Dünya’nın oluşumundan itibaren (50 Milyon yıl hata payıyla):

4 milyar 540 milyon 874 bin 673. yıl, 182. Gün:

BORGES SEKSENİNDE

Willis Barnstone’un editörlüğünde hazırlanan bir söyleşi kitabı: Borges Sekseninde / Sohbetler. (Can Yayınları, Çeviri: Celâl Üster, 2017)

Kitapta, baba tarafından yarı İngiliz olan Arjantinli “Felsefi Şair” Jorge Luis Borges, şiir ve edebiyat merkezli yaşamı hakkında konuşuyor. Gereğinden fazla, hatta rahatsız edici bir alçakgönüllülük sergiliyor. Kesin yargılı yorumları en güzel sözleri. Mistik bir insan olmadığını ama mistisizme ilgi duyduğunu, efsanelere sık sık başvurduğu halde, onları, kendisine verildiği için kullandığını iddia eden şaşırtıcı da açıklamaları var. Hakkında yazılanlardan başka, yazdığı 50-60 kitabı saymasak bile (sanırım, duyabilse bu fikri beğenirdi), derin edebiyat, psikoloji ve felsefe bilgisi ve dört- beş dile vakıf oluşu onun özgüveninin temelini oluşturuyor.

Borges, edebiyatta yaratıcı düşünce sürecini çok iyi kavramış biri. Bu nedenle geçmişte ve çağında yaşayan şair ve yazarların yapıtlarını mükemmel çözümlüyor. Adeta onların zihinlerini okuyor. Söyleşilerinden birinde, Edgar Allan Poe’nun “şiirin akıl yürütmeyle de yazılabileceğini” bize öğrettiğini söyledikten sonra, onun “Kuzgun” adlı şiirini öyle bir açımlamış ki akla zarar. Neredeyse, Poe’nun ortaya koyacağı başka bir yazınsal sırrı kalmamış.

Her şair-yazar gibi şairliğini öne çıkaran Borges; şiirde düz yazıda olmayan sezgi faktörüne güveniyor, konuşma dilini edebiyattan saymıyor, edebi düz yazının çok zor olduğunu da teslim ediyor. Edebiyatın insan zihni için bir gereklilik olduğu inancında.

Borges kendisiyle şiirleri hakkında yapılan bir söyleşide, Wordsworth’ü anarak, onun “Şiir, huzura kavuştuktan sonra hatırlanan duygulanımdan gelir” sözünü bir şiiriyle ilgilendirir ve ona hak vererek, duygulanımın geçmişteki bir hüzne, mutsuzluğa veya acıya yaslandığını belirtir. Ki, buna karşı çıkacak bir şair düşünemiyorum.

Borges’in şiire başlayan gençlere önerileri, benim pek de genç sayılmayacak bir yaşta şiiri ciddiye alarak izlediğim yolun tıpatıp aynısı olduğu için çok dikkatimi çekti. “Genç şairlere işe klasik biçimler ve kalıplardan başlamalarını salık veririm” diyor. Ve şiirin en yaygın biçimlerinden biri olan, on dört dizeli Sone’yi örnek gösteriyor. Sonenin yapısının, sesin kendi tonlamasını bulmasına elverdiğini, o yüzden de dünyanın dört bir yanında yazılan sonelerin hem aynı yapıya sahip hem de birbirinden farklı olduğunu belirterek, her şairin ona bir katkı yaptığını belirtiyor, “Genç şairlere işe sıkı kıtalarla başlamalarını öğütlerim” diye bitiriyor.

Bunları okurken, kendi şiirlerimde kullandığım geleneksel kalıplara yeniden göz gezdirdim; heceyle iki, üç ve dörtlü kıtalarla şiirler yazmışım. Serbest tarzla heceyi aynı şiirde birlikte kullanmışım. “Dedim / Dedi” türü halk şiirine öykünmüşüm. Mani, 11 heceli Koşma ve 8 heceli Ağıt kalıplarını kullanmış, Divan Şiiri’nden esinlenmişim. Destanımsı, lirik anlatımlar denemişim. Yabancı dildeki klasik şiir kalıplarını, sevdiğim şiirlerin, haiku ve fado şiirlerinin biçimlerini almışım. Günümüz şiirine damga vuran kalıpsız, ölçüsüz serbest şiirler de yazmışım. Ve Borges’in -bilmeden- hatırını kırmayarak bir de sone denemişim.

