Burak Çakır

Amirim bir kere değil, bin kere daha anlatırım ya suçum günahım yok yani onu diyeyim sana. İşinde gücünde, vatanına, milletine bağlı adamım ben. Silopi’de yaptım askerliği, on iki ay. Yeğenlerim falan hep asker, polis. Öyle eylem meylem alakam olmaz yani. Bak sabıkama, gör. Ufak tefek yaralama, kavga falan. Erkek adamda da olur o kadar amirim, değil mi? Şanındandır yani. Yazıyor mu arkadaş? Yazsın.

Sezon başı, yoldayız. Deplasmandan dönüyoruz, Adana’dan. Otobüsteyiz ama nasıl kötüyüz. Ölüyoruz yani yorgunluktan. Baba dayağı yemiş gibi çekilmiş herkes köşesine, kimsenin gıkı çıkmıyor. Gece, sessizlik, otobüs zaten beşik gibi. İl sınırını göremeden gitmişim. Mabadımız mı açıkta kaldı nedir, felaket bir kâbus bastı beni.

Dağ başındayım, ortalık kar kış. Üzerimde yine bizim çubuk forma ama zerre üşümüyorum. Dizime kadar kar, acayip bir tipi, bata çıka yürüyorum. Önümden izbandut bir herif gidiyor, onun bastığı yerlere basa basa yürüyorum peşinden. Ayaklarım da çıplak ama üşümek aklıma bile gelmiyor, öyle kaptırmışım kendimi. O gidiyor ben gidiyorum, o gidiyor ben gidiyorum. Yol bitti diyorum; bir patika buluyor, devam ediyoruz. “Uçuruma geldik daha da gitmeyelim,” diyorum, ne yapıp ediyor yürüyoruz ama ben yüzünü falan göremiyorum tabii herifçioğlunun. Tipi var, önümü göremiyorum ki amirim.

Neyse, nihayet tepeye varınca duruyor bizimki. Bir dönüyor, Kazım abi. Rahmetli, tutuyor çekiyor elimden, doğrulup çıkıyorum yanına. Sırtımızı vermişiz Şentepe’ye, Ankara boylu boyunca uzanıyor önümüzde. Manzara gıcır ama tadımız yok. Çok affedersin şey kadar yer, aynı anda iki adamın durmasına imkân yok yani. Bir de benim omuzlar geniş ya amirim, ekstra zorlanıyoruz hani. Cezaya kalkmış ilkokul talebesi gibi gönyede durmaya çalışıyoruz. Aman düşmeyeyim derken bir bakıyorum Kazım abi yok, bir bakıyorum az ötede cebelleşiyor. “Ulan!” diye bağırıyorum “Kıstırdılar da hiç edecekler abimizi.” Elimde çakı, bağıra çağıra iniyorum tepeden. Anca üç-beş adım kala ayıkıyorum durumu. Seçilmiyor ki amirim.

Bizim Kazım abinin üzerinde iki metre aslan, ha parçaladı ha parçalayacak. Kanım çekiliyor haliyle, kafa desen bulanık. Ömrümüzde aslan mı gördük amirim? Aradan ne kadar geçiyor bilmiyorum, kendime geldiğim gibi vın. Aynen topuk. Delikanlı adamız ama çakıyla aslana diklenecek kadar da sıyırmadık şükür. Kaçıyorum diyorum ya bakma bana, düşüyorum baya. Hem de çığ gibi düşüyorum yeminle. Oluyor ya filmlerde, o biçim. Düş babam düş, çıktığım tüm yolu üç beş saniyede iniverdim. Hani geçtik dediğim bir uçurum vardı, oraya varamadan da uyandım işte.

Ben dağa taşa atar yapıyorum sanıyorum, otobüste öyle boşluğa bağırıyormuşum meğer. Üşüşmüş tabii tribünden elemanlar; sorunun, sorgunun sonu gelmiyor. Bu sizinki yanında muhabbet falan yani amirim, öyle bir atmosfer. Otobüs dolusu adam üşüşmüş başıma ağzımın içine bakıyor, zaten yeni ayılmışım kafam bulanık. Ecel teri döktüm şerefsizim. Baktım kaçarı yok, başladım ben de yazmaya. “Kazım abinizi hiç ederlerken tüydüm” denmez ya, atıyorum tutuyorum. Çakıyı pala yapıyorum, iki metre az geliyor üç-üç buçuk diyorum aslana, yazıyorum da yazıyorum yani amirim. Millete de masal lazım, dinliyor işte. Âlemde bir ağırlığımız da var tabii, konduramıyorlar. Anlattıkça büyüyor bebelerin gözleri, bir heyecan bir heyecan. Kazım abinin meşhur bir atkısı var, baba yadigârı. Masalın sonunda onu taktırıyorum boynuma falan, ortalık bayram yeri anlayacağın. Marşlar, tezahüratlar, bilmem neler derken Münir abi var bizim, o yardı kalabalığı geldi yanıma “Bak,” dedi “bu öyle sıradan bir rüya değil. Abinizle tribüne yeni bir lider arıyorduk, sana devretmek istemiş rahmetli. Bize de hayırlı olsun demek düşer.”

