13. Kasım.2021

Geçen Dünlük’te, çok sık değişen yazım kurallarından dem vurmuş, bu mütemadiyen değişen kurallar yüzünden aralarında on yıl olan kuşakların bile aynı sözcüğü farklı şekillerde yazdıklarından açmış ve şöyle bir noktalı virgülle bitirmiştim: “Kimdi o, kitaplarını, sürekli değişen yazım kuralları yüzünden her on yılda bir elden geçirip güncelleyen yazar? Dıranas mıydı? Tecer mi?”

Gece tam uyumak üzereyken [3. doz aşımı olduğum için hafif ateşliydim de sanırım] aklıma düştü doğru cevap: Sabahattin Kudret Aksal.

Sabahattin Kudret Aksal

Sabah mahmurluğuyla da doğru cevabı nereden hatırladığım, Aksal’ın bu hareketini nerede okuduğum da düştü akıl tasıma birdenbire: Selahattin Özpalabıyıklar’ın “Göndermeler” kitabında okumuştum.

Okumuştum fakat “on yılda bir…” kısmını maalesef uydurmuşum. Özpalabıyıklar’ın aslen Aksal’dan derlediği “Saatler” adlı öykü seçkisi için kaleme aldığı sunuş yazısının Göndermeler’de de yer alan ilgili kısmı şöyle:

“1956 yılında üye olduğu Türk Dil Kurumu’nun dil ve yazım anlayışına bağlılığı, (sanıyorum sadece benim için değil) yazdıklarını takip eden herkes için, nerdeyse efsane düzeyindeydi. Öyle ki, (1980 öncesi) TDK’nın İmla Kılavuzu’nun her yeni baskısındaki değişiklikleri Aksal’ın o sıralarda yazdıklarından takip etmek mümkündür demem abartı (ve yalnızca bana ait bir iddia) sayılmamalıdır.” [“Göndermeler”, s. 197]

Fakat aynı sunuş yazısında, Aksal’ın yeni baskılarda öykülerini “gerek yazım gerek söylem” açısından sürekli değiştirdiğini de ekliyor Selahattin Özpalabıyıklar.

Demem o ki, “on yılda bir…” derken yanılmışım, ama çok da değil.

***

Selahattin Özpalabıyıklar’ın adını anmışken… Notos’un yeni sayısındaki [89. sayı] söyleşisini okuyun derim. Notos’ta iki sayıdır editör söyleşileri yayımlanıyor, devam edecek bir dizi anlaşılan. Söyleşileri yapan Cansu Canseven. Özpalabıyıklar’ın söyledikleri de, bu işin usta emekçilerinden biri olarak, çok değerli.

16. Kasım.2021

Çeviri kitaplarda kitap ismi Türkçeleştirilebilir elbette. Türkçeleştirilebilir derken, kitabın orijinal isminin çevirisi değil de yayıncının uygun gördüğü bir isimle basılabilir kitap. Çok sıcak baktığım bir şey olmamakla birlikte bu böyle. Fakat bunun da bir sınırı olmalı elbette.

Birkaç sene evvel rastladığım örneğini tekrar edeyim: Yüz Kitap’tan çıkan Adam Johnson’ın öykü kitabı: George Orwell Arkadaşımdı. Künyeden anlıyoruz ki Yüz Kitap burada bir insiyatif kullanmış ve kitabın Türkçe adını modifiye etmiş. Çünkü kitabın özgün adı Fortune Smiles aslında. Kitapta yer alan öykülerden biri bu: Gülen Talih. Yani kitap, orijinal adının çevirisiyle basılacak olsaydı Gülen Talih olacaktı. Makul bir örnek.

Bugün bir vesileyle hatırladığımsa kötü bir örnek bana kalırsa. İlkgençlik yıllarımdaydı, Zola’nın Germinal’inden çok etkilenince eş dost, teyze amca kütüphanelerinin birinden Zola’nın başka bir romanını bulup okumuştum, beğendiğimi de hatırlıyorum. Romanın adı “Din Laiklik Çatışması” idi. Peh peh peh, sanki roman değil de kötü bir köşe yazısı adı gibi. O yaşımda da garipsemiştim doğrusu ama bugün bakınca korkunç geliyor romanın adının bu şekilde modifiye edilmesi.

