Sezen Ünlüönen

Sezen Ünlüönen’i ben de birçok kişi gibi 2017 yılında, ilk kitabı Kıymetli Şeylerin Tanzimi ile tanıdım. Kitabı o zaman yeni çıkanların arasında gördüğümde özellikle adı dikkatimi çekmişti. Okuduğumda üslûbu beni o kadar etkiledi ki hemen yazarı araştırdım ve acaba bir sonraki kitabı ne zaman çıkar diye beklemeye başladım. Aradan dört yıl geçtikten sonra yine İletişim Yayınları’ndan çıkan ikinci kitabını görünce çok heyecanlandım. İmtiyaz, yahut Cici Kızlara Bir Roman da isim olarak ilk romanı kadar ilgi çekici.

Nergis, yurt dışındaki eğitimini durdurup Türkiye’ye gelen, hayatıyla ilgili düşünüp bundan sonra nasıl ilerleyeceğine karar vermesi gereken genç bir kadın. Bu durumun başta “Yurt dışında eğitim görme fırsatı olan birinin hayatta bir derdi olabilir mi?” izlenimi yarattığı doğru. Fakat hayatın lineer ilerlemediği, sık sık çizgilerin dışına çıktığı da aşikar. Bu romanda da bunu görüyoruz. Karşımıza yine bir şekilde aile faktörü çıkıyor. Fakat ondan önce bölümler herhangi bir adlandırılmada bulunulmamakla birlikte İtalya-Türkiye ekseninde ilerliyor. Mekânın İtalya olduğu bölümlerde Nergis’i Türkiye’ye döndüren sürece, Türkiye olduğu bölümlerde ise yurda döndükten sonraki hayatına dahil oluyoruz. Belli kilit noktalar var Nergis’in hayatında. Ailesinin geçmişi ya da ailesi ile yaşadıkları da genelde bu kilit noktaların belirleyicisi. Tolstoy’un Anna Karenina‘sının ilk cümlesi meşhurdur: “Mutlu aileler birbirine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”[1] Bu cümle Nergis’in ailesine de uygun düşüyor. Anlaşamayan bir çift ve sonu boşanmayla neticelenmiş bir evlilik… Annesi zamanında güzellik yarışmasına katılmış fakat Nergis’i doğurunca hayatının sekteye uğramasının cezasını ona kesmiştir. Keza baba da mutsuzdur ve ailesinden zamanla uzaklaşmıştır. Sonunda ikisi de kendi yoluna gider ve bu boşanmadan en çok kızları nasibini alır. Zenginlik içinde yaşarken bir anda burslarla, yardımlarla hayatını çevirmeye çalışır hale gelir Nergis. Öğrenci arkadaşları tatildeyken o kütüphanede ve başka yerlerde para kazanmak için çalışır durur. Bu sebeple de Türkiye’ye döndükten sonra gideceği yer annesinin ve babasının yaşadığı yerler -Ankara ve Antalya- değil, İstanbul olur. Yazarın deyimiyle“olgunlaşan bir meyve gibi kente düşer.”(s. 8) Amerika’da film çalışmaları üzerine doktoraya başlamak üzere olan bu genç kadın aynı zamanda amatör olarak resim de yapmaktadır ve tam da bu “amatör” resimler sayesinde hayatı başka bir yere bağlanıverir. Onu İstanbul’a getiren de budur. Bir nevî kırılma anı. İstanbul’da kimisi eskiden tanıdığı kimisi ise yeni tanıştığı insanlardan oluşan bir grupla birlikte bir proje içinde yer alır. İstanbul bu açıdan Nergis’in kendisiyle ilgili suların akış yönünün değiştiği bir yerdir.

Toplumun maddi açıdan ayrıcalıklı kesiminden biriyken insanın bir anda “düşüş” yaşaması oldukça çarpıcı bir durum. Romanın ismi de buradan doğmuş belli ki, toplum içinde imtiyazlı olma hali. Bir anda evini, ailesini, parasını kaybeden biri hâlâ imtiyazlı mıdır peki? Neden olmasın? İtalya’da, enstitüdeki o ürkek halleri, İstanbul’da bulunduğu çevrelerde kendini daha net görmesi sâyesinde dağılır. Bir anlamda olgunlaşma, büyüme sürecidir bu okuduğumuz. “Cici kız” olmak zorunda değildir hayatta. Bu yüzden yüzleşmesi gereken kişilerle yüzleşir: Annesiyle, babasıyla, Ekin’le, Jen’le… Aslında temelde kendisiyle. Annesinin acılarına ya da babasının değişimine farklı bakmaya başlamıştır. Hatanın kendisinde olmadığının farkındadır çünkü artık. Onu dünyaya getirmelerini o istememiştir nihayetinde ailesinden. Bu yönüyle artık romanın başındaki Nergis’ten farklı bir Nergis’tir karşımızdaki. Romanın başından sonuna doğru böyle bir değişimi izlemekte Sezen Ünlüönen’in dilinin önemi ise elbette çok büyük.

Roman entelektüel açıdan oldukça doyurucu. Okurken not alıp liste yapılabilecek kadar film, yönetmen ve yazar ismi geçiyor. Fellini’nin La Dolce Vita‘sı, Whit Stillmann’in Metropolitan‘ı bunlardan yalnızca ikisi. Ayrıca İtalya’da geçen bölümler, mekânlar yönünden de çok zengin. İngiliz Mezarlığı’ndaki Elizabeth Barrett Browning’in mezarından Boboli Bahçeleri’ne, oradan Stefano Bardini müzesine… Okuyucu da bu yerleri Nergis’le birlikte geziyor gibi oluyor. Romanda ara ara Çalıkuşu‘ndan izlere de rastlıyoruz. Örneğin, biri yakışıklılık yönünden “Kâmran”a benzetiliyor. Başka bir kısımda Nergis’in aklına “Feride” düşüyor ve şu cümleleri okuyoruz:

“Sör mektebinde muallim olma teklifini geri çeviren, yaşadıklarıyla kendisinin artık yeni ve başka bir hayatın içinde yeni ve başka bir insan olduğunu bilen akıllı Feride.” (s. 205)

Bu noktada kendisiyle Feride arasında bir bağ kurduğunu görüyoruz ve Nergis devam ediyor:

“Nergis’in de artık elinden kayıp giden hayatından istemediği zaferleri sökmeye çalışmak yerine içinde olduğu, yaşadığı, yaptıkları ve yapmadıklarıyla gün gün, ilmek ilmek kurduğu hayatıyla ve bu hayatın içinde olduğu insanla barışma vakti gelmemiş miydi?” (s. 205)

Bunların ışığında Nergis bir zafer kazanmış olarak çıkıyor romandan. Kendine karşı bir zafer bu.

Sezen Ünlüönen’in ilk romanı Kıymetli Şeylerin Tanzimi’ni de önermekle birlikte İmtiyaz, yahut Cici Kızlara Bir Roman‘ı okumanızı özellikle tavsiye ediyorum.

Nagihan Kahraman


[1] Lev Nikolayeviç Tolstoy, Anna Karenina, Çev. Ergin Altay (İstanbul: İletişim Yayınları, 2015) s. 43