Mühendislik yaptım bunca senedir, ne buldum sanki? Edebiyat yapacağım bundan sonra. Haberi olsun rol kesenlerin, dergi sayfalarında: İş yok artık kendilerine! Ve mademki ekmeklerini alıyorum ellerinden, buyursunlar o zaman onlar da benim yerime. Münhal var mühendislik âleminde…

Ama kabahat bende değil. Kabahat Fuzulî’nin. Sınır tecavüzünü o başlattı.

Anlatayım…

Birkaç gün önce Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı ve İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Mehmet Emin Birpınar “Glasgow’a giderken” Türkiye’de yeni kömür santrali yapılmasının planlanmadığını söyleyerek şöyle devam etmiş:

“Bizim elimizde sadece bir tane termik santral müracaatı var. O da kapasite artışıyla ilgili. Yeni müracaat 2 yıldır hiç yok. Şu anda kömürden üretilen enerji 3 lira, rüzgârdan üretilen enerji 1 liraya düştü. Niye gitsin kömür yatırımı, termik santral yapsın? Yatırımcı parasını çöpe atar mı?”

Birpınar, hâlihazırda izin veya onay almış santral projelerinin de gerçekleşmeyeceği görüşünde:

“Kömür fiyatları böyle arttığı zaman ürettiği enerji 3 lira olacak, rüzgâr 1 lira olacak onun malını kim alacak ki? Yatırım kararı alınmış olabilir ama yatırımı yapacak mı, parayı bulacak mı? Yatırım yapmak için uluslararası kredi lazım. O termik santrallere bir kuruş vermiyorlar. Çin de bu sene açıkladı, ben kendi ülkemin dışındaki hiçbir yere kömür termik santral yatırımı yapmayacağım dedi. Yatırımcıların özkaynakla yapması lazım ki onu da bulamazlar.”

Oh olsun! Yetti galan be! Nedir çektiğimiz şu kömürün elinden. Tozu dumanı bir yana, iklim değişikliği yaratarak dünyanın da dengesini bozuyor.

Bereket ki Paris İklim Anlaşması var. Üstelik Birleşmiş Milletler (BM) 26. İklim Değişikliği Konferansı (COP26) 31 Ekim 2021’de Glasgow’da başlayacak. Türkiye bu yıl konferansa ilk kez Paris Anlaşması’nı onaylamış bir ülke olarak katılacak.

Bu nedenle artık kömür gibi “banal” şeylerden elimizi eteğimizi çekmemiz gerekiyor!

Zaten, Bakan Yardımcısı ve İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Mehmet Emin Birpınar da bu son gelişmelerden pek mutlu olduğunu belli ediyor. Ayrıca Türkiye’nin Glasgow’a giderken 2053’te karbon nötr olma hedefini açıkladığını söylüyor.

Ama ülkelerin iklim politikalarını takip eden Climate Action Tracker (CAT), Türkiye’nin bu alanda “kritik derecede yetersiz” olduğunu söylüyor ve Ankara’nın daha iddialı hedefler koymasını tavsiye ediyor.

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı imzalamasının ardından bir çağrı yapan Greenpeace, kömürden çıkış takvimi belirlenmesi ve yeni fosil yakıt arama faaliyetlerinin sonlandırılması gerektiğini söylemişti.

Gerçi benim bir yıl önceki pek eğlenceli bir yazımdan sonra Türkiye’de yeni kömür arama faaliyetleri sona erdirilmişti. Bu açıdan, Greenpeace’e destek olduğumu da gururla söyleyebilirim.

Başmüzakerecimiz devam ediyor:

“Biz bu müzakereleri bitirmeden cumhurbaşkanımız bunu dünyaya deklare etti. Yani şartlı da deklare etmedi. Para verirseniz bunu yapacağız da demedi. Biz Türkiye’nin kalkınmasına ve 2053’e giden yolda, Türkiye’nin kalkınmasının yeşil kalkınma hamlesi olduğunu düşünüyoruz.”

***

Her şey iyi hoş da, “arz güvenliği” mes’elesi ne olacak?

TEİAŞ’ın verdiği bilgilere göre, 2021 Eylül ayında Türkiye’nin elektrik üretiminde birincil kaynakların payları aşağıdaki gibi dağılmış görünüyor:

Bu şu demek oluyor: İklim değişikliği açısından emisyonları sıfırlamak için termik kaynaklar (İthal Kömür + Yerli Linyit + Doğal Gaz) ile elektrik üretimimizi durdurmamız gerekiyor. Ama bu elektrik üretimimizin %70’ini devreden çıkarmak anlamına geliyor. Peki bu boşluğu kim dolduracak?

2021 Eylül ayında elektrik üretiminin sadece %18’ini karşılayabildiği yukarıdaki çizelgeden görüldüğüne göre, Türkiye’nin bütün yüzeyini güneş panelleri ile kapatsak, bütün sahillerini rüzgar gülleri ile donatsak dahi, yaklaşık 50.000 MW civarındaki elektrik talebini Jeotermal + Rüzgâr + Güneş ile karşılayabilecek miyiz? Esas sorulacak soru budur.

Glasgow yolcusu Başmüzakerecimiz için konuşmak kolay görünüyor. Ama bu konuda esas topun ağzında olan Enerji Bakanlığı acaba ne düşünüyor?

Belki de şöyle bir politika izleniyor, ne bileyim: Biz beğensek de beğenmesek de yurt dışına bağımlı olduğumuz ithal kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtların uluslararası piyasadaki fiyatları öyle hızla yükseliyor ve ülke içindeki elektrik üretiminin yaklaşık %55,6’sını oluşturan bu ithal kaynakların etkisiyle elektrik fiyatlarına öyle büyük zamlar gelecek ki, vatandaş artık elektrik kullanamaz hale gelecek. 

Belki de, bu şekilde dibe vuran elektrik talebini sadece güneş panelleri ve rüzgar gülleri ile karşılamak mümkün olacak!

Bu harika fikir de olsa olsa Fuzulî’den çıkmış olabilir:

Öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ meni

***

İşte gördüğünüz gibi Fuzulî asırlar öncesinden gelip bizim işlere burnunu soktuğuna göre, günah benden gitmiş sayılır.

O zaman ben de edebiyatçılığa soyunabilirim!

Mehmet Aslan