi dersi bu. Amfinin üst sıralarından önce tanık olduğumuz sonra aşağıya koştuğumuz yakından görebilmek için bir penisi, bir vajinayı. Bir dalağı. Bir memeyi. Memenin nasıl kesildiğini. Sütün memeden nasıl kesildiğini. Sütün nasıl kesildiğini. Süt kesilmesinin ne olduğunu. Bir kıç ve kıçla sırt arasındaki o çizgiyi. Kendimizinkini neden göremediğimizi. Karnı. Karnın altını. Daha yakından görebilmek için. Bu anatomi dersini. Bu anatomi dersinden başarıyla çıkabilmek için didik didik okunacak öyküler bunlar. Dikkatle. Vegan vampirler anatomi dersinde eldivensiz. Eldivensiz Ameliyat. Tek perdelik oyun. Sahne: Hastanemizin soyunma odası.

2017-11-15 Kuşlar Kaplumbağa Orji

Belki ölüdür. Belki de Yüksekova.

Belki oraya gitmiştir bir daha dönmemeye.

O hayran olduğumuz, o melek sandığımız, yerlere göklere sığdıramadığımız kuşlar, yumurtalarından çıkıp bir telaşla suya kavuşmaya koşan kaplumbağalara saldırırken bir orji, bir toplu yemek, bir şölen, çiğ et çiğneme festivaline dönüştürüp bir kardeş eti ziyafetinde gibi tıka basa patlayıncaya kadar yedikleri kaplumbağalarla bir gerçeküstü tablo sunuyorlar.

Kuşlarla kaplumbağalar aynı atadan. Aynı kıtadan. Aynı kökten. Köklerini kurutacaklar birbirlerinin.

Kökleri sürüngen.

Sürüngenlik bir seçim değil.

2017-11-15-2 Arsanın Tabiat Tarihi

Ya da Plajımız Neden Kalabalık? Yılın en uzun günü bu. Yılın en uzun gününde güneşler biraz daha uzatıyor gölgeleri. Yılın en uzun günü bu. Av için en uygunu. Ellerimizde salçalı ekmekler yürüyoruz plajdan kayalıklara doğru. Martıların yumurtalarını da başkaları çalıyor. Martılar gelip yavru kaplumbağaları yiyor. Kök, yosun ve küf hepsi aynı yerde, hepsini bir kerede aynı anda kokluyoruz. Martı olmak bir ayrıcalık değil. Uçma yeteneği kutsallaştırmıyor hiç kimesneyi. Martıları sevmek zorunda değiliz. Bizden hoşlanmadıkları apaçık. Bakalım kim kazanacak. Kimin türünün kökü kuruyacak ilk.

2017-11-15-3 İlk ve İkinci Hece

İki heceli kelimelerle konuşuyorduk. Üçüncü heceyi atmıştık. Tek hece, çok nadir. Bir “ah” çıkmazdı mesela ağzımızdan. Fonetik bir dünya bu. Bir gusto ve gastro dünya. Öte yandan yeme içmelerle dolu. Mide bulandıran ama karnı gırtlağa kadar dolduran iştah. İştahtan çok hırs. Hırsla yemek yiyenler tiksinç. Hırsız çoğu genellikle. Önlerindeki aşı haketmedikleri belli. Karaağaç var arkada kayaların üstünde. Hayıt ağacı ve karaağaç. Kutsal kitaplarda geçiyorlar diye bir çalım hepsinde. Başları dik. Eğiyor ama rüzgar o başları. Rüzgar hiç acımadan eğiyor onları. Yere paralel bedenleri. Bedenler eğilmeyince başlarını eğiyor rüzgar. Ve tepeden bakıyor hepsine. Oyuyor kayaları. Denizi sokuyor içlerine kadar. Rahmine kadar karanın. Bir fallus. Buna karşılık bir rahim. Bir analık var burda. Deniz bu kıyılara hep bir fallus gibi düzüşmek üzere sırnaşıyor. Yalayıp yutuyor.

Bir münzevi. Münzevi bir kaplumbağa. Bu münzevi bir su kaplumbağası. Hayatında su görmemiş gibi henüz. Denize hiçbir zaman ulaşamayacak yumurtasından çıkacak yavruları. Bir martıya öğün olacaklar. Neyse bunun anlamı işte. Hatırla: Martıları sevmek zorunda değilsin.