Steve, utangaç ve içe dönük, her zaman yardımsever biridir. Ama insanlara ya da gerçeklik dünyasına pek az ilgi gösterir. Uysal ve tertipli mizacıyla düzen ve yapıya ihtiyaç duyar. Ayrıntılara meraklıdır. Steve’in kütüphaneci mi yoksa çiftçi mi olması daha olasıdır?

İnsanın rasyonel bir canlı olduğu sanısına indirdiği darbelerle meşhur, 2002 Nobel Ekonomi ödülünün sahibi Daniel Kahneman’ın “Hızlı ve Yavaş Düşünme” adlı kitabında yer alır soru. İnsanların çoğu, kafalarında hazır stereotipler üzerinden düşündüğü için “kütüphaneci” cevabını verecektir: Yaygın bir istatistiksel mantık hatası. Doğru yanıt “çiftçi”dir, çünkü çiftçi sayısı kütüphaneci sayısına göre öyle çok daha fazladır ki (çiftçilerin arasında tarif edilen tipteki karakterdekilerin oranı ne kadar düşük olursa olsun) bu tip çiftçi sayısı aynı tip kütüphaneci sayısını geçecektir.

Lafın meslek seçiminden açıldığı bir sohbet esnasında bir arkadaşım, benzer bir mantık hatasının bu konuda da yapıldığına dikkat çekiyordu. “Kendine meslek seçmek isteyenler hep kariyerinin zirvesindeki isimlere bakarlar,” demişti. Doğruydu. Sözgelimi tıp doktoru olmak isteyen birçokları Özlem Türeci’nin, Uğur Şahin’in, futbolcu olmak isteyenler Maradona’nın, gitarist olmak isteyenler Malmsteen’in biyografilerini okur, başarılarına imrenir, “Bir gün ben de onun gibi olacağım” hayalleri kurar. “Oysa,” diyordu aynı arkadaş, “bakmaları gereken kişi o mesleğin vasatıdır.” Ben Özlem Türeci, Maradona ya da Malmsteen olmak istiyor muyum” diye sormanın bir manası yoktur. “Ben iki bin nüfuslu bir kasabada sinirleri bozulmadan sohbet edebileceği bir Allah kulunun yüzünü görmeden yapayalnız aylar geçiren bir pratisyen, kariyeri Ispartaspor’da başlayıp Burdurspor’da son bulan müzmin yedek futbolcu, İstiklal’in yan sokaklarının birinde çiş kokulu bir barın gündüz programında sadece iki masaya Teoman şarkıları çalan adam olmak istiyor muyum” diye sormaktır aslolan. Çünkü zirvedeki örnekler istisna, diğerleriyse çoğunluktur.

Bu hafta whatsapp gruplarında en çok paylaşılan video olduğunu şahsen gözlemlediğim “humolon lupoloncu dayı”nın videosunu izlerken bu yüzden gülmedim. (İzlemeyen varsa diye videonun twitter bağlantısını da buraya bırakalım.)

Videoda kendini “herbalist” olarak tanıtan İbrahim Gökçek adlı bir vatandaşın bira içen erkeklerin göğüslerinin büyüdüğü, penislerinin küçüldüğü, dolayısıyla kadınlaştığı yönündeki iddialarını izliyoruz – Gökçek bu kısmı anlatırken temel kamera kuralını ihlal edip doğrudan gözlerimizin içine bakıyor. Buna sebep olanınsa biranın içinde yer alan “humolon (ve) lupolon” adlı iki etken madde olduğunu öğreniyoruz. Bununla kalmıyor, Almanya’nın elli yıl öncesine göre bitik durumda olduğunu da belirtmeden geçmiyor Gökçek – “Almanya” derken bu kez kafasıyla öbür tarafı işaret ediyor.

İbrahim Gökçek’in ilim ve irfanına doyamadığımdan kendisinin sosyal medya hesaplarını ve ürünlerinin satışını yaptığı internet sitesini didik didik inceledim. Youtube kanalına yüklediği videolara bakılırsa iyi kötü en az 10 yıldır tv programlarına çıkan Gökçek biranın kadınlaştırdığını daha önce de söylemiş. Fakat bundan da iyileri var. Çocukların cinsiyetini kendileri belirlemek isteyen ailelere orgazm ayarlamasıyla garantili sonuç vaat ediyor İbrahim Gökçek mesela. Cinsel ilişki esnasında erkek kadından önce orgazm olursa doğacak çocuğun kız, geç orgazm olursa erkek olacağının “klinik araştırmayla” sabit olduğunu aktarıyor izleyicilere. (Programın sunucusuna da aşk olsun, “Öyleyse toplumun %95’inin kadınlardan oluşması gerekmez miydi” diye soruvermek aklına gelmiyor). İnternet sitesindeki sosyal sorumluluk köşesi de ilginç Gökçek’in. ÇEKÜL’e, Darüşşafaka Cemiyetine ve elbette Mehmetçik Vakfına yaptığı yardımların belgesini sergiliyor. Sonuncuya dair, ne olur ne olmaz, iki farklı kanıt yer alıyor.

Meslek seçimlerinde “mesleğin vasatına” bakmaktan söz etmiştik: İbrahim Gökçek, şarlatanlık mesleğinin vasatı konusunda müthiş bir örnek teşkil ediyor. O, büyük bir şarlatan olmayı başaramayanlardan. Şarlatanlığın Maradona’sı değil, Sabri’si olabilmiş. İstanbul’a yeni göçen köylülere Boğaz Köprüsünü satmıyor, mehter marşlarıyla tesis açılışı yapıp on binleri tokatladıktan sonra soluğu Güney Amerika’da almıyor. Çok basit, vasatlığına yakışır bir şey yapıyor “humolon lupolon” videosunda: Mevcut ekonomik/toplumsal/kültürel krizin orta yerinde elinde erkekliğinden başka hiçbir şey kalmamış milliyetçi/muhafazakâr erkeklere tam da bu “ellerindeki şey”e tutunma imkânını satıyor. “Almanya bizi kıskanıyor” demeye artık pek de yüzü olmayan adamlara, “Göster oğlum Almanlara pipini” diyor. Kıçındaki donu kaybeden adamlara, donsuzluktan gurur devşirtiyor.

İstatistiksel mantık hatası ideolojiktir. Sadece kütüphaneci/çiftçi örneğinde ya da mesleki tercihlerde göstermez kendini, her yerdedir. Birçoğumuz, dünya tarihine yön verenlerin eşine yüz yılda, bin yılda bir rastlanan kahramanlar olduğunu zannederiz örneğin. Hakiki tarih bilimiyle gerçekten haşır neşir olduğumuzda bunun da bir istatistiksel yanılgı olduğunu anlarız. Tarihi değiştirenler istisnai kahramanlar değil, ortalama insanın ta kendisidir. Çoğunlukla, tarihin ilerlemesine mani olanlar da. Erkekliği ve yoksulluğu gün be gün yeniden üreten etken madde “humolon lupolon dayı”nın ta kendisidir.

Belki de bu yüzden “Bugün niçin bu hâldeyiz” diye anlamak için Sülün Osmanlara, Banker Castellilere, SBK’lara, Tosuncuklara ya da yozlaşmış siyaset esnafına değil de içimizdeki humolon lupolonlara bakmak gerekir.

Hakan Sipahioğlu