Ahmet Tarık Tekoğul

Güneşe tutuyorum yere pek yakın kılıcımı. Döndürüyorum. Binbir ışık değiyor çeliğe. Çeliğe. Sıkıyorum kabzasını. Bedenim bir iletken artık. Kanı ve ölümü vereceğim bana değene. Değme cüretini gösterene. Sırtımı dönüyorum güneşe. İçimi ısıtsın ve bana güç versin diye. Bir adım atıyorum. Attığım adımları saydığımda daha az korktuğumu biliyorum. Saymaya başlıyorum. Bin adım sonra karşıma çıkıyor. Elinde bir çocuğun gözleri ve saçları bir kadının. Sırıtıyor. “Yeni bir insan yaratacağım,” diyor. “Seni yok ettikten sonra tabi. Böylece temizleyeceğim yeryüzünü. Süpüreceğim kirinizi.” Bende ona gülümsüyorum. Tüm insanlığın katiline. “Buna kılıcım karar verecek.” diyorum. Güneş batarken tutuşuyoruz kavgaya. Avuç içlerim kaya artık. Sırtım bir kaya ve göğsüm bir kaya. Güneş yeniden doğduğunda gırtlağında açtığım yaradan kan sızıyor. Elimi ve yüzümü yıkıyorum o kanla. Başımı mesh ediyorum. Ve ayaklarımı bileklerine kadar sokuyorum kana. Güneyi arıyorum, bulunca ellerimi göğe kaldırıyorum. Kılıcımı susuzluktan çatlamış, içtiği kanla yer yer kızıla dönmüş toprağa saplıyorum. Secdelerim hızlıca ve verdiğim selamları alacak kimse yok artık. Yeryüzünün bütün nehirleri ve dağları benim. Benim, bakıp da hayallere dalınacak bulutlar. Kalbi atan bir ben varım.

Doğruluyorum. Kılıcımı sapladığım yerden çıkarıyorum. Gırtlağından akan kan şelale değil, ince bir ip artık. Cebimden çıkardığım küçük şişeye itinayla akıtıyorum kalan son kanı. Kanı çekilip toprağı sulayan vücut daha beyaz ve daha küçük artık. Başlıyorum kazmaya. Kılıçlar bu iş için üretilmemiş, biliyorum. Hayli uzun sürüyor bu sebepten. İstediğim derinliğe ulaştığımda cesedi atıyorum içine. Üstüne toprağı serpmek üzereyken bir karga gelip konuyor omzuma. Kafamı çeviriyorum ve yerde bir tane de ölü karga görüyorum. Omzuma konan karga ölü kargayı yemeye başlıyor. Nedense tiksinmiyorum bunu izlerken. Bir süre sonra bir kemikleri kalıyor ölü karganın yenmemiş. Gülümsüyorum. Cesedi tekrar çıkarıyorum. Dilimle dudaklarımı ıslatıyorum.

Ahmet Tarık Tekoğul