Ahmet Tarık Tekoğul

Dizlerin bükük. Fakat ayaktasın yine de. Parıldayan altın tacıyla, şaraba bulanmış kırçıl sakallarının sardığı ufak gözlerinde sana duyduğu acımayı fark ediyorsun. Beklentiyle süzüyor seni, bakışları ayakta dikildiğin yeri aşıp odayı dolaşıyor hızlıca.

Zihninde iki çatlak. İlkine vuruyorsun. Gün ışığı gibi doluşuyor düşünceler:

Sen kahraman değilsin. Diz çök. Kahramanlar masallara ait. Evet, soyunun geri kalanını bu adam katletti. Ama senin ölümün onları geri getirmeyecek. Çökmezsen seninle birlikte tamamen yok olacak kanın. Ataların istemezdi bunu. Diz çök ve yaşa. Belki bu azaptan kurtulmanın yollarını bulursun.

Diğer çatlağa vuruyorsun vakit kaybetmeden. Bir seçim yapman gerektiğini bilecek kadar durdun ayakta. Zaman ilerliyor. Bu kez daha soğukkanlı yaklaşıyor düşünceler:

Reddet. Ayakta kal. Ölümün soyunu geri getirmeyecek, evet. Fakat soyuna bunları yapanı muzaffer edeceksin diz çökersen. Şimdi tahtında, elinde şarap kadehi, yanında kadınları ve adamları. Seni izliyor. Şimdiki cengi sensin. Bir kez kazanırsa tekrar kaybetmeyeceğini biliyorsun. Kıpırdama ve sana öğretildiği gibi onurunla öl.

Talepkâr gözlerin, senden beklenen sözde sadakatin ve kralın dinmek bilmeyen iştahını anlatan o yoğun yemek kokusunun içinde, zihninde bu kez çatlak değil koca bir delik açılıyor. O delikten çıkacak herhangi bir şeyin yağmalama ve seni sarma ihtimaline müsaade ediyorsun:

İki dizinle çök, tarih, biliyorsun. Yenik kralların, köylülerin, kılıçtan geçirilen askerlerin ve suçluların tek diziyle çöktüğü tarihi kastediyorum. Evet, diz çökmenin nasıl olduğunu çocuklar dahi bilir ve iki dizinle çökmen şimdiye dek kabul görmüş ve uygulanmış bir sadakat beyanı değil. Kimse iki diziyle çökerek boyun eğmedi. Şayet yaşarsan çocuklar dahi aslında diz çökmediğini, sadece senden bunu isteyenleri aldattığını bilecek. Kalan günlerini onurdan mahrum kalmayarak ve belki intikamını büyüterek geçireceksin. Belki kral senden önce ölecek. Ya da sen öldüreceksin onu. Seçim senin. Önceki iki çatlağın senden istediği iki uzak uç. Ben sana ortasını vadediyorum. Ne kahraman ne de hain olacaksın. Acele et. Hızlı düşünsen de onlar yeterince yavaş değiller.

Sonuncuyu seçiyorsun. Dizlerin aynı anda tok bir küt sesiyle çarpıyor taş zemine. Daha az parıltılı bir tacın sahibi, krala dönüyor. Kadınlar kendi aralarında fısıldaşmaya başlıyor ve kral ona sunulan şarap kadehine elinin tersiyle vuruyor. Bu semiz öfkenin sana ilerlemesinden korkup gözlerini kralın ardındaki rengârenk camlara dikiyorsun.

Nihayet bildiriliyor sana, sadece sana ait karar. Görüşün üçe bölünüyor. Üç kral var karşında artık. Ve taht odasını dolduranlardan da üçer tane. En soldaki kral konuşuyor önce:

“Ayağa kalk, topraklarında huzur içinde ölülerini anmana ve iznimle oraya hükmetmene karar verildi.” En soldaki görü bulanıklaşıp kayboluyor ve kalan ikisine karışıyor kapladığı alan. Bu kez soldaki kral giriyor lafa: “Git! Kraldan ve adaletinden kaçabileceğin tek yere. Seni çöllere ve insansızlığa sürüyorum.” Bu görüde bir diğerine karışana kadar bulanıklaşıp kayboluyor.

Artık tek görüye sahipsin. Yine krala bakıyorsun çaresiz. O başka bir yere bakıyor. Herkes oraya, arkana bakıyor. Ölüm korkusundan daha güçlü bir merak kuşatıyor seni. Kafanı çeviriyorsun. Baltasını bileyen celladı görüyorsun.

Ahmet Tarık Tekoğul