Edebiyat ortamımız, ülkemizin hali pür melalinden farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az vesaire. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Kağıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştık. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Mercan Alper

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

İlkokul yıllarındaki uzun ve sıkıcı yaz tatillerinden birinde başladı serüvenim. Çok sevdiğim bir arkadaşımla “Biz hikâye yazacağız!” diye coşkuyla başlamıştık yazmaya. Sanırım o sıralarda televizyonda çizgi filmi yayınlanan Küçük Kadınlar’dan Jo bizim ilham kaynağımız olmuştu. Her gün arkadaşımla bir araya gelip bir önceki gün kaç satır yazdığımızı karşılaştırıp yarışıyorduk. Lise ve üniversite yıllarında da yazmaya devam ettim. O yıllarda yazılmış ama gün yüzü görmemiş pek çok öyküm var. Önceleri yazdıklarımı insanlarla paylaşmaktan çok çekiniyordum. 2016’da Murat Başekim’in yürüttüğü Fantastik Öykü Atölyesi’ne katıldıktan sonra öykülerimi başkalarıyla paylaşabilecek cesareti buldum. Öykülerimden birkaçını dergilerde paylaşıp olumlu yorumlar alınca yazdıklarımı kendime saklamaktan vazgeçip insanlara ulaştırmak için dosyamı hazırladım. 

Dosyayı pek çok yayınevine gönderdim ve tahmin edebileceğiniz gibi reddedildim. 2019 yılının ağustos ayında Sedat Demir’den bir telefon geldi. Sedat Bey dosyayı yayınlamak istediklerini söyledi. Ancak Epona yayın hayatına yeni başlayacağı için sürecin biraz uzun sürebileceğini konuşmuştuk. Süreç pandemi nedeniyle bizim beklediğimizden daha uzun sürdü. Çember Ocak 2021’de yayınlandı ve okuyucu ile buluştu.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Öykülerin birkaç sayfalık ömürlerine koca dünyalar sığdırabilmesine her zaman hayranlık duydum. İleride roman yazabilmek arzusundayım ama her hikâyede farklı bir yöntem kullanıp yeni dünyalar yaratmama müsaade ettiğinden öyküler benim için hep vazgeçilmez olacak.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Fantastik dünyalarda geçen öyküler yazdığım için yayınevi tercihlerim de bu türde eserler basanlardan yana oldu. Ancak Epona ile bir araya gelmemiz başka bir yayınevine gönderdiğim dosyanın bir şekilde Sedat Bey’e ve editörlere ulaşması sonrasında oldu. İyi ki de yollarımız kesişti! Epona ailesi ile çalışmaktan büyük keyif aldım.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Birkaç öykü için atölyede Murat Başekim’e danışma şansım olmuştu geçmişte. Kitabın hazırlık sürecinde ise sevgili Tuna Yukay ile çalıştık. Her ikisinden de öğrendiklerim çok kıymetli.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz ne buldunuz?

Aklımda günün birinde kitabımı raflarda göreceğim düşüncesi vardı hep ama o güne dair hiçbir beklentim ya da hayalim olmadı açıkçası. Çünkü bu o kadar uzun süredir arzu ettiğim bir şeydi ki iyi ya da kötü bu konu hakkında hayallere kapılmaktan korktum. Süreç neyi getirirse onu sahiplenmeye ve kabullenmeye odaklandım.

Hayatımda değişen pek bir şey olmadı diyebilirim, yıllardır hayalini kurduğum şeye ulaşmış olmanın yarattığı büyük mutluluk dışında.

Telif aldınız mı?

Yaptığımız sözleşmede telif ile ilgili maddeler de mevcut. 

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

İlk paylaşımım Gölge dergisinde olmuştu. Gölge için bir “Gölge” hikâyesi yazmıştım. Oradan oldukça güzel dönüşler alınca sonraları birkaç fanzinde ve yine Gölge’de paylaşımlar yaptım. Hâlâ fırsat buldukça dergilerde paylaşımlar yapıyorum. Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi’nde birkaç öyküm var. Yakın zamanda Kil Tablet için de bir öykü yazdım. Bunun dışında Ayrancım Gazetesi için Ayrancı’da geçen fantastik öğeler içeren minik bir seriye başladım. Ayrancı Hikâyeleri adını verdiğimiz bu serinin ilk öyküsü kapanma dolayısıyla gecikmeli olarak haziranda okuyucu ile buluşacak.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma-yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?

Küçük yaşlardan beri beni tanıyanlar zaten bugünü bekliyorduk gibi bir tavırla yaklaştılar, onlar için yazmaya bu kadar meraklı birinin sonunda kitabına kavuşması çok şaşırtıcı olmadı. Diğerleri de dergilerdeki paylaşımlarımı gördükleri için sonunda bir kitap hayalim olduğunu tahmin ediyorlardı. Bu konuda ciddi olduğumu zaten bildiklerini düşünüyorum. Kafa karışıklığı yaşadığımda, cesaretimin kırıldığı anlarda beni destekleyen insanlar vardı etrafımda bu anlamda hep çok şanslı oldum. O yüzden en başından beri yazma alanında hep özgürdüm diyebiliriz.

Peki, bundan sonra?

Yine öncelikli olarak öykü yazıyorum. Öyküler dışında zihnimde tohumları yeni yeni yeşeren bir roman fikri var. Bir de yukarıda bahsettiğim, aylık olarak yazmak istediğim Ayrancı Hikâyeleri serisi var. 

Daha sonraları hayat karşımıza neler çıkarırsa onların hikâyeleri ile devam edeceğim.

Teşekkürler.