Hayda. Atalım tutalım derken tutturdular mı bize işi amirim. Kaldım tabii öyle, ne diyeyim bilemiyorum. Desem de boş zaten o saatten sonra. El mahkûm kabullendik, aldık görevi. Ankara’ya varınca da gittik kutladık bizim kahvede. Kapattık mekânı, demlendik falan. Bir süre böyle sütliman gitti işler, alıştık ettik birkaç haftaya ama bizde dert bitmez ki amirim. Ben liderliğe geçtikten sonra bir uğursuzluk çöktü tabiri şeyse, evimizde maç alamaz olduk. Bir hafta, üç hafta, beş hafta derken tabii bunun lafı dolanmaya başladı. Herifler haklı, bir şey de diyemiyorum. Ne yapayım bilemedim. Her şeyi söyleyip kurtulmak var ama maçam da yemiyor çok affedersin. Epey düşündüm, taşındım çıkamadım işin içinden. Geceleri uyuyamaz oldum amirim. Sabah, akşam, her yerde aklımda bu iş. Baktım olacak gibi değil, dayandım Münir abinin kapısına anlattım her şeyi. Dedim “Abi affet, böyleyken böyle.” Adam gibi adamdır Münir abi. Bozmadı, tek laf etmedi. “Düşüneyim, dönerim ben sana” dedi, eyvallah çektim çıktım. Nasıl hafifledim ama amirim, anlatamam yani. Eve gittim yattım zaten. Sabaha doğru telefon çaldı, Münir abi. Uyumamış, düşünmüş taşınmış bir çıkar yol bulmuş. Dedim ya adamın hasıdır.

Gittim, hal hatır derken vardık konuya. Varmaz olaydık amirim. Dedi “Madem rüyan yalandı, gerçekte yapacaksın bu işi.” Hoppala. Ölmüş gitmiş adamın nesini kurtarayım, diriltemem ya. “Yok,” dedi, “bu işi düzeltmenin yolu kurbandır.” “Edelim,” dedim, “gidelim kurban pazarına, edelim kurtulalım.” Kazın ayağı öyle değilmiş işte. Aslan gördük diye aslan kurban etmemiz icap edermiş. Hadi buyur. Aslanı nereden bulayım ben şimdi amirim? Hadi buldum, nasıl keseyim? Aslan kesmek öyle kolay mı, icabında şu kadarcık koçu zapt edemiyoruz bayramda.

Neyse amirim, uzatmayayım. Allem ediyorum kallem ediyorum, yok. Dil döküyorum, yok. Keseceğiz aslanı, bela oldu başımıza. Nereden bulunur aslan, bilen de yok. Bir çıkar yol arıyorum ben de. Düşün düşün, en son hayvanat bahçesi geldi aklıma. Çiftliğin oradaki hayvanat bahçesi de taşınacak falan diyorlardı. Dedim, oğlum o arada yaptın yaptın yoksa yalan olacak senin iş. Planı, programı yaptım; sabaha karşı gireceğim, çözeceğim meseleyi. Deplasmanlara götürdüğüm bir bıçak vardı; uzun, sağlam böyle. Onu aldım yanıma, baba yadigârı bir de on beşlik. Tamam. Gece ufak ufak demlendik arkadaşlarla, az biraz cesaret topladım. Baktım saat de yaklaşıyor, ufaktan topladım voltamı çıktım. Kapıdan çıkmamla başladı yağmur, kara döndü sonra, kar sıklaştı falan. Ben de salmışım kendimi Şentepe’den aşağı, usuldan yol alıyorum. Bir yandan yürüyorum bir yandan söyleniyorum; tipi de başlarsa tamam olacak, diye. Olmadı Allah’tan, ben Gazi Mahallesi’ne varmadan duruldu. Mahallenin girişinde de sizin arkadaşlarla denkleştik zaten, sonrası malum amirim. Sorgu, sual, buradayız işte. Yani öyle eylem falan, işim olmaz. Sabıkama bak, gör. Ufak tefek yaralama, kavga falan. Erkek adamda da olur o kadar amirim. Şanındandır yani.

Burak Çakır