Edebiyat ortamımız, ülkemizin hali pür melalinden farklı değil. Yani, kaos hâkim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az vesaire. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştık. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

İbrahim Halil Çelik

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Ben sözlü kültürün yaşadığı bir coğrafyada büyüdüm. Bu sözlü gelenek beni iyi bir dinleyici yapmanın yanında bende iyi bir anlatıcı olma isteği de uyandırırdı. Cenk hikâyeleri, cinli perili masallar, ailedeki büyüklerimin anlattığı olağanüstü şeyler hepsi bende büyülü bir hisse dönüşürdü. O zamanlar ben, anlatmanın başka bir büyüsünün içindeydim: Bunları resmetmek. Bu resmetme merakı büyüdükçe büyüdü ama ben yine de bir arpa boyu yol ilerleyemedim bu konuda. Bir gün nihayetinde çizdiğim resimlerin hepsi bir sonsuzluğun içinde kayboldu. Ve ben anlatmanın başka bir yolunu arıyordum artık. Şiir yazdım fakat onda da pek mahir değildim. Böylece anlatmanın ne kadar zor olduğunu görüp anlatanlara büyük bir hayranlık duymaya başladım. Ve elbette o anlatıcıların yazdıklarını okumaya. Bu okumalara başlayınca -tıpkı dinlerken olduğu gibi- bir anlatma isteği oluştu bende. Anlatmaya çalıştım. Tabi bunu yaparken etrafımda beni rahatsız eden onca şey de beni tetikledi. Korkunç Beyaz bu anlatma isteğinin ve etrafımdaki üzünçlerin neticesinde oluştu. İlk kitap ve yazarlık serüvenim böyle oldu.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Bunu gerçekten bilmiyorum. Öykünün kısa oluşu ve çabuk bitişi biraz ruh halime uygun olduğu için sanırım. Ben hızlı yaşayanlardanım. Öykü buna müsaade ediyor. Belki de bu yüzden. Geçerli bir neden değil bu aslında ama yine de en doğru ifade az önce dediğim, hızlı okunup bitmesi ve yeni bir yaşama kapı aralaması desem yanlış olmaz sanırım. Tam anlatamadığımın farkındayım. Çok zormuş meğer sebebini bilmediğimiz şeyleri anlatmak.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Dergilerde öykülerim yayımlanıyordu. 20’ye yakın öyküm yayımlanmıştı. Bir gün o dergilerden birinden bir mail geldi: İletişim numaranızı atar mısınız?

O gün her şey değişti. Editörüm, ki sonra arkadaşım oldu, Hüseyin Ahmet Çelik’ti bana mail atan. Aradı, konuştuk. Böylece süreç başlamış oldu.

Şanslıydım, süreçte hiç sıkıntı yaşamadım.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Yukarıda da belirttiğim gibi, Hüseyin Ahmet Çelik’le bu süreci konuştuk ama ondan önce elbette çevremdeki birçok arkadaşımdan da bu konuda fikir aldım. İsimlerini anmak isterdim ama sayı epeyce fazla. Buradan kendilerine teşekkür ederim. Onlara çok şey borçluyum.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz ne buldunuz?

Çok şey değişti diyemem ama kitap çıktıktan sonra gelen olumlu tepkiler beni çok mutlu etti. En büyük değişim mutlu olduğum şeylerin farklılaşmasıydı. Yazdıklarımın birilerinin kalbinde etki yaratması sevindiriciydi. Zaman zaman bu tepkiler gelmeye devam ediyor. Umduğum buydu ve bu da oldu diyebilirim. Yükümü artık okurlarla sırtlıyorum.

Telif aldınız mı?

Aldım.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

Dergiler özellikle öykü, deneme ve şiir için iyi bir mutfak. Ben yazmaya başladığımda, bir gün birilerinin bunları okuyacağı fikri yoktu fakat zaman geçtikçe edebiyat mutfağında yer alma fikri de gelişti. Yazdıktan uzun bir süre sonra bu mutfağa girebildim. Dört yıldır da bu mutfakta yer alıyorum. Mutluyum. Edebiyat Mutluluktur. Gerçekten.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma-yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?

Ciddi bir ön yargı söz konusuydu. Herkes yaptığım için sıradan ve niteliksiz bir şey olduğu düşüncesiyle kitabıma yaklaşıyordu. Okudukça durumun düşündükleri gibi olmadığını bana söylemeye başladılar. Bu, güzel bir duyguydu benim için. Şimdi daha farklı bakıyorlar bana. Özellikle okumayı sevenlerin ayrı bir yaklaşımı var ki beni en çok mutlu eden şey budur.

Peki, bundan sonra?

Daha çok okumak.

Daha çok yazmak.

Daha çok gezmek.

Hayat bu üçü bir arada olunca güzel.