Lawrence Ferlinghetti’nin “Küçük Çocuk” adlı romanı Everest Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabı, çevirmeni Merve Yalçın Pelit ile konuştuk.

Merve Yalçın Pelit

“Küçük Çocuk”u çevirmeye nasıl karar verdiniz?

Bu kitabı bana yayınevi teklif etti. İnceleyip hakkında biraz araştırma yapınca konusu ve Beat kuşağından bir şaire ait bir roman oluşu ilgimi çekti. Bilinçakışıyla yazılmış romanları okumayı severim, dolayısıyla bir başkasını da Türkçeye kendim kazandıracak olmak beni heyecanlandırdı.

Çevirmen olarak kendinizden kısaca bahseder misiniz? Ne tür kitaplar çeviriyorsunuz? Yazarlara sorulur, biz de çevirmen olarak size soralım: Bir çeviri rutininiz var mı?

Ben çeviriyle uğraşmaya üniversite yıllarında başladım. Mezun olduktan sonra başka bir mesleğim olsa da ben bir yandan mutlaka çeviri de yaparım diyordum ve nitekim de öyle oldu. Çevirmenliğe başlamadan önce aklımda daha çok kurmaca metinler çevirme düşüncesi vardı aslında. Kitap çevirmeye başlamadan önceyse birçok edebiyat dergisi için çeviri çalışmaları yaptım. Bu metinler çoğunlukla kurmaca metinlerden oluşsa da içlerinde zorlayıcı kuramsal metinler de vardı. Röportaj da çevirdim mektup da. Ama iş kitap çevirmeye gelince tür seçmediğimin farkına vardım. Elimdeki metin eğer beni heyecanlandırıyorsa ve onunla uzun süre vakit geçirebileceğime kanaat getirebiliyorsam türe bakmaksızın çevirmeyi kabul ediyorum. Tür olarak çok çeşitli kitaplar çevirdim. İlk çevirdiğim kitap bir kurmacaydı, Lewis Carroll’un meşhur Alice’i. Daha sonra Pound’la Joyce arasındaki mektupları çevirdim. Arkasından bir inceleme (Huneker’ın Egoistler’i) ve sanat kitabı (Gombrich’in Gölgeler’i) geldi. Küçük Çocuk’tan sonra da T.S. Eliot’ın Çorak Ülke’sinin edisyon kritik baskısını çevirdim.

Bir çeviri rutinimin olduğunu söyleyemem. Eğer elimde bir kitap çevirisi varsa mutlaka her gün başına geçmeye çalışırım. Bazı çevirmenlerin kendilerine günlük sayfa hedefi koyarak çalıştıklarını duymuştum. O yöntemi ben denediysem de bende pek başarılı olmadı. Eğer her gün çeviremiyorsam bile çevirimle ilgili araştırmam gereken bir konu varsa örneğin, hiç olmazsa onunla ilgilenirim. Çeviri ilginç bir şekilde siz aktif olarak onunla ilgilenmeseniz bile zihninizin bir köşesinde devam eden bir aktivite. Çevirdiğim anda uygun bir karşılık bulamadığım bir ifadeye günler sonra aydınlanmış bir şekilde bir karşılık bulabiliyorum. Buna başka bir açıklama getiremiyorum.

