Madame Bovary şöyle başlıyor: “Nous étions à l’étude.” Türkçeye aynen çevirisi: “Etüd’deydik.” Zaten Tahsin Yücel de aynen o şekilde çevirmiş. (Can Yayınları, 1983, s. 13)

Eleanor Marx-Aveling tarafından İngilizceye çevirisi ise şöyle: “We were in class.” 

Nurullah Ataç – Sabri Esat Siyavuşgil çevirisinde ise ilk cümle “Okulun çalışma salonunda idik” olmuş. (Remzi Kitabevi, 2003).

Sanırım bu karışıklığın sebebi “etüd” kelimesine yüklenen anlamdan kaynaklanıyor.

Hiç yatılı okumadım. Ama benim okuduğum İzmir Atatürk Lisesi’nde o zamanlar yatılı öğrenciler de vardı. İzmir’in çevre il ve ilçelerinden gelen öğrenciler genellikle yatılı okurlardı. Ben gündüzlüydüm, ama aynı sınıflarda okuduğum olduğum yatılı arkadaşlardan o hayatın farklı taraflarını ve özel jargonunu da öğreniyordum.

Bunlardan birisi “etüd”dü.

“Etüd” aslında Fransızca’da “ders çalışma” demekti. Ama yatılı jargonunda özel bir anlamı vardı. Akşam yemeği ile yatma saati arasında belirli bir süre yatılı öğrenciler sınıflara alınır, sessiz bir şekilde ders çalışmaları sağlanırdı. Öğrencilerin dalga geçmemesi ve gürültü yapmaması için de başlarına bir görevli (belletici) dikilirdi. Buna rağmen yemekten sonra insanın üstüne çöken rehavetin de etkisiyle öğrencilerin bazıları ders çalışacaklarına çaktırmadan uyuklamaya başlardı. Zaten Madame Bovary’de sahne bu şekilde bir uyku arasında açılır: “Uyuklayanlar gözlerini açtı ve herkes, sanki dersine dalmışken birdenbire gürültü duyup şaşalamış gibi ayağa kalktı.”

Bir de özellikle okuldaki yaşlı öğretmenlerin yine “etüd” anlamında kullandığı eski Türkçe bir kelime vardı: “Mütalâa”. Derste sorulan sorulara cevap veremeyen yatılı öğrencilere: “Ne oldu? Dün akşam mütalâa’da uyudun mu?” diye fırça atarlardı.

Bu kelimeyi unutmuşum.

Bana tekrar hatırlatan Samih Tiryakioğlu’nun çevirisi oldu: “Mütalâadaydık.” (Madame Bovary, Güven Yayınevi, 1960, s. 9) O kadar hoşuma gitti ki, bu ilginç deyimle birden lise yıllarımı hatırladım sanki. Evet evet, bazı yatılı öğrenciler de kullanıyordu bu kelimeyi.

Ama son baskısı İletişim Yayınları’ndan çıkan Samih Tiryakioğlu çevirisini yine birileri beğenmemiş olacak ki “Ders çalışıyorduk” şeklinde düzeltmişler. Böylece “etüd”ün ve “mütalâa”nın taşıdığı bütün o yatılı okul hatıralarına sinmiş olan özel anlam yok olup gitmiş. Çeviri bence fakirleşmiş.

Evet, yeni kuşaklar “mütalâa”dan pek bir şey anlamayabilir. Ama “Ders çalışıyorduk” demek de o özel anlamı hiç karşılamıyor. Nerede, ne zaman, nasıl sorularını cevaplamıyor.

Madem genç kuşakların anlamayabileceği düşünülüyor, o zaman keşke Samih Tiryakioğlu’nun o ilginç deyimini aynen muhafaza ederek bir dipnotla açıklama yapılsaydı, hem gençlerin anlaması sağlanırdı, hem de bizim gibi yaşlıların hatıralarına biraz hürmet edilmiş olurdu.

***

Şimdi diyeceksiniz ki, incir çekirdeğini doldurmayacak bir konu için bu kadar kafa ütülenir mi?

Belki de haklısınız…

O zaman gelin yine aynı roman hakkında başıma gelen biraz daha dişe dokunur eski bir hatıramdan bahsedeyim.

90’lı yıllarda bir ara –şimdi “ana akım medya” diye adlandırılan– malûm gazetelerde öyle bir “promosyon” rekabeti baş göstermişti ki, durdurabilene aşk olsun! Resmen kan gövdeyi götürüyordu.

İşte o sıralarda, 1999 yılında Milliyet gazetesinin okur sayfasında yayınlanması için aşağıdaki mektubu göndermiştim:

LÜTFEN KÜLTÜRÜMÜZE DOKUNMAYIN!

