İsrail’in 67 Altı Gün Savaşı’nda Gazze Şeridi, Batı Şeria, Sina Yarımadası, Golan Tepeleri ve Doğu Kudüs’ü ele geçirmesinden sonra dindar ve seküler milliyetçi Siyonistler, Büyük İsrail hayalleri görürken edebiyatçılar da boş durmaz. Şairler, bu epik başarıyı Tanah’taki kahramanlık ve kurtuluş kıssalarıyla bolca soslayıp lirik ve pastoral eserler verir.

Yehuda Amihay ise çocukluk ve ilk delikanlılık yıllarının geçtiği Kudüs’e hüzünle geri döner. Onun Kudüs’ü Tanrı’yla flörtleşen kutsal canavarlara sahip bir kadındır. Sodom’un ve Pompeii’in kız kardeşidir ancak kaderi kanla yazılmıştır. Pek çok ismi vardır: Şalem, Jeru, Yeru, Yevus, Yeruşalayim, Eliya Kapitolina ve el-Kuds… Bedeninde hüküm süren halklar gelip geçicidir; kimse onun sahibi olamaz, ne Yahudi ne Hıristiyan ne de Müslüman. Bunlar sakinleridir sadece.

Altı Gün Savaşı’ndan yaklaşık altı ay sonra, 24 Kasım 1967’de Yehuda Amihay, yirmi iki bölümden oluşan bu şiirini Haaretz’in edebiyat ekinde yayımlar. O dönem İsrail şiirine hâkim olan zafer coşkunluğunun aksine Amihay, ilk gençlik yıllarının geçtiği Kudüs’e tekrar kavuşmasını önce melankolik bir şekilde anlatır, Filistinli sakinleri için matem tutar ve sonrasında Kudüs’ün kanlı tarihini gözler önüne getirip onun kimseye ait olmadığı imasında bulunur.

Alper Sarıbaş

Yehuda Amihay
Kudüs, 1967

Dostlarım Dennis, Arye ve Harold’a

1

Bu sene uzun bir yolculuk ettim
şehrimin sessizliğini görmek için.
Bir bebek sallandığında sakinleşir, bir şehir de uzaktan.
Yaşadım özlem duyarak. Seksek oynadım
Yahuda Halevi’nin zorlu dörtgeninde:
Kalbim. Kendim. Doğu. Batı.

İşittim zamanın dinlerinde çalan çanları,
ancak inilti, içimde duyduğum,
Yahuda Çölü’ndendi hep.

Şimdi geri döndüm de bağırıyorum tekrar.
Boğulanlardan çıkan baloncuklar gibi yükseliyor geceleyin yıldızlar,
her sabah bir yenidoğanın çığlığını koparıyorum
evlerin gürültüsünde ve tüm bu göz alıcı ışıkta.

2

Geri döndüm, mesafelere sanki insanmış gibi
isimler verildiği
ve hat numaralarının otobüslere ait olmadığı bu şehre:
70 Sonrası, 1917,
M.Ö. 500, Kırk sekiz. İşte bunlar
gerçekte seyahat edilen hatlar.

Epey zamandan beri geçmişin şeytanları geleceğin şeytanlarıyla
buluşuyor ve hakkımda, üzerimde tartışıyorlar,
pazarlığa girişiyorlar, artık ettikleri pazarlık değil
top mermilerinin başımın üstünde izlediği yolların yüksek kemerlerinde.

Kudüs’e geri dönen birisi hisseder
can yakmayı âdet hâline getiren bu yerlerin artık acı vermediğini
yine de kalır zayıf bir uyarı her şeyde,
uçuşan bir fular gibi: Uyarı.

3

Aydınlatılmış Davut Kulesi, aydınlatılmış Meryem Ana Kilisesi,
aydınlatılmış Makpela Mağarası’nda uyuyan ağababalar, aydınlatılmış
yüzler içeriden, aydınlatılmış şeffaf bal
kekleri, aydınlatılmış saat ve aydınlatılmış zaman
elbiseni çıkardığın sırada uyluklarının arasından geçen.

Aydınlatılmış aydınlatılmış. Çocukluğumun yanakları aydınlatılmış,
aydınlatılmış olmayı isteyen taşlarla, meydanların karanlığında
uyumayı arzulayan taşlar aydınlatılmış.