“Küçük Çocuk”un çevirisine gelelim. Nasıl bir süreçti, ne kadar sürdü, ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Küçük Çocuk’u ben geçen seneki kapanma döneminde çevirdim. Ferlinghetti o kapanma süresince bana arkadaşlık etti. Küçük çocukla birlikteydik hep. Bu kitap Ferlinghetti’nin ilk ve tek romanı. Ben çeviriyi yaparken Ferlinghetti de henüz hayattaydı. Kitapta ağır bir bilinçakışı kullanılmış. Sayfalarca süren uzun cümleler var. Çoğunlukla noktalama işareti kullanılmamış. Bazen bir cümlenin nerede başlayıp nerede bittiğini kestirmek çok zor oluyordu. Tüm bunlar bir araya geldiğinde çevirmek bazen epey yorucu oluyordu. Bazı günler bir sayfa ancak çevirebiliyordum. Ayrıca Ferlinghetti farklı metinlere çok fazla gönderme yapmış. Bazen bunları kaçırmamak ve metne haksızlık etmemek için daha titiz davranmam gerekti. Bu yüzden sık sık çeviriden ayrılıp çeşitli şeyleri araştırmaya yöneliyordum. Bu da vakit alıyordu elbette. Ama bir süre sonra yazarın üslubuna alışıyorsunuz ve neyi nasıl düşündüğünü kestirebiliyorsunuz. Bu da çeviriyi bir miktar hızlandırabiliyor.

Çevirmeden önce okuduğunuz, sevdiğiniz, aşina olduğunuz bir yazar mıydı Lawrence Ferlinghetti? Yoksa çevirmeye karar verdikten sonra mı tanıdınız?

Beat kuşağı sanatçılarına az çok aşinaydım. Ferlinghetti de Beat kuşağı için önemli bir yere sahip biliyorsunuz. Meşhur City Lights kitapçısının ve yayınevinin kurucusu. Kuşağın sanatçılarının eserlerini kimse yayınlamıyorken o kurduğu yayınevinden basmış. Kendisi aynı zamanda bir ressam. Çevirmeden önce özellikle okuduğum biri değildi Ferlinghetti. Küçük Çocuk’u çevirirken kuşakla olan ilişkisini derinlemesine araştırma ve okuma fırsatım oldu. Çeviri için de bu ilişkilere aşina olmak önemliydi çünkü kitapta Ferlinghetti birçok tecrübesine gönderme yapıyor. Yarı otobiyografik bir kitap olan Küçük Çocuk, Ferlinghetti’ye ait birçok ayrıntıyı içeriyor. Dolayısıyla yazarın biyografisine aşina olmak çevirinin sağlığı aşısından ekstra önem teşkil ediyordu.

Lawrence Ferlinghetti orijinal dilinde nasıl bir yazar sizce? Dil kullanımı, üslubu, öne çıkan özellikleri neler?

Daha önce de bahsettiğim gibi bu kitap Ferlinghetti’nin ilk ve tek romanı. Otobiyografik öğeler içeriyor. Ferlinghetti’nin bir Beat şairi oluşu romanın diline bariz bir şekilde yansımış. Roman bir tempoyla ilerliyor. Kitabı okurken Ferlinghetti’nin kürsüye çıkıp bazen hızlanarak bazen de yavaşlayarak kitabından sayfalar okuduğunu kolaylıkla hayal edebiliyorsunuz. Bu kitabın öne çıkan tarafı bilinçakışıyla yazılmış olması. Kitapta çok az noktalama işareti var. Bazen sayfalarca herhangi bir noktalama işaretiyle karşılaşmıyorsunuz. Ferlinghetti biraz önce çocukluğundan bahsederken kendinizi birden katıldığı savaştan bir sahnede bulabiliyorsunuz. Kitabı okurken yazarın ritmine ayak uydurmanız bekleniyor sizden okur olarak.

Çevirmen olarak kitapta sizi özellikle çok etkileyen bir bölüm var mı? Varsa hangisi ya da hangileri?

Kitap Ferlinghetti’nin çocukluğuyla başlayıp çocukluğuyla bitiyor. İkisi arasında Ferlinghetti’nin o fırtınalı hayatına, iniş çıkışlarına, isyanlarına şahit oluyorsunuz. Ferlinghetti küçük yaşta annesi tarafından terk edilmiş ve teyzesi tarafından büyütülmüş. Onun için annesi yerine geçen teyzesinden yani Tante Emilie’den bahsettiği kısımlar benim ayrıca hoşuma gitmiştir. Teyzesinden bahsetme şekli, teyzesinin onda yarattığı hayranlığı çok güzel ifade ediyor.