Kendimi bir yabancıyla, tanıdığım birisini de kendimle sınamaya yeltendiğim bir zamanda kapımı çaldı Arzu Uçar. İlk kitabı “Dış Kapının Mandalı” için methiyeler düzebilirim ama ondan öncesi var. Ben biraz geç kaldım sanırım, ikinci kitabı “Bir Küçük Delilik” ile tanıdım onun kalemini. Ve kitaba ismini veren “Bir Küçük Delilik” fikrinin aklımın orta yerine bağdaş kurmasına sesimi çıkartmadım. Çünkü her gün karşılaştığım onlarca insanın düşüncelerinde kapladığım alanı çok önemseyip, yolun dışına taşırdığım normalliklerimi fark edemez olmuştum. Düşündüm. Bazen iki öykü arasına sıkıştırdım yüreğimi, bazense bitirdiğim bir öyküye yeniden başladım. Zaten Arzu Uçar okumanın en önemli özelliği bu. Kitap ince, öykü sayısı az ama muhteviyat oldukça uzun ve kişisel. Her gün tek bir öyküden fazlası okunmamalı. Bir öyküde kaybolup duraklamalı, iyice demlenmeli. Sonra hafızada kalan cümlelerden bir tanesini yarım yamalak bile olsa bir kâğıda yazmalı. Güne dair bir not, öyküden bağımsız yaşayabilen bir nefes gibi.

Arzu Uçar

Bir Küçük Delilik iç çatışmalarınıza son veriyor çünkü kendinizle uğraşmaya ara verip yaptıklarınız ve yapmadıklarınızla aynı anda barış sağlayabileceğiniz bir kitap. Az evvel altını çizdiğim gibi çok kişisel. Her okurun direksiyon başına geçince farklı bir yere seyahat etmeyi planlayacağı kısa süreli bir tatil gibi o. Sizlere bu özgürlüğü sonuna kadar veriyor ve hemen yan koltuğunuzda oturup müziğin sesini kısıyor, gülümsüyor, arada pencereyi açıyor ve dikiz aynasına kayan gözlerinize tek bir kişiyi ilikliyor. İşte bu yüzden, yolculuğunuz tam olarak bir küçük delilik yapacak kadar.

“Bir Aşk Meselesi” isimli öyküyü ayrı bir yere koydum ben. Anlatım olarak hızlı ve derin geçişlere sahip bir öykü bence o. Karakterlerin yüzeysel yapısı ile düşünceleri arasındaki uyumsuzluğu, yağmurun altına bırakılan bardağın aheste biçimde dolması ve dolana kadar yağmurun devam etmesini dilemesi gibi kademeli olarak görünür kılmış yazar. Öykünün ismine aldanmamak lazım. Sadece aşk meselesi değil o. Genişliğini seçebileceğiniz kapalı bir kutu aynı zamanda. İçinde kalmak kadar dışına çıkmak da elinizde. Asıl meseleyse zamanlama.

“Korku” adlı öykü için de ayrı bir yer açmak gerekir tabii. İsminde gizlenen kuvvetli duyguyu dolu dolu yaşatacağını düşünüp tek boyutlu bir hikâye beklentisi içerisine giriyorsunuz ister istemez. Ama Arzu Uçar’ı okumayı öğrenmek adına ev ödevi niteliğinde bir öykü bu. Olay örgüsünde “Her an ters köşe olabilirim” düşüncesiyle dikkatli adımlarla ilerlerken, derinliklerinize nüfus eden savunma içgüdüsüne engel olamadığınızı fark ediyorsunuz. İşte tam burada etrafınızı kuşatan şeyin korku olmadığının ve hemen hemen her gün şikâyet ettiğiniz şeyinse gerçek adının yalnızlık olmadığının farkına varıyorsunuz. Yani yine Arzu Uçar imzası taşıyan bir öykü, anlatım barajını aşıyor, gerçekle burun buruna getiriyor sizi.

Dil ve anlatıma gelirsek, “ben” merkezli ilerlemeyi tercih eden yazar, öyküyü sahiplenmeniz için, neredeyse ana karakterin nefes alıp verme sesini bile işiteceğiniz biçimde sunmuş. Görsellik kadar titizlikle üzerinde durduğu bir konu da, karakterlerin fiziki olduğu kadar ruhsal olarak da hareket etmeleri. Yerinde duran birisi neredeyse hiç yok. Beş duyu organımızı birden hikâyede kullanmamız için de olağanüstü zenginlikte bir detaycılık söz konusu. Yeni kuşak yazarların çoğunluğunda görmeye alıştığımız acelecilik Arzu Uçar’da hiç yok. Öyküyü zorlamıyor, çekiştirmiyor, herhangi bir şeyin altını çizmek için cümleler arasında mekik dokumuyor. Başlangıcını yaptığı hikâyeyi bir yerden sonra serbest bırakma lüksünü cömertçe kullandığı için güçleniyoruz onu okudukça. Ve bir okurun kendisini okuduğu hikâyede güçlü hissetmesinin sonucu elbette lezzetli bir sonla bitiyor. Bu ziyafet sayesinde, kitabı elinizden bırakırken yüzünüz kadar düşüncelerinizin de gülümseyeceğine eminim.

Sonuç olarak, rutin hayatın içerisinde teneffüse çıkabilmek için elinizi yukarı kaldırıp izin istemeniz gibi “Bir Küçük Delilik” ile haşır neşir olmak. İzni alınca “Oh be! Dünya varmış” diyeceğiniz hissini peşinen uyandırıyor. Ve sağladığı bu umut, bazen aynı öyküyü birden fazla kez okumanıza neden olabilir. Çünkü her seferinde o teneffüste düşündüklerinizi özlüyorsunuz. “Dış Kapının Mandalı” için yapacağım değerlendirmeyi cebimde gizli tutarken, “Bir Küçük Delilik” yapmak ve Arzu Uçar ile tanışmak için daha fazla geç kalmamanızı öneriyorum. Keyifli okumalar, bol tebessümler.

Umut Kaygısız