Yıllardır “Gazetemiz, kültüre hizmet ediyor!” deyip duruyorsunuz. Bu “kültür hizmeti”nin en son örneğini bugün tesadüfen elimize geçen 30 Mart 1999 tarihli nüshanızda gördük. Kosova edebiyatı ve baldır bacak görüntüleri arasında bir de ilâve olarak “Madam Bowary” verdiğinizi duyuruyorsunuz. Yanında “dev” Çarkıfelek şansı ve Arcopal çanakları da cabası… Onları da beğenmedinse, ÖSS Soru Bankası veya Okyanus Macerası… Gazete değil, şehir hatları vapuru mübarek: “Pek sayın abilerim ve ablalarım! Şu elimde gördüğünüz…”

Neyse! Ötekiler bir yana da şu dabıl-yu’lu Madam Bowary’yi pek anlayamadık. Dünya Klâsikleri arasında gerçekten de bir Madam Bovary olacaktı galiba, bu onun Amerikan versiyonu mu ola ki diye düşünmekten kendimizi alamadık. Hani elli’li yıllarda yeşil Amerikan dalır’ını görür görmez ağzının suyunu akıtaraktan “Dolââârr!” diye sırıtıp mest olan sonradan görme hacıağalar vardı ya, işte öyle bir şey bu da herhalde.

Üstelik çeviri de ne çeviri ya! Eski Yunan trajedilerine gırgır olsun diye kol saatiyle çıkan aktörler vardır, çeviri işte ona benziyor. Madam Bovary’nin ölümünü anlatan ve insanın soluğunu kesen en trajik bölümde: “dışarıdan tahta kunduraların ayak sesi geldi” ve “Emma elektrik verilmiş bir ölü gibi doğruldu…” Cenazede insanı gülmeye zorlayan yersiz bir muziplik gibi Madam Bovary’ye reva görülen bu densizlik, aslen elektrik mühendisi olan ve sadece mütevâzi bir edebiyat âşığı sayılabilecek bu naçiz okuyucuyu dahi kahretmiştir. Sakın ola, üslûbu mükemmelleştirebilmek için “Madam Bovary”yi defalarca yeniden kaleme aldığı söylenen rahmetli Flaubert’in varisleri bu cinayeti duymasın! Çevirmen hanımefendi de kusura bakmasın: “Madam Bovary”nin yazıldığı yıllarda elektrik belki yeni keşfedilmiş olmakla beraber henüz bugünkü kadar yaygın olarak insan bedenlerine verilmek şeklinde tedavüle girmemişti!

Merak ettik, bir gün önce verilen zavallı “Goriot Baba”ya da göz attık. Daha ilk sayfada: “Her ne kadar Vauquer Pansiyonu’nda bir gence rastlanmazsaydı da bu facianın başlama tarihi olan…” Ama bu kadar facia yeter! Balzac’a elin gâvuru deyip geçenlerimiz olabilir belki, ama kendi anamızın ak sütü sayılan Türkçe’mize bu hakareti herhalde hiçbirimizin kanı kaldırmaz. Gerçi henüz delirmedik, “Madam Bovary”nin o muhteşem Nurullah Ataç-Sabri Esat ortak-çevirisi varken veya “Goriot Baba”nın o güzelim Cemal Süreya çevirisi dururken, değil bedava vererek, silah zoruyla bile okutamazlar bize, okuyanda kafa göz bırakmayan böylesine amatör işi çevirileri… İtirazımız, bu “kültür hizmeti”ne kanıp da gençlerimiz edebiyattan nefret etmesinler diyedir.

Siz de lütfen kendinizi bu kadar yormayınız. Olan kültürümüz bize yeter, lütfen kültürümüze dokunmayınız! Eksik olsun, en iyisi siz yine çanak çömlek dağıtmaya devam edin. Aslında çanak çömlek dağıtmanıza da pek itirazımız yok ama bari yanında bir de gazete verseniz…

30 Mart 1999 tarihli Milliyet

Sağolsunlar, beni kırmadılar, mektubumu biraz özetleyerek de olsa okur sayfasında yayımladılar. Aşağıdaki şekilde:

Kültürü ezmeyelim

30 Mart tarihli nüshanızda “Madam Bowary” verdiğiniz yazılı. Bir önceki gün ise “Goriot Baba” vermiştiniz. Berbat bir çeviri. Lütfen kültür hizmeti yapın. Kültürün canını çıkarmayın.

Mehmet Aslan, Muğla.

Mehmet Aslan