Borges’e katılarak genç şairlere başlangıçta her türlü şiir biçimini denemelerini salık veririm. Çok eğleneceklerini garanti ederim. Yaratmak isteği, belki bir acıdan kaynaklanır ve sular durulduğunda ortaya çıkar ama, yaratma süreci acılı olmak zorunda değildir.

189. Gün:

KÖTÜ ŞAİR – İYİ ŞİİR / İYİ ŞAİR – KÖTÜ ŞİİR

Gençlik yıllarımdan aklımda kalan bir anım var: İstanbul’da bir parkta otururken yaşça benden pek büyük görünmeyen çöpçü, oturduğum bankın hemen yanındaki çöp bidonunu boşaltırken göz atmış olacak, bidonla işi bittiğinde ne okuduğumu sordu. Elimdeki bir şiir kitabıydı. Ben de şiir yazıyorum, dedi. Ve bana ezberden birkaç şiirini okudu. O günlerde hece vezni sevgimle aşk üstüne bir dörtlük yazmıştım. O şiir aklıma geldi. Şiirdeki uyaklar ezberlemeyi kolaylaştırır. Ben de ona okudum. Birbirimizi yüreklendirici birkaç şey söyledik. O, başka bir çöp bidonunu boşaltmaya giderken ben de kitabıma döndüm.

Bu anlattığımı, şiiri hiç de olağandışı bir şey olarak görmeyen Borges’i okurken anımsadım. Öyle olmasa, böyle bir anım olamazdı. Borges, 80 yaşında artık iyi şair kötü şair ayrımı yapmadığını, “en kötü şairlerin bile arada sırada iyi bir şiir yakalayabileceğini” söyleyerek, devasa alçak gönüllülüğüyle kendini de buna örnek gösteriyor.

Edip Cansever

Söylediği, iyi şairlerin de bazen kötü şiirler yazabileceği varsayımını içinde taşıyor. Mükemmeliyetçi Tanpınar’a göre şiirin iyisi kötüsü olmaz. Şiir ya vardır ya yoktur. Bir şiir kötüyse zaten o şiir değildir. Mahallesindeki bir delikanlı şairin epeyce peşinden koştuktan sonra, ona defterindeki tüm şiirlerini okuduğunda, ses çıkarmadan dinler, bir süre susar ve sonra “Bunlar çok güzel, ama şiir değil” der. Hayatının dersini alan o şanslı genç, ilk şiirlerini hatırlamak istemeyen ünlü şair Edip Cansever’dir.

İyi –ya da gerçek– şiir, herhalde, bir sözcüğü bile yerinden oynatılamayacak veya değiştirilemeyecek mükemmellikte olan şiirdir.

195. Gün:

SOKAKTAN TOPLADIKLARIM

Yazları ilçe turist akınına uğruyor. Köylü kadınlarımız evlerinde yaptıkları birkaç reçelin sayısını toptancıların yardımıyla beşe ona katlayıp kavanoz kavanoz yan yana dizdikleri renk renk çeşit çeşit reçelleri, askeri bir düzen içinde sokak boyunca kurulan tezgahlarda günlük giysileri olan renkli şalvarlarıyla teftişe hazır bir edayla sergiliyorlar. Nar ekşileri, adaçayları, kekikler. Kuru otlar ve çiçekler de müşterilerin başlarına değercesine güneşliğin altına asılıyor. Onlardan biri başıma sürününce dikkatimi çekti. “Bu ne için?” diye soracak oldum. Ben “süs için”, falan diyeceğini beklerken, istifini bozmadan: “Görsel amaçlı” demez mi!

***

Pazar yerinin girişinde büyükçe bir alanı kahverengili sarılı, boy boy sepetleriyle işgal eden satıcı bağırıyor: “Organik sepetlerim var!” Önünden geçerken oltaya yakalanan kadınlardan biri diğerine: “Sepetin de organiği mi olurmuş.”

201. Gün:

Şimdiden bir önceki an, geçmişin havuzuna katılan bir su damlasıdır.