İlhan Durusel

Aktardan kavun çekirdekleri aldık büyük felaketten önce.

Tohum diye sattı onları bize, öyle belletti.

Toprağı nasıl seçeceğimizi, çekirdekleri nasıl yerleştireceğimizi, başlarının nereye doğru bakmaları gerektiğini, ekmeden önce ıslatıp ıslatmayacağımızı.

Bana bakın, iyi mal bunlar, dedi Datça‘dan dün dünür geldi, o getirdi.

Duası da işte burda, şu muskada yazılı, önce ayeti okuyoruz tohumu ekerken, sonra da duasıyla toprağı örtüyoruz tohumun üzerine:

Ayet: Ektiğiniz tohumu düşündünüz mü? / Onu siz mi bitiriyorsunuz yoksa biz miyiz bitiren?

Dua: Yaradan bize rahmet indir ve bizi bu ekinin meyvesi ile rızıklandır, zararından uzak kıl. Bizi nimetlerine şükredenlerden eyle.

Tavsiye: “Tohum ekerken bu duayı okumak müstehaptır. Ekinden afatın uzaklaştırılmasına vesile olur.”

O zamanlar bizim bir keçimiz vardı. Adı Karbeyaz’dı. Bembeyaz, akpak bir keçiydi. Akça pakça tüyleri, şeker pembesi dili, zehir içmiş gözleri. Kavun çekirdekleriyle gelince biz aynı gün keçimiz Karbeyaz kayboldu.

Ekimden harmana kadar da gelmedi.

Başına belki de bir bela gelmişti.

Görenler olmuştu onu, duyanlar gelip geçtiğini.

Ağzında bir kavun çekirdeği danesi, hiç sesini çıkarmadan gezinirmiş bütün gün aylaklar gibi.

Dilinin altında gezdirirmiş onu günde, gece önüne koyar seyredermiş.

Bir kavunun nasıl büyüyeceğini hayal edermiş. Düşündükçe kokulu kavunu, çekirdeği kaybedeceğinden korkarmış. Uykusu kaçarmış o yüzden. O bunun derdiyle kara kara düşünürken bir gecekuşu gelirmiş her gece Karbeyaz rahat istirahat etsin diye. Çekirdeğe o bakarak olurmuş. Kuş konuşurmuş onunla oyuncak bir kuş gibi tıkırtıkırtıkır tıkır tıkır sesler çıkartırmış. Kuş böyle tıkırdarken Karbeyaz birkaç saat kestirirmiş. Keçi uykusu hafif olur, ondan her sabah terstirler, inatçı ve aksi.

Günün birinde geceleri kavun çekirdeğini böyle dışarı çıkarıp bırakmanın pek tekin bir şey olmadığını anlamış öyle bir kanaate varmış.

Ben bunu demiş şimdi ne yapsam ne etsem birine versem de o benim için saklasa. Benim ağzım artık bir emniyetli yer değil. Bir gömütlük gibi, bir mezarlık, kabristan. Bir kuş gelse yine bir gecekuşu, geçen defa geldiği gibi, o işte baksa çekirdeğime benim. Küçücük bir kuşu kendi kadar küçük, bir çekirdek buncağız. Alsa götürse onu. Güneşe koysa birazcık, toprak serpse üzerine, azından bir iki damla su getirip damlatsa sonra yavaş yavaş. Üç vakite kadar kavun çekirdeği filiz verse cılız. Filizinden bir kavun çıksa, sonra eve dönse keçimiz kavunla, o kavunu kessek, çekirdeklerini çıkarsak, saysak bir düzine.

O bir düzine çekirdeği yıkasak, kurulasak, taraçaya serip kurutsak.

Bahar gelince de bir külaha koyup tıpış tıpış kasabaya insek.

Doğru aktara gidip aktara borcumuzu ödesek.

Aktardan çıktığımızda tam karşımızda Karbeyazı görsek yine.

Yine ağzında bir çekirdek.

Ayet: Yaradan yücedir. Keçiyi de yaratmıştır. Keçi yücedir. Kırları, kavurmayı ve beyaz çitleri getirmiştir. Başını eğer biat eder gibi ama aslında baştır özü, başefendidir.

Dua: Yaradan bize rahmet indir, bacamızı yüksek tut ve çitlerimizi koru. Bostanımızdan domuzu ve nicebin zararlıyı uzaklaştır. Bizi bayındır kıl. Bedenimizi tok, aklımızı bilge eyle. İyileştir tarlalarımızı, sağalt havamızı, ıslah et tohumumuzu!

Tavsiye: Keçi keserken ayeti mırıldan, kestikten sonra duayı. Keçi pirzolasının iki tarafını hızlı ateşte ikişer dakika kızart. Kavunu güzelce yıka, dilimle. Çekirdeklerini ayır. Feda olsun dünya ve onun nimetleri sana.

İlhan Durusel

“Divane Divan >> Ham Kehanetler Kitabı”ndan