Halil Yörükoğlu

Elektriklerin gittiği akşamlar gibi. Çokca sessizlik. İnsanın iştahını kapatan, yedirmeyen içirmeyen, bir an önce bitsin denilen bir sessizlik. Bitmedi. Yaşanmadan bitmiyor. Bardaktaki su içilecek, dert varsa çekilecek der annem. Öyle.

Alvala bir akşam vakti. Belli ki deniz sessiz. Rüzgar yok. Bir şey olacak da bir ses istiyor. Çardakta havanın iyiden iyiye kararmasını bekliyoruz. Babamsız eve girmek istemiyoruz. Bir gözümüz yolda. Babam gelecek. Cuma gününün sabahı keyif, akşamı cümbüş olur. Babam elleri dolu dolu gelir. Hayra yoralım bu sessizliği. Babamdandır. Babamın ağacı, dağı ondan ötürü pür dikkat bekliyordur. Bu kızıllık olmadan gelirdi ya bugün takıldı bir yere. Annem ayağındaki dikeni çıkarır gibi yapıyor. Zaman geçip gitsin, derdi bu. Benim gözüm hep annemde benim gözüm hep yolda.

O incecik zamanda, ipliği iğneye geçiremeyeceğimiz anda, herkesin gözü yoldaymış da bu karanlığa rağmen babamın gelmeyeceğini bilmişler gibi. Bir çığlık koptu. Geceyi ortasından ikiye böldü. Çabuk alacığa koş, kaptılar dedi annem. Yol beni içine aldı kayaya attı. Ayağım ilk adımda cart diye yarıldı. Erkek çocuğu cabbar olur, olamadım. Tek kırma elinde, kanlarıma basa basa annem tepeyi ağdı. Bir el silah sesi. Yarım ayak gittim annemin peşinden. Gece kuşları havalandı. Bir çakal ayağını sürüye sürüye uzaklaştı.

Al tut bunu dedi. Silahı çapraz taktım. Annem bir güç kucakladı. Eve getirdik. Koyduk salona. Karnından akan ayağımdan sızan kan. Kanlarımız karıştı. Git babanın fanilalarından getir çabuk dedi. Bembeyaz oldu mu kıpkırmızı. Soluk alıp verişi hızlandı. Gözleri kapandı gözleri açıldı. Annem başını avucunun içine aldı. Buradayım güzel gözlüm dedi. Sabaha kadar bekledi başında. Sabaha kadar bekledim yolda.

Babam o gece gelmedi.

Bir gece gelmezse gelmeyecek mi olur dedim. Annem cevap vermedi. Babamın fanilasını kapıya çıkarttı.

Kuşluk vakti iki adam göründü. Muhtar, evin yanına yaklaşınca birden irkildi. Bunların haberi var zahir yoksa gidip almışlar mı dedi yanındakine fanilayı gösterip. Cenaze ağır olur öyle kolay gelmez dedi o da. Ben yola bakıyordum. Yok nereden olacak dediler girdiler içeri.

Annem menekşenin başında. Menekşe nefes alıyor, akı çok siyahı az öylece bakıyor. Kocan öldü demişler anneme. Menekşe ölümden döndü demiş annem. Muşambanın üzerine ayaklarının izi karışmış. Doğrulup Menekşe’nin karnını bir güzel dikmiş.

Sürüyü sattık. Annem bu silahı boynuna bir daha asmayacaksın dedi. Yol kenarında bir çakal leşi gördük. Çeşmenin oradan kanaya kanaya gitmiş, bir ağaç altında ölmüş. Ağzında bir tutam et. Yarısını kuşlar yemiş. Yarısı diş etine değmiş.

Babam peynir paralarını yerken vurulmuş, öyle dediler. Görmedik bir daha.

Menekşe ve annem ile bir daha bakmadan geriye.

Halil Yörükoğlu