Aydınlatılmış tırabzan örümcekleri, kiliselerin örümcek ağları
ve merdiven akrobatları. Ama her şeyden öte, hepsinde olduğu gibi,
aydınlatılmış feci, gerçek röntgen ışını yazısı,
kemik harflerden yapılma, beyaz ve kıvılcımlı:
MENE MENE TEKEL UFARSIN.

4

Arayıp duracaksın dikenli tel çitlerini boş yere.
Bu şeylerin yok olmayacağını
bilirsin. Farklı bir şehir belki
ikiye bölünüyor şu an: İki sevgili
ayrı düşüyor; başka bir ten işkence ediyor şimdi
kendine bu dikenlerle, bir taşa dönüşmeyi reddederek.

Arayıp duracaksın beyhude yere. Gözlerini dikeceksin tepelere,
belki de oraya? Jeoloji kazası olan bu tepelere değil,
asıl tepelere. Sorular soracaksın
sesini yükseltmeden, soru işareti koymadan,
soru sormak görevini başından savmak için; halbuki yok o sorular.
Yine de büyük bir yorgunluk bütün gücünle seni istiyor,
ele geçiriyor. Ölüm gibi.

Ve Kudüs, yegâne şehir dünyada
ölülere de seçme hakkı verilen.

5

Yom Kippur, 1967 Unutma Yılı’nda, kuşandım
koyu renkli bayram kıyafetimi ve Kudüs Eski Şehir’e vardım.
Epeyce ayakta dikildim bir Arap’ın tek göz dükkânı karşısında,
Şam Kapısı’na pek uzak olmayan, düğme, fermuar,
ve iplik makaraları her renkte,
çıtçıt ve toka dükkânı.

Nadide bir ışık ve bir renk cümbüşü, açık bir Kutsal Sandık sanki.
Ona içimden söyledim babamın da
bir zamanlar kendisininkine benzer bir iplik ve düğme dükkânı olduğunu.
Ona içimden açıkladım geçen onlarca yılı,
şimdi burada olmama yol açan neden ve olayları,
babamın dükkânın orada yandığını ve burada gömülü olduğunu.

Anlatmayı bitirdiğimde Ne‘ila (Kapıların Kapanması) duası zamanıydı.
O da kepengi indirdi ve kilitledi kapıyı
ben de tüm ibadet edenlerle geri döndüm eve.

6

Beni çocukluğumdan uzaklaştıran zaman değil
bu şehir ve içindeki her şey sadece. Şimdi
Arapça da öğrenmeli. Zamanın iki ucundan
Eriha’ya ulaşabilmek için; eklendi duvarların uzunluğu,
kulelerin yüksekliği ve ibadethanelerin yüzey alanı
ölçülemeyen kubbeleri. Tüm bunlar,
hayatımı son derece genişletiyor ve her zaman beni zorluyor
yeniden göç etmeye nehir
ve zaman kokusundan.

Yaşamım işte böyle geriliyor; ipince oluyor
ve saydamlaşıyor kumaş gibi. Bakabilirsin içimden dosdoğru.

7

Fal taşı gözlü nefret
ve kör aşkın bu yazında, başlıyorum tekrar inanmaya
top mermilerinin çukurlarını
dolduracak tüm küçük şeylere: toprak ve bir parça çimen,
belki yağmurlardan sonra börtü böcek.
Çocukları düşünüyorum, yarısı babalarının ahlakı
ve yarısı savaş töresiyle büyüyen.
Şimdi gözyaşları hücum ediyor gözlerime dışarıdan
ve kulaklarım icat ediyor her gün müjdecinin ayak seslerini.

8

Şehir saklambaç oynuyor isimleri arasında:
Yeruşalayim, el-Kuds, Şalem, Jeru, Yeru,
Fısıldıyor karanlıkta: Yevus, Yevus, Yevus.
Özlem çekerek ağlıyor: Eliya Kapitolina, Eliya, Eliya, Eliya.
Geceleyin bir başına
her kim ona seslenirse çıkar gelir. Yine de biliyoruz
kimin kime geldiğini.

9

Açık bir kapının üzerinde “kapalı” levhası.
Nasıl açıklarsın bunu? Şimdi
zincirin iki ucu boşta: Ne
tutuklu ne gardiyan var, ne köpek ne de efendisi.
Dönüşecek zincir kanatlara peyderpey.

Nasıl açıklarsın bunu?
Sen açıklayacaksın bunu.

