Türkiye’de 1980’lerden sonra ticari hacim artışı ivme kazanan yayıncılık sektörü, dünyada yapılan güncel yayıncılığı yakından takip eder hâle geldi. Daha öncesinde de çeviri ile Türkiye pazarına sunulan nitelikli/niteliksiz oldukça kitap vardı elbette. Edebiyatçılarımız, çevirmenlerimiz dünyayı izliyordu. Fakat sektörün kitlelere ulaşma iştahı 80’lerden sonra belirgin bir şekilde arttı.

Türk edebiyatının, dünya çapında okunan ve yazdıklarının dünyada okunmasını önemseyen bir yazar grubu yetiştirdiğini söyleyemiyoruz. Roman türünü merkeze alarak düşündüğümüzde, Türkiye’de roman yazan/yapan yazarların dünyaya açılma konusunda isteksiz olduklarını gözlemliyorum. Bu isteksizlikteki zeminlerden birisini, edebiyatımızın şiir merkezli bir edebiyat olması oluşturuyor. Uzun yıllar kendini edebiyatçı olarak kabul ettiren kişiler ya şiir yazıyorlardı ya da şiir okumayı ve bu alanda derinlikli okumalar yapmayı bir nitelik belirtisi olarak sunuyorlardı. Yayınevleri sahipleri ve editörleri şairlerdi, şiire göre değer biçiliyordu.

Başka bir zemin de Türkiye’de Türkçe roman yazan/yapan yazarların öğrenilmiş bir çaresizliği kabul etmiş olmaları. “Bizi zaten okumak istemiyorlar” şeklinde özet geçebileceğimiz bu cümlenin ve olaylara bakış açısının ciddi eksiklikler barındırdığını görmek lazım. Evet, dünya edebiyat ekosistemi diye bir şey var ve bunun kendine ait belli “değişken dinamikleri” var. Bu değişken dinamikler, zaman zaman bir ülkenin edebiyatının dışarı açılmasını, okur bulmasını sağlayabiliyor. TEDA projesi gibi ya da son yıllarda Kore ve Japon edebiyatlarının ülkemizde daha fazla ilgi görmesi gibi değişken dinamikler. Değişken dinamiklerin en önemlilerinden biri de bugün için nasıl bir menajer ile çalıştığınız. Bu değişken dinamikler de her ülkenin politik, ekonomik vs. geçmişine göre farklı şekillerde beliriyor. İspanyolca yazan bir romancıysanız, değişkenlerden biri diğer ülkelerde de kolay bir şekilde yayımlanma ihtimaliniz oluyor. Arapça, İngilizce gibi. Türkiye özelindeki değişken dinamiklerden belki de en önemlisi, nasıl bir menajer ile ne şekilde çalışmanız gerektiği noktası.

Uluslararası bir yazar figürü olmak ve diğer dillerde de okunmak istiyorsanız, bir menajerle çalışıp yazdığınız kitabın geniş kesimlere ulaşmasını arzulamalısınız. Türkiye’de henüz editörlerle “bile” çalışmakta zorlanan bir romancı grubunun, menajerleri ile bu süreçleri yürütmesi zor görünüyor. İyi bir roman yazdım ve Türkiye’de okundu. Peki sonra?

Tamam, dünya çapında iyi bir romanınız var, Türkiye’de 2.000 ile –muhtemel bir üst seviye olarak– 20.000 arası bir okuru da yakaladınız. Maalesef bu, bir romancı için bugün bir başarı ya da okunur olma durumuna işaret etmiyor. Roman yazmak, çoktandır “dünyaya yazmak” ile eşitlenmiş durumda bir olguya dönüştü çünkü. Sally Rooney (d. 1991), Ocean Voung (d. 1988), Marieke Lucas Rijneveld (d. 1991) gibi “soru işareti romancıların” bile dünyada gereğinden fazla ilgi gördüğü ve okunduğu bir evrende, Türkiye’de roman yapan/yazan yazarların hedeflerini çok daha ileriye koymaları gerektiğini düşünüyorum. Bunun romancısı, öykü yazarı ya da denemecisi, şairi de yok bana sorarsanız. Gözlemlerime göre kendimize ait konfor alanından dışarı çıkmakta tereddüt ediyoruz. Bu konfor alanından, işini profesyonelliğe evirme durumuna geçemiyoruz. Profesyonel olalım da herkese şirin görünelim gibi bir şey kast etmiyorum elbette. Ama yazdıklarımızı dünyaya açmaya tereddüt ettiğimiz sürece, Arap edebiyatının, Avrupa-Amerika eksenli açılma projelerinin başarılarını gazetelerde okumaya devam edeceğiz. Aciz ve zavallı bir şekilde, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için mücadele eden yazarlara bakmaya devam edeceğiz. Uluslararası PEN Başkanı TC vatandaşı bir yazarken, hâlâ “burada bize yer yok” cümlesini bir kere daha düşünmemiz gerekiyor. Dış güçler bizi sevmiyor mu yoksa? Bizi kıskanıyorlar mı? Ummanlı, İranlı, Koreli yazarları severken özel olarak hepsi Türk düşmanı mı? Birileri, Türkiye’den romancılar roman yazsalar da onları görmezden gelsek diye sıraya geçmiş bekliyorlar mı?

***

Murat Menteş’in, İlhan Durusel’in, Lale Müldür’ün, Kerem Eksen’in, Seray Şahiner’in menajeri kim?

Margaret Atwood’un, Louise Glück’ün, Kazuo Ishiguro’nun, Colson Whitehead’ın menajeri kim?

Ümit Güçlü