Sıkı durun. Romanın orijinal adı “Vérité” imiş.

23. Kasım.2021

İnsan, eğer yeterinceyse, konuşabilir ağrısıyla.

Diyorum ki sen benden büyüksün. Her şeyden değilse de benden büyüksün. Söz, diyorum, bundan sonra sen ne istersen öyle olacak. Yeter ki, diyorum, yeter ki git. Sana gitme demeyeceğim ama git, diyorum. Gülmüyor namussuz ağrı, gitmiyor da.

26. Kasım.2021

Walter White’ın başını şiir yaktı diyebilir miyiz? Diyebiliriz tabii. WW. Çimen Yaprakları. Memet Fuat. Şiirin tekinsiz olduğunun bir kanıtı daha.

27.Kasım.2021

Kim yazacak valelerin, komilerin, kalfaların hikayesini? Sustacıların, demircilerin, marangozların, çocuk işçilerin, göçmen işçilerin, mevsimlik işçilerin hikayesini kim yazacak? Kim yazacak KHK ile ihraç edilmiş ve taksicilik, pazarcılık yapan memurların hikayesini? Tezgahtarların, overlokçuların, laborantların, stajyer avukatların, sigortacıların, ilaç mümessillerinin [reprezant?] hikayesini kim yazacak?

Kuryelerin, kargocuların, depocuların hikayesi ne zaman, kimler tarafından yazılacak? Ya atanamayan, atanamayan değil atanmayan öğretmenlerin hikayesi? Atanmayıp ücretli, sözleşmeli, iş güvencesiz çalıştırılan öğretmenlerin hikayesi yazılmayacak mı?

Kasiyer, inşaat işçisi, tarım işçisi, tezgahtar, gardiyan, polis olan öğretmenlerin hikayesini kim yazacak?

İntihar edenlerin, yoksulluktan ve umutsuzluktan ve çaresizlikten intihar edenlerin hikayesini kim yazacak?

28. Kasım.2021

Naile Dire’nin Türbülans adlı şiir kitabındaki öfkeyi, itirazı, isyanı çok sevdim.

Kıstırılmışlığa, kapatılmaya, babaya, tanrıya, devlete… herkese ve her şeye karşı bir itiraz dili oluşturmuş Naile Dire.

“zalimle imam aynı kıbleye eğimli
victor’la ben şimdi inmeye yeltenip
yerin dibine sizin yerinize
girebiliriz”

[Naile Dire, Türbülans, s. 30]

29. Kasım.2021

Mevsim(sizlik) Haikusu

güz yaprakları
ancak düşüyor yere
bitmeyen bir güz

30. Kasım.2021

Melih Cevdet, Akan Zaman Duran Zaman’da da şöyle der: “Yakup Kadri, dostu Ahmet Haşim için yazdığı küçük kitapta, onu bir yaz İzmir’deki evlerinde konukladıklarını, bu sürem içinde ozanın bir gün bile şiirden söz açmadığını anlatır.”

Mehmet Güreli de, sanıyorum bir röportajındaydı, dayısı Salâh Birsel hakkında mealen şöyle diyordu: Salâh Birsel, edebiyat konuşamayacağı kimselerle konuşmak istemiyormuş artık.

Doğrusu, bendeniz bu iki davranışı, bu iki ruh durumunu da anladığımı sanıyorum. Sanıyorum ikisini aynı anda ve aynı yoğunlukta anladığım için de bu durumdayım.

Durumum şu: İçim dışım kopkoyu, karanlık. Bugünlerde sağlığımı korumakla uğraşıyorum.

Okumak ve yazmak sığınak olduğu kadar ilaç da.

Onur Çalı