Hiroşima doğumlu Natsuko İmamura “Mor Etekli Kadın” isimli romanıyla 2019 yılında Japonya’nın en önemli edebiyat ödüllerinden biri olan Akutagawa Ödülü’nü kazandı. Kitap ülkemizde Ekim ayında Ali Volkan Erdemir çevirisiyle Can Yayınları tarafından yayımlandı.

Roman dünyadan bihaber, kendi dünyasında yaşayan, sürekli mor etek giyen ve bulunduğu çevrede Mor Etekli Kadın olarak adlandırılan ana karakterimizin, kitabın hem anlatıcısı hem de karakterlerinden biri olan Sarı Ceketli Kadın tarafından sürekli takip edilmesini anlatıyor. Sarı Ceketli Kadın’ın hayranlık duyduğu ve yıllardır görmediği kız kardeşine benzettiği Mor Etekli Kadın’la arkadaş olmak amacıyla başlattığı masumane takip, zaman içerisinde rahatsız edici bir takıntıya dönüşüyor.

“Mor Etekli Kadın’ı harika olarak değerlendirmemin nedenlerinden biri, etrafındaki insanlar ne tepki verirse versin, kesinlikle yürüme temposunu değiştirmemesi, kalabalığın içinden sabit bir hızla geçip gitmesi. Hayret verici olan, hafta sonları en kalabalık saatte bile ne biriyle çarpıştığının ne de bir şeye çarptığının görülmüş olması.” (s. 11)

Sayfalar ilerledikçe bir takibin bu kadar yakından nasıl mümkün olabileceğini merak ediyorsunuz. Bu belirsizlik sizi kitaba daha çok çekiyor.

Yazarın yalın bir dil kullandığı 104 sayfalık roman, anlatıcının algısıyla şekilleniyor. Kitabın adeta görünmez bir karakteri olan Sarı Ceketli Kadın hakkında son sayfaya kadar hiçbir şey bilmiyoruz. Anlattıklarının doğru olup olmadığı konusunda zaman zaman şüpheye düşüyoruz. Sadece Mor Ceketli Kadın’ın hayatını yönlendirmeye çalıştığını anlıyoruz. Bu yönlendirmeyle gelişen olaylar, romanın sürükleyici etkisini daha da artırıyor.

Toplum tarafından ilgi odağı olan bir kadınla, aynı toplum tarafından fark edilmeyen bir kadının karşıtlıklarına rağmen iki ortak özellikleri var: Güvensizlik ve yalnızlık.

Mor Ceketli Kadın’ın işe girmesiyle başlayan çarpıcı dönüşüm, çevresiyle etkileşimini olumlu yönde etkiliyor. Davranışlarının ve görünümünün değişimiyle kendine güveni gelmeye başlıyor. Roman, bu durumu fark eden Sarı Ceketli Kadın’ın kıskançlık yüzünden entrika dozunu artırmasıyla psikolojik gerilimli ve merak uyandıran bir anlatıya dönüşüyor.

“Ben de her gün orada çay içiyordum ama kimse bana bir gün bile bir şey ikram etmemiştir.” (s. 62)

Yalnızlık sarmalında bir takıntının rahatsız edici hikayesiyle artan gerilimde yazar, karakterlerin iş hayatını anlatırken işçi kadınların zorlu yaşantısına da göndermeler yapıyor. İş hayatında, kadın erkek ilişkilerinde bir kadının görünmezliğini veya görünürlüğünü toplumun nasıl belirlediğini kurgunun içinde tüm çıplaklığıyla görüyoruz.

Rutinleşen yaşamlarıyla birbirine benzemeye başlayan insanların içinde, rengârenk kıyafetleri ile dikkat çekmeye çalışarak kendilerine yer edinmek isteyen iki kadının hayatı son sayfalarda kesişiyor.

Etkileyici ve gerilimli bir anlatıma sahip olan roman modern dünyada insanlarla ilişki kurmanın güçlüğü, yüzeyselliği ve toplumun ön yargıları nedeniyle yalnızlığa itilen bireylere vurgu yaparken toplumsal eleştiri unsurları da barındırıyor.

İncelikle örülmüş kurgu beklenmedik bir sonla biterken tektip ve sıradanlaşmış modern hayatta bir insanın, kalabalıklar içerisinde kaybolmamak adına neler yapabileceğini gözler önüne seriyor.

Görünenden daha fazlasını anlatan “Mor Etekli Kadın” okunduktan sonra okuyucuyu uzun süre düşündürecek özgün bir kitap.

Feride Serin