10

Tepeleri arasında Kudüs alçak ve eğik
New York’a benzemez mesela.
İki bin yıl önce öne eğilip aldı
mükemmel bir start pozisyonu.
Diğer tüm şehirler uzun turlar attı
zaman arenasında, kazandılar ya da kaybettiler
ve öldüler. Başlama pozisyonunda kaldı Kudüs:
Tüm zaferler içinde sıkı sıkıya kapalı, gizli. Tüm yenilgileri.
Gücü artıyor ve nefesi dingin
arenanın dışındaki bir yarış için bile.

11

Yalnızlık daima merkezde,
korunaklı ve müstahkem. Güven duymalıydı
insanlar bu hususta ama duymuyorlar.
Uzun bir zaman geçirdikten sonra dışarıya çıktıklarında
mağaralar inşa edilir yeni yalnızlara.
Kudüs hakkında ne bilirsin sen.
Dilleri anlamak zorunda değilsin.
Her şeyi aşıp geçer onlar, harap evlerin içinden geçermişçesine.
Devingen taş duvarlardır insanlar.
Oysaki Ağlama Duvarı’nda bile
görmedim bunlar kadar mahzun taşlar.
Istırabım aydınlatılmış harf harf, yolun karşısındaki otelin ismi gibi.
Beni her ne bekliyorsa veya beklemiyorsa. Amin.

12

Kudüs taşı yegâne taş
canı yanan. Bir sinir ağına sahip.
Zaman zaman birleşir Kudüs
büyük bir gösterici kitlesi halinde, Babil Kulesi gibi.
Fakat girişir ona Tanrı-Polis büyük
sopalarla: Evler yerle bir edilir, duvarlar yıkılır,
ve peşi sıra şehir dağılır bir kez daha, sinagog ve
kiliselerden duyulan şikayetçi dua mırıltıları ve zaman zaman yükselen çığlıklarla
camiden gelen, minarelerin feryadı ortasında.
Herkes kendi yerine.

13

Her zaman viran evlerin
ve maktullerin kolları gibi bükülü demir kirişlerin yanında
bulacaksın süpüren birisini
küçük bahçeyi, duygun patikaları ve kare çiçek tarhlarını.
Sıra dışı bir ölüme yönelik, iyi beslenmiş büyük arzular
Aslanlı Kapı’nın yanındaki, Beyaz Biraderler Manastırı’nda olduğu gibi.
Ancak biraz ileride, avluda, yarılıyor toprak:
Sütunlar ve kümbetler destekliyor beyhudelik toprağını
ve birbirleriyle pazarlık ediyor, Haçlılarla iyilik melekleri,
Sultan ile Dinibütün Rabbi Yehuda. Kemerli tonozlarla
bir sütun, tutsakların fidyesi ve tomar halindeki anlaşmalarda bulunan
tuhaf koşullar ve mühür taşları. Kavisli kancalar tutan havayı.
Öfkeyle yarıda bırakılan bir oyundaki satranç taşlarına
benzer şekilde etrafa saçılmış kaideler ve sütun parçaları misali,
Herodes, iki bin yıl evvel, feryat figan etmişti
top mermileri gibi. Biliyordu.

14

Bulutlar bir çatı olsa şayet, altlarındaki
odada oturmak isterim, ölü bir krallık çıkar
içimden, yukarı doğru, sıcak bir yemekten yükselen buhar gibi.
Bir kapı gıcırdıyor: açılan bir bulut.
Vadilerin derinliklerinde birisi çaldı demiri taşa
ama yankı havada büyük ve farklı şeyler oluşturuyor.

Evlerin üstünde – evlerin üstündeki evler. İşte bu
bütün tarih. Çatısız, duvarsız, sırasız, öğretmensiz
okullardaki bu tahsil.
Mutlak biçimde dışarıda bu tahsil,
kısa bir tahsil, tek bir kalp atışı sanki. Hepsi.

15

Bir körle bir kötürüm gibi ben ve Kudüs.
Görür o benim namıma
ta Ölü Deniz’e ve kıyamete kadar.
Ben de alırım onu omzuma
ve onun altında karanlığımda yürürüm kör.

16

Bu ışıltılı sonbahar gününde
İnşa ediyorum Kudüs’ü bir kere daha.
Kuruluş tomarları
uçuşuyor havada, kuşlar, düşünceler.
Tanrı bana öfkeleniyor
zira hep mecbur ediyorum onu
sil baştan bu dünyayı yaratması için
kargaşa, ışık ve ikinci günden
Ademoğluna vs. kadar.

