Sine Ergün’den Ahmet Büke’ye, Birhan Keskin’in seçtiği Cemal Süreya şiirlerinden Tahsin Yücel’in tartışma yazılarına birçok yeni kitap Kasım ayında Can Yayınları tarafından okurla buluşturulacak.

Cemal Süreya: “Seviş Yolcu”

Birhan Keskin’in Cemal Süreya’nın memlekete, şehirlere ve insanlara duyduğu aşkı konu ettiği şiirlerinden yaptığı seçki Seviş Yolcu, günümüzün bir şairinin Cemal Süreya’ya bakışını ve Süreya’nın şiirleriyle birlikte kurguladığı “görsellik”in eşsiz bir örneği.

Jorge Luis Borges: “Sonsuzluğun Tarihi” (çev. Saliha Nilüfer)

Bu sayfalara adını veren o sıra dışı “sonsuzluğun tarihi” hakkında çok az şey söyleyeceğim. Zaman bizim açımızdan bir sorundur; sarsıcı ve talepkâr bir sorun, belki de metafiziğin en can alıcı sorunu; sonsuzluksa bir oyun ya da yıpranmış bir umut. Farklı anlarda farklı yerlerin işgal edilmesi -yani hareket- zaman olmaksızın kavranamaz. Aynı şekilde, farklı anlarda, aynı yeri işgal etmek anlamına gelen hareketsizlik de öyle. Sayısız şairin özlemle yanıp tutuştuğu sonsuzluğun bizi en azından kaçamak tarzda olsa da ardışıklığın baskısından kurtaran maharetli bir aygıt olduğunu nasıl hissedemedim?

Jorge Luis Borges: “Alçaklığın Evrensel Tarihi” (çev. Süleyman Doğru)

Bu kitabı meydana getiren anlatı türündeki düzyazı çalışmaları 1933 ve 1934 yıllarında gerçekleştirildiler. Köklerinin Stevenson ve Chesterton’dan yaptığım yeniden okumaların yanı sıra Von Sternberg’in ilk filmlerine, hatta belki Evaristo Carriego’nun belli bir biyografisine kadar uzandığı kanısındayım. Birbiriyle alakasız şeyleri de bir arada sıralama, devamlılığı sağlamak adına anlık çözümler üretme ya da bir insanın yaşamının iki-üç sahneye indirgenmesi (“Pembe Köşedeki Adam” öyküsünü biçimlendiren de bu görsel niyet) gibi yöntemleri kendi amaçlarına alet ettiklerini söylemeliyim. Psikolojik metinler değiller ve öyle olmaya da çalışmıyorlar.

Jorge Luis Borges: “Atlas” (çev. Emrah İmre)

Fotoğrafların açıkladığı metinlerden ya da fotoğrafları açıklayan cümlelerden oluşan bir kitap değil bu. Her bir bölümün içeriğini meydana getiren, imgelerle sözcüklerin uyumlu birliği. Bilinmeyeni keşfetme hevesi Sinbad’a, Kızıl Erik’e ya da Kopernik’e özgü değil. Dünyada keşfetmeye meraklı olmayan tek bir insan bile yoktur. Her şey acıyı, tuzluyu, eğriyi, düzü, pürüzü, gökkuşağının rengini ve alfabenin yirmi küsur harfini keşfetmekle başlar; ardından sıra simalara, haritalara, hayvanlara ve yıldızlara gelir; en sonunda insan ya kuşkuyla dolar ya imanla, üstelik önceden ne kadar cahil olduğu sonucuna ulaşması da neredeyse kaçınılmazdır.

Ahmet Büke: “Deli İbram Divanı”

Ege insanının doğayla, tarihle, efsanelerle beslenen hayatı, coğrafyamızın kangren olmuş adaletsizlik, gelir eşitsizliği sorunlarıyla harmanlanıyor ve bir ada, deniz hikâyesi olarak karşımıza çıkıyor. Eski İzmir’in de yer yer bir karakter gibi karşımıza çıktığı bir dönem romanı olan Deli İbram Divanı, deniz edebiyatımızın klasikleri arasına girmeye aday.

Fabrikanın bacasının tüttüğü ilk gün başladılar can almaya. Dişlerine kan değmiş kurt sürüsü gibi denize daldılar. Yaş almış demediler, küçük demediler, yavrulama zamanı demediler. Köstence’nin göğü yağ kokusuyla doldu. İnsanlar öğürerek gezer oldu. Süngüyle vurmak başka ama tüfekle avlanmak dayanılır değildi. O tarraka, o gümbürtü! Dağlara kaçtım kaç defa. Mağaralara girdim. Solucanlarla çıyanlarla geçirdim günlerimi. Ama sabah olup gün doğunca o sesler yine her yanı tutuyordu.

Sine Ergün: “Kopuk”

Kopuk, günümüzün herhangi bir coğrafyasında herhangi bir bireyin dünyasını konu alan, unutmak, anımsamak ve bellek üzerine bir roman. Sine Ergün bu kısa ve yoğun metinde, sistemin baskısı karşısında unutmayı seçmiş birinin öyküsü anlatıyor. Okurlara varoluşumuzun gerçek dayanağının, bizi birbirimize bağlayan görünmez ağlarda yattığını anımsatıyor. 

Éric Vuillard: “Yoksulların Savaşı” (çev. Nihan Özyıldırım)

On altıncı yüzyıl Avrupa’sında Protestan Reformu Katolik Kilisesi’ne, güçlülere ve ayrıcalıklılara karşı bir isyana girişir. Köylüler ve yoksullar, sadece cennette vaat edilen eşitliğe neden bu dünyada sahip olmadıklarını sorgulayarak mücadele başlatırlar. Tarihe damgasını vuracak bu mücadeleye Thomas Müntzer adlı bir ilahiyatçı önderlik edecektir. Yoksulların Savaşı‘nda Éric Vuillard, kurmacanın imkânlarından faydalanarak okuru bir kez daha tarihin yazıldığı anlardan birine götürüyor.

Heinrich von Kleist: “Locarno Dilencisi” (çev. Bilge Uğurlar, Türkis Noyan)

Kleist’ın öykülerinde her zaman dünyayı apansız karşısında bulan bir hayat yorgunu, kendi sonuna aceleyle koşan bir ölüm tutkunu bulmak mümkün.

William Shakespeare: “Kısasa Kısas” (çev. Zeynep Avcı)

Yazıldığı günden bu yana akla etik sorular getiren bu oyunda Shakespeare, çivisi çıkmış bir kentin güçle sarhoş olmuş yöneticisini, aynayı kendine tutmak zorunda bırakıyor.

William Shakespeare: “Venedik Taciri” (çev. Zeynep Avcı)

Shakespeare bu kez de para, aşk, dostluk ve adalet kavramlarını ustalıkla bir düğüm haline getiriyor.

Tahsin Yücel: “Tartışmalar”

Tahsin Yücel’in Aziz Nesin, Orhan Pamuk ve Fethi Naci gibi edebî figürlerle girdiği yazınsal tartışmaları toplayan Tartışmalar, Yücel’in sözünü sakınmayan eleştirmen kimliğini daha yakından tanımamızı sağlarken, tartışma yazılarının nasıl başlı başına bir anlatı oluşturabileceğine de bir örnek oluşturuyor.

Tevfik Fikret: “Küçük Aile”

Modern edebiyatımızın dev ismi Tevfik Fikret’in manzum hikâyeleri ve mensur şiirleri bir arada.