Raftan: “Sırça Kanatlar”

Dergiler her zaman edebiyatın canlı yüzü olmuştur. Günün edebiyatını izlemek isteyen bütün edebiyat tutkunları önce dergilerde soluk alırlar. Yazıya bulaşmaya başlayan genç yazı tutkunları da kendilerini dergilerde sınarlar. Dergilerde şiirleri, öyküleri yayımlanan gençler birkaç ürünü yayımlandıktan sonra edebiyatta kendilerine yer bulmaya başlarlar. Zamanla dergilerde adını duyuranların kitapları beklenir. Derya Sönmez de bu yolu izleyen, daha kitabı yayınlanmadan önce dergilerdeki öyküleriyle ilgi çeken, okuyucuların tanıdığı ve kitabını beklediği öykücüler soyundan geliyor. Sarnıç’ta, Dünyanın Öyküsü’nde, Notos’ta, Öykü Gazetesi’nde ve diğer dergilerde yayımlanan öyküleriyle öne çıkmıştı. Sırça Kanatlar adlı ilk kitabında topluyor öykülerini Derya Sönmez.

Yaşamın kırık anlarını anlatan bir yazarın sesi var Sırça Kanatlar’da. O kırılmış anları sözcüklerle görüntüleyip önümüze taşıyor. İnsan yaşamının değişik dönemlerine odaklanıyor; kimi yaşlı, kimi genç, kimi orta yaşlı öykü kahramanları içinde bulundukları dönemlerin ruh hallerine göre çiziliyor. Çevreleriyle, yakınlaştıkları kişilerle, dostlarıyla, kardeşleriyle olan ilişkilerini, ayrılıklarını, birleşmelerini okuyoruz. Gündelik yaşamın içindeki kırılganlıklar yalnızlıklara, küskünlüklere sürüklüyor öykü kişilerini. Öykülerinde büyük ve sıra dışı olaylar, çatışmalar kurgulamıyor; küçük, gündelik sayılabilecek olayların içinde, özellikle kahramanlarının iç çatışmalarını derinleştirecek biçimde, etkileyici bir kurguya dönüştürüyor.

Derya Sönmez

“Ormanda” öyküsünde bir karıkocanın küçük bir kaza sonrası gelişen terslikler, yanlışlıklar içinde sürüklenişi, yüksek sesle değil bir iç çatışmanın dingin gibi görünse de içten içe kıpırdayan çarpıcılığıyla anlatılıyor. Her ikisi için de, öykünün sonunda öyküye katılan diğer öykü kişisi için de küçük kırılma anlarıdır öykünün çarpıcılığını sağlayan. “Ay Karanlık”, “Papaz Yahnisi”, “Çilek Sepeti”, “Sırça Kanatlar”, “Ayak İzleri” gibi öykülerde de yaşamın bu kırık anları çıkıyor karşımıza, hepsinde de o kıpır kıpır iç çatışmayı duyumsuyoruz. O kırılmaların insanda bıraktığı derin izler öykünün bilerek bırakılmış boşluklarından okuyucuya yansıyor.

“Ay Karanlık” adlı öyküde Gülderen Hanım’ın ve büyüttüğü, koruyup kolladığı sağır dilsiz Bahçıvan’ın ortak sırlarını okuruz. O yakıcı sır, o yaşamın kırılma anı esir almıştır her ikisini de. Sırları birbirlerinden ayrılmalarına izin verebilir mi?

Derya Sönmez bir öykünün her şeyi anlatarak yazılmayacağını biliyor. Bilerek, özenle seçtiği ayrıntılarla birlikte bırakılan boşluklar, eksiltmeli anlatım öykülerin derinliğini sağlıyor, okuyucusundan bir okuma çabası istiyor. Aynı zamanda öykülerinin atmosferini kolaylıkla oluşturabiliyor. Bazen girişteki bir cümle, bazen bir konuşma örgüsü, bazen bir ayrıntı öykünün kendi evrenini kurabiliyor.

Kırıklıkların, kırılma anlarının anlatımı için en uygun biçemi de yakalamış Derya Sönmez. Anlatımını kısa cümlelerle, küçük ama incelikli dokunuşlarla ve içtenliğiyle oluşturuyor. O kısa cümleler, içtenlikli söyleyiş, okuyucuyu öykünün içine çeken ayrıntılarla, eksilterek oluşturduğu gizemle ve iyi, yerli yerinde, vurucu konuşma örgüleriyle buluşunca etkileyiciliği artıyor. Dilini zorlamadan, söyleyişini doğal, içtenlikli, yalın biçimiyle oluşturabiliyor. Öykülerin çoğunda ben anlatıcıyı kullandığını görüyoruz. Kitaptaki on sekiz öyküden sadece beş tanesi o anlatıcıyla yazılmış. Ben anlatıcının daha kıvrak bir anlatım getirdiği düşünülebilir ama o anlatıcıyla yazdığı öykülerde de dilinin ritmik yapısını, eksiltmeli anlatımını koruyabiliyor. Kitabın en güzel öyküleri içinde sayabileceğimiz “Ormanda”, “Ay Karanlık”, “Sırça Kanatlar” o anlatıcıyla yazılmış öyküler.

“Papaz Yahnisi” adlı öyküsünde fazla pişirdiği yemek yüzünden kocası tarafından neredeyse öldürülecek olan öykü kahramanı kız kardeşinin evine sığınır. Ama orada da rahatsızdır. Kız kardeşinin erkek arkadaşı gelip gitmektedir eve. Bir yanda kız kardeşi, bir yanda kocası… Yalnızlığı giderek büyüyecektir öykü kahramanımızın.

Kitabın en güzel öykülerinden biri olan “Çilek Sepeti”nde sanki orta yaş bunalımı yaşayan evli bir adamın trenle yeni tanışacağı bir kadına gidişini anlatır. Birbirlerini tanımak için yanlarına şemsiye almalarından, yere dağılan çilekleri toplayan kadına, kısa ama tam kıvamında konuşma örgüsünden ayrıntıların yerleşmesine, yaşam kırıklarının içe yansımalarına kadar özenle yazılmış bir öykü. Anlatılmak istenen şey çok yerli yerinde, iyi dokunuşlarla duyumsatılıyor. Öykünün boşlukları okuyucuyu içine çeken bir güç oluşturuyor.

Kitaba adını veren “Sırça Kanatlar”da yalnız yaşayan yaşlı bir hanımefendinin evine konuk olur okuyucu. Yadigâr Hanım ona yardım eden hizmetlisiyle birlikte yaşamaktadır. Eski günlerini hayal eder, kocası Salah Bey’i anımsar sık sık. Pencereden baktığında artık iki katlı o eski evlerin yerinde büyük inşaatların yükseldiğini, rezidansların yapıldığını görür. Öyküde o eski evin içinde dolaşır okuyucu ve eski yaşamın izlerini sürer. Öykü Yadigâr Hanım’ın hizmetlisi Hülya’nın giderken bıraktıklarıyla ve yalnızlığın atmosferiyle sonlanır.

Aynı şekilde bir yaşlı kadınla hizmetlisini anlattığı “Ayak izleri” adlı öyküsünde ise yaşlı kadının kötücüllüğü karşısında bakıcı kadının yaşam kırıklarına odaklıyor okuyucusunu Derya Sönmez. Bakıcı kadının evde kalmışlığını yüzüne vuran yaşlı kadının kötücül, iğneleyici, aşağılayıcı konuşmaları karşısında küçük, gündelik şeylerle öcünü alıp kendini rahatlatmaya çalışacaktır bakıcı kadın. Kitabın en güzel öykülerinden olduğunu düşündüğüm “Ayak İzleri” yazarının evrenini, biçemini tam olarak yansıtan, olgunlaşmış öykülerden biri. Yaşamın kırık anları, eksiltmeli anlatım, oluşan atmosfer, öyküdeki gizem her şeyiyle yerli yerinde.

“Onlar” öyküsü metrolarda başlayan ve giderek yayılan intiharların televizyondaki haberleriyle başlıyor. Artarak kitlesel bir yapıya dönüşmeye başlayan intiharlar öyküyü fantastik yapının sınırlarına getiriyor ama öykü kahramanının gündelik yaşamı, kırılganlıkları içinde kalıyor. Bu toplumsal olgu bireyin iç dünyasına yönelen, gündelik yaşama yansıyan yanıyla ele alınıyor. Birçok öyküdeki gibi açık uçlu bir sonla bitecektir öykü.

Etkileyici, açık uçlu sonların öykülerin çoğunluğunda karşımıza çıktığını görebiliyoruz. Öykünün okuyucunun düş gücünde devam etmesini ister yazar. Öyküsünü okuyucusu sonlandırmalıdır. Kahramanının iç dünyasına yöneldiği kadar okuyucunun da iç dünyasını sorulara yönlendirmek ister Derya Sönmez.

Derya Sönmez mutfağı, yemeği, ‘mükellef sofraları’ seviyor mu bilmem ama öykü kahramanlarını on dört öyküde yemeklerle, sofralarla ya da demlenen çayla, kahveyle buluşturuyor. Öykülerin neredeyse yarısında mutfaktan geçiyor öykü kişileri. Kimi öyküde yemeğin sadece adı geçerken kimi öykülerde yemeğe ilişkin ayrıntılar da veriyor. Öykünün adından da anlaşılacağı gibi “Papaz Yahnisi” böyle bir öykü. “Ay Karanlık”ta ciğer kavurma var, “Çilek Sepeti”nde bir sepet dolusu çilek. “Akşam Suyu”nda kahvaltı, kelle peyniri, börekler ve demlenen çaylar var. “Onlar”da kahvaltı da var, dışarıda içilen biralar da. “Ankara’da Denize Karşı”, “Sırça Kanatlar” ve “Söz Uçar” da ‘mükellef bir sofra’dan söz eder anlatıcı. “Yıldızların Altında”da mezelerden kurulmuş bir sofra, lakerda vardır. “Ayak İzleri”nde de mutfak var, hatta yemek adları, salata… Kitabın son öyküsü “Bütün Güzel Düşler”de ise kurabiye, çay ve kahveyle kapanışı yapar. Yanlış anlaşılmamak için, bu söylediğimin yalnızca bir belirleme olarak algılanmasını dilerim. Öykülerin içinde çok özellikli ayrıntılar olarak yerlerini alıyorlar.

Sırça Kanatlar bir ilk kitap olmasına karşın kendi öykü dilini kurma bağlamında önemli bir yolu geride bırakmış, birçok öyküsünde olgunlaşmış iyi bir öykücünün kitabı. Öykücülüğünü dergilerde sınamış, öykü evrenini kurmaya çalışan, aynı zamanda öykü üzerine de düşünen, öykülerini özenle oluşturan Derya Sönmez’in yeni öyküleri merakla ve istekle beklenecek.

Sahaftan: “Bir Gece Yolculuğu”

Bir ilk ve tek kitaptır Bir Gece Yolculuğu. Can Yayınları arasında 1987’de basılır. Kitaptaki öyküleriyle önce 1986 Akademi Kitabevi Öykü Başarı Ödülü’nü, yayımlandıktan sonra da Sait Faik Hikâye Armağanı’nı alır Gülderen Bilgili. Ama ne yazık ki bu iki ödül de öykülerin devamını getirmez. Gülderen Bilgili tek kitabındaki öykülerle yetinmek zorunda bırakır öykü okurunu. Ardından, yanılmıyorsam iki çeviriye imza atar. Oysaki, beklenen Gülderen Bilgili’nin çevirileri değil öyküleridir, kim bilir belki de romanlarıdır. Bu yazı biraz da hatırlamak için, öyküleri yeniden okumanın sevinciyle yazılıyor.

İçli bir ezgi gibidir Bir Gece Yolculuğu’nun öyküleri. Öykülerin arka planında, satır aralarında duyumsarsınız acılı günlerin izlerini. Seksenleri yaşayan kuşağı abartmadan, idealize etmeden, bütün içtenliğiyle anlatmayı başarır Gülderen Bilgili. Çalkantılı bir dönemin içinde insanın, bireyin yaşadıkları öne çıkar öykülerde. Sevinçler, mahalle aşkları, sevgiler, özlemler, kaygılar, direnme, yaşama tutunabilmek için çabalama ve kitabın öne çıkan duygusu olarak, hüzün…

Yalın bir anlatımı var Gülderen Bilgili’nin. İmgeselliğini, ayrıntıların zenginliğini, ustaca vuruşlarla insanın iç dünyasına dokunuşlarını unutmamak gerek. Bazen birkaç diyalog içinizi ezmeye, öykü kişisinin iç dünyasında gezinmenize yetiverir. Gerek klasik öykülemeyle yazdıklarında, gerekse sıçramalı, eksiltmeli anlatımı kullandığı öykülerinde kurguyu ustaca, özenle yaptığı görülüyor.

Altı öykü var Bir Gece Yolculuğu’nda. “İcra Kararı” ve kitaba adını veren “Bir Gece Yolculuğu” unutulmaz öykülerdir benim için. İcra memurları tarafından evlerinden çıkarılan ana kızın öyküsüdür “İcra Kararı”. Baştan sona hüzünle örülmüş, imgesel ayrıntı kullanımının çok özenle yapıldığı, acılara, yoksulluklara direnmenin, kırık dökük küçük sevinçlerin, özlemlerin öyküsü.

“Bir Gece Yolculuğu” adlı öykü o döneme ilişkin öykülerden biri. Arka planında seksen sonrası yaşananlar var. Dönem düzene ayak uyduranların dönemidir, yaşananlara sırt çevirenlerin, köşeyi dönmeye çalışanların, ‘Tahsin’lerin dönemidir. Yaşananlara ayak uyduramayan, acı çeken, ‘tutunamayan’, ülke gerçeklerine ters düşen aydınları temsil eder ‘Ahmet Koray’. Hayalleriyle ‘Pepe’, direnmeye çalışan ‘Nimet’… Bir yanda iş yaşamı, bir yanda geçmişe, çocukluğa özlem, bir yanda hüzün… Öykü kurgusuyla da diğer öykülerden ayrılır. Klasik öykülemeden farklı bir öyküleme kullanır bu öyküde Gülderen Bilgili. Eksiltmeli, atlamalı, geriye dönüşlü kurgulaması, anlatımı, zengin öykü diliyle ustalıkla örtüşür.

Kadir Yüksel