17

Sabahleyin Eski Şehir’in düşüyor gölgesi
Yeni’nin üzerine. Öğleden sonra – tam tersi.
Hiç kimsenin bir kazancı yok. Müezzinin çağrısı
boşa gidiyor yeni evler üzerinde. Çan sesleri
bir top gibi yuvarlanıyor ve sekiyor.
Sinagoglardan yükselen “kutsal” nidası gri bir duman gibi yok olacak.

Yaz sonunda soluyorum bu havayı,
yanık ve elim. Pek çok kapalı kitap gibi
sükûnet içinde düşünce:
Birçok kalın kitap, çoğu sayfası birbirine yapışık
sabahleyin göz kapakları gibi.

18

Tırmanıyorum Davut Kulesi’ne
en yükseğe ulaşan duanın biraz üstüne,
semaya uzanan yolun yarısına. Eskilerden
birkaçı muvaffak oldu: Muhammed, İsa
ve diğerleri. Huzur bulamadılar semada ama,
yükseklik heyecanına kapıldılar sadece. Yine de
onlara tutulan alkışlar durmadı o zamandan beri
aşağıda.

19

Bina edilmiş Kudüs bastırılmış bir çığlığın
kemer temelleri üzerinde. Çığlık için
şayet yoksa bir neden, yıkılır temeller, şehir çöker,
çığlık koparsa eğer Kudüs havaya uçar.

20

Geceleyin şairler gelir Eski Şehir’e
ve ayrılırlar oradan yüklenmiş halde
imgeler, eğretilemeler, düşündürücü kısa meseller ve loş benzetilerle,
mahzen mezarlar ile kaideler arasından çıkan;
kararan meyvelerden
ve kalbin dövme nakışlarından.

Elimi alnıma götürdüm
terimi silmek için
ve Else Lasker Schüler’in hayaletini yerinden kaldırdım
kazara. Yaşarken narin ve ufak tefekti,
öldüğünde daha da öyle. Ya o şiirleri ama!

21

Ebediyet kıyısında bir liman şehri Kudüs.
Tapınak Tepesi devasa bir sefine, gösterişli
bir yolcu gemisi. Onun Ağlama Duvarı’ndaki lombozlardan dışarıyı seyreder neşeli
azizler, gezginler. Hassidikler rıhtımda el sallar,
güle güle diye bağırır. Gemi
hep gideceği yere varır, hep denize açılır. Ve çitler,
iskeleler, polisler, bayraklar, camilerle kiliselerin yüksek gönderleri,
sinagogların bacaları, övgü duası tekneleri ve dağ silsileleri.
Bir şofar sesi duyuldu: Başka
bir tanesi açıldı denize. Yom Kippur denizcileri beyaz üniformaları içerisinde
tırmanıyor teyitli duaların ipleri ve merdivenleri arasında.

Pazarlık, kapılar ve altın kubbeler:
Tanrı’nın Venedik’i Kudüs.

22

Sodom’un kız kardeşi Kudüs,
ama bağışlayıcı tuz, ne merhamet etti ona
ne de kapladı onu beyaz bir sessizlikle.
Kudüs razı gelmeyen bir Pompeii.
Ateşe atılan tarih kitaplarının
sayfaları açılıyor etrafa, kırmızıya boyanıyor.

Bir göz, çok açık renk, kör,
atardamarların kalburunda un ufak edilen daima.
Aşağıya doğru açık birçok doğum,
sayısız diş dolu bir rahim,
iki yüzü keskin bir kadın ve kutsal canavarlar.

Kudüs’ü bir deniz olarak düşündü Güneş
ve battı onun içine korkunç bir hata işleyerek.
Gökyüzü balıkları yakalandı dar sokakların ağına,
lime lime ediyorlar birbirlerini balıkların yaptığı gibi.

Kudüs. Açık bırakılmış bir ameliyat.
Cerrahlar semanın derinliklerine gitti uyumaya,
ama ölüleri
yavaş yavaş bir çember oluşturuyor
dört bir yanında
sessiz taç yaprakları gibi.
Tanrım!
Pistilim!

Yehuda Amihay

İbraniceden Çeviren: Alper Sarıbaş

14 Nisan 2021’de Şalom’da yayımlanmıştır.