Hoda Barakat’ın “Akdeniz Sürgünü” adlı romanı Delidolu Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabı, çevirmeni Mustafa İsmail Dönmez ile konuştuk.

Mustafa İsmail Dönmez

“Akdeniz Sürgünü”nü çevirmeye nasıl karar verdiniz?

Çeviri önerisi Delidolu Yayınları yayın yönetmeni Ayşegül Utku Günaydın’dan geldi. Daha önce okumadığım bu eseri inceleyerek güçlü bir kalem olan Hoda Barakat’ın eserini çevirmeye karar verdim.

Çevirmen olarak kendinizden kısaca bahseder misiniz? Ne tür kitaplar çeviriyorsunuz? Yazarlara sorulur, biz de çevirmen olarak size soralım: Bir çeviri rutininiz var mı?

Arapçadan kurmaca ve kurgu dışı çeviriler yapıyorum. Dergilerde öykü ve şiir çevirilerim yayımlandı. Silahlı Adamlar İçin Fıkralar, Bir Arap Kadının İtirafları, Akdeniz Sürgünü ve Bedenin Hafızası kurmaca çevirilerimden bazıları. Yayınevlerine teslim ettiğim ve editoryal sürecin devam ettiği kurmaca ve kurgu dışı çevirilerim var. Bunlardan üçünün 2021 bitmeden yayımlanacağını umuyorum.

Çeviri sürecinde sözleşme yaptıktan sonra yayınevinden iletişim bilgilerini isteyerek yazarla mutlaka tanışıyorum. Yazara çevirisine başladığım eserinden bahsedip çeviri sürecinde onunla iletişim halinde kalıyorum. Çevirim yayımlanınca hatıra olarak yazara bir nüsha gönderiyorum. Böylelikle yazarla dostça bir ilişki kurulmuş oluyor. Akademide olduğum için gündüzleri daha çok lisans ve lisansüstü dersler, danışmanlıklar ve idari görevin getirdiği yoğunlukla geçiyor. Bu yüzden çevirmen kimliğime ancak gece çökünce bürünebiliyorum. Metnin çevirisine en baştan başlayarak ilerlerim genelde. Farklı bir yol izlemiyorum. Çeviri sırasında sessizliği tercih ediyorum. Ancak, çeviriye başlamadan önce beni motive eden sevdiğim belli birkaç şiir ya da şarkıyı dinlerim.

“Akdeniz Sürgünü”nün çevirisine gelelim. Nasıl bir süreçti, ne kadar sürdü, ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Akdeniz Sürgünü çevirisi zor bir süreçte başladı benim için. Ülkemizde ilk Covid-19 vakasının görülmesi ve ilk ölüm 2020 Mart ayında gerçekleşmişti. Yayıneviyle çeviri hakkında konuştuktan sonra sözleşmeyi Nisan ayı sonu gibi yapmıştık. O dönemde pandemi günlük hayatımızı birçok yönüyle etkiledi. Kısıtlamalar başladı. Psikolojik olarak da çok etkilendik. Akdeniz Sürgünü’nü bu süreçte çevirdim. Bu zorlukların da etkisiyle çeviri süreci sanırım 6-7 ay sürdü.

Çevirmeden önce okuduğunuz, sevdiğiniz, aşina olduğunuz bir yazar mıydı Hoda Barakat? Yoksa çevirmeye karar verdikten sonra mı tanıdınız?

Barakat’ın romanlarını daha önce okumamıştım. Ancak, aldığı ödüllerden haberdardım. 2000 yılında Akdeniz Sürgünü ile Necib Mahfuz Ödülünü almıştı. 2019 yılında Beridu’l-leyl (The Night Mail) adlı romanıyla “Arap Booker’ı” diye anılan ve 2008’den beri dağıtılan Uluslararası Arap Kurmaca Ödülü’nü (The International Prize for Arabic Fiction) kazanmıştı. Akdeniz Sürgünü çevirisi sırasında yazarın gazetelerde ve televizyonlarda yer alan demeçlerini okudum. 1999 yılında basılan Sükût Diyarının Gümüş Kadınları adlı kitaptaki makalesini ve 2009 yılında basılan Doğulu Yazarlar Gözüyle İstanbul adlı kitaptaki Kızıma İstanbul Hediyesi adlı makalesini okudum. Akdeniz Sürgünü çevirimden sonra iki romanını daha okudum. Şu an diğer romanlarını da okumaktayım.

Hoda Barakat orijinal dilinde nasıl bir yazar sizce? Dil kullanımı, üslubu, öne çıkan özellikleri neler?

