Gökhan Arslan

demirden yoruldum, betondan yoruldum, kanondan yoruldum
yoruldum hayvanın akan kanından, kırık dalından ağacın
kıyının metalik teninden, ormanın sertleşmiş etinden
yoruldum marketlerden, yoruldum kablolardan, kokulardan
indirgemelerden, genellemelerden, eğretiliklerden
pastan yoruldum, yastan yoruldum, çoktan yoruldum

bu düzyazı şehirlerden, kinayeli evlerden
bir kalemden yontulmuş gibi çok eski bir kederden
kaslı dünyadan, köşeli dünyadan, dünyadan, dünyadan
hep üç adım önde koşanlardan, koşarken susanlardan
ses sesi kırıyor, insan her şeyi
kırılmanın kemikte bıraktığı yavaş çıtırtıdan
yