Edebiyat ortamımız, ülkemizin hali pür melalinden farklı değil. Yani, kaos hâkim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az vesaire. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştık. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Mustafa Aplay

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Çok keyifli bir süreçti. Erken yaşta başladım ve açıkçası beni o dönemde bu kadar heyecanlandıran şeyin ne olduğunu bilmiyorum. 13 yaşında büyük bir coşkuyla dergilere göndermeye başladım öykülerimi. Bazı yerel ve online dergiler yayımladı onları. Bu beni çok mutlu etti. Daha fazlasını yapmak istedim. Roman denemelerim oldu. Bir tanesi 100 sayfayı aştı. Bilgisayara aktarmaya niyetlendim ama el yazımı okuyamadım. Zaten o kadar da iyi değildi diye düşünüp tekrar öyküye dönmeye karar verdim. Ama bu sefer daha bilinçli adımlar attım. İyi dergilerin kapılarını zorladım. Oralarda yazdıktan sonra ilk kitabın yolunun açılacağını tahmin ediyordum. Öyle de oldu.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Söylediğim gibi, öyküyle başladım. Başarısız roman denemelerinden sonra yine öyküye döndüm. Öyküyü çok seviyorum ama onu tercih edişimdeki asıl sebep muhtemelen dergilerde yayımlanabilmesi ve okurdan/editörden hızlı geri dönüş alınabilmesiydi.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Bir dosya hazırlayıp acaba bunu hangi yayınevine göndersem diye düşündüğüm bir süreç yaşamadım. Dergilerde yayınlamak üzere yazıyordum sürekli. Aykut (abi) Ertuğrul öyküleri toplayıp göndermemi istedi bir gün, ben de gönderdim memnuniyetle.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Evet, Gülşen Funda editörümdü. Titiz çalıştı, teşekkür ediyorum buradan da.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz ne buldunuz?

Okurlardan güzel tepkiler aldım. Edebiyat çevresinde ise büyük bir çoraklık var maalesef. Parlak bir kitabı coşkuyla karşılayabilecek, yeni bir buluşu fark edebilecek, kusursuz biçimde olmasa da kitapları eleyebilecek bir mekanizma yok bizde. Sadece yazarlar arasında kurulan arkadaşlıklar var. Edebiyat ortamı denilen şey bundan ibaret. Bunu fark ediyordum zaten kitap çıkmadan önce de. Oradan bir şey ummadım hiç, henüz bir şey bulduğum da söylenemez.

Telif aldınız mı?

Evet.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

13 yaşında sosyalist sanat cephesinde bir öyküm çıktı. Sonra düzenli olarak yerel dergilere, internet sitelerine gönderdim. Dönüm noktam ise Aşkar‘da yayımlanan öykümdü. Merkez dergileri tanıdım, Akif Hasan Kaya bana yol gösterdi. Ondan sonra Post Öykü ve Mahalle Mektebi geldi. Post Öykü‘de öykünün yanı sıra kitap yazıları ve başka inceleme yazıları da kaleme alıyorum. Yücel Balku’nun Hayalet Gemi ile kurduğu ünsiyeti ben de Post Öykü ile kurdum diye düşünüyorum. Bu aidiyet hissi nedeniyle şanslı sayıyorum kendimi.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma-yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?

Özgürlük alanımın genişlediğini hissetmedim. Ortaokul ve lisede derslerim iyiyken bir yandan da edebiyatla uğraşmam olumlu karşılanıyordu. Okul başarısının bir uzantısı olarak görülüyordu sanki. Şimdi öyle değil. Beni destekliyorlar ve hakkımda güzel şeyler söylüyorlar gerçi ama ailemin bir açıdan da tedirgin olduğunu tahmin ediyorum. Edebiyatı çok ciddiye alıyorum çünkü.

Peki, bundan sonra?

Şu sıralar kafamda dönen bir roman fikri var. Erteliyorum sürekli. Olgunlaşmasını bekliyorum sözde ama belki de cesaret edemiyorum. Öykü yazmayı ise aynı heyecanla sürdürüyorum. İlk kitaptan sonra coşkumun ve hızımın azalacağından korkuyordum açıkçası biraz ama düşündüğüm gibi olmadı.