Akdeniz Sürgünü çok katmanlı, halüsinatif, diyalogların az olduğu, zengin semboller içeren şiirsel yapıya sahip hayli mitolojik öge içeren bir metin. Barakat, okuduğum ve izlediğim söyleşilerinde okumaya çok vurgu yapan bir yazar. Romandaki çok katmanlı anlatısı da bunu yansıtıyor. Barakat’ın metninin suyunu çekmiş, seyrekliklerin olmadığı, zaman zaman sert, kas gücü olan, bazen de kadife gibi olduğunu söyleyebilirim. Bazı yazarların metinlerinde dağınıklıklar görebiliyoruz. Ancak, Barakat’ın metni oldukça usturuplu. Yazarın benimsediği biçem nedeniyle romanın metni, anadili Arapça olanlar için de kolay değil. Gönül eğlendirmek için değil, edebiyat aşkıyla okunacak bir roman diyebilirim.

Akdeniz Sürgünü dâhil Barakat’ın romanlarındaki bir noktaya dikkat çekmek isterim. Yazar, romanlarında erkek karakterlerin zayıf olduğunu belirtir. Akdeniz Sürgünü’nde erkek karakterlerin zayıf bir kişiliğe sahip olduğunu görüyoruz. Barakat, bir dönem okuyucunun karşısına “aklı kısa” ve azınlık olduğunu unutturmak için erkeğe benzeyerek, bir erkek adıyla çıkmayı ciddi ciddi düşündüğünü belirtir. İlk romanı Haceru’d-dahik hakkında çok okunan bir Arap gazetesinde çok ünlü bir eleştirmenin eserini şu sözlerle yüceltmesine içerler: “Bir kadın olmasına karın iyi bir roman yazmış ve feministlerin mekanik yazı seviyesizliklerine düşmemiş.” Barakat, artık erkeklere benzemek istemeyen bir kadın olduğunu ve bu yüzden yazdığını ifade ediyor. Yazarken hem erkek hem kadın olduğunu ve elbette her ikisinden de ileride olduğunu dile getiriyor. Akdeniz Sürgünü açısından değerlendirdiğimizde yazarın her iki cinsin de hissiyatını ustalıkla yansıttığını belirtebilirim.

Çevirmen olarak kitapta sizi özellikle çok etkileyen bir bölüm var mı? Varsa hangisi ya da hangileri?

Yazarın ketenden ipeğe kumaşların gelişim evreleriyle Şemse karakterinin kadınlığını keşfetmesi arasında ilgi kurması hoşuma gitmişti. O yüzden Nikola’nın Şemse’ye anlattığı kumaş hikâyeleri diyebilirim.

“Aslında Şemse’ye kadifeyi savaştan önce öğretmeye başladım. Dükkândaki en güzel kadife kumaşları ona götürüyordum. Büyük kumaş parçalarını eve taşıyor ama hepsini bir defada ona göstermiyordum. Her hikâyede, her derste birini veriyordum. Bir mürit gibi hazza varmanın aşamalarını benimle katediyordu. Hazzın tadını bilgiyle keşfederek öğreniyordu. Hissiyatı adım adım yükseliyor, bunları dile getirmeyi de öğreniyordu. Arzularını yüksek sesle dillendiriyor, arzularına uyup itaat etmemi istiyordu. Duyularına nasıl hizmet edeceğimi, bedeninde nasıl bir yol izlemem gerektiğini bana öğretiyordu. Bu şekilde hafızasının kilitlerini açıyor; kimlerden olduğunu, halkını, ailesinin terk ettiği toprakları bana anlatıyordu.”

***

“Şimdi kemale erdin, taç yapraklarının goncası. Bilginde, bedeninde ve dişiliğinde olgunlaştın. Bundan sonra geriye sadece acı çekmek ve çektirmek, varlık ve yokluk arasındaki belirsizliğin karmaşıklığı kalır. Sadece dantel kalır. Bir de yüreğimdeki sızı.”

***

“Şimdi ipeğe dokunmak istiyorum. İpekle örtünmek, onun içine çırılçıplak uzanmak, ona sarınmak istiyorum. Sonra hikâyesini dinlemeye devam edeceğim, ipekböceği misali, dedi Şemse.

Gözlerinde arzunun ışıltısı vardı. Bu yüzden kararlı ve kendimden emin cevap verdim: Hayır, şimdi değil.

Geceyi burada geçirmeyecek miyim, diye sordu.

Hayır Şemse. Şimdi evine dönmelisin. Sana anlattıklarımla ve dinlediklerinle oyalan biraz; dinlemeye duyduğun dayanılmaz arzuyu ipekböceği gibi oruçla dizginle bir müddet. Böylece hikâye güzelce eğrilip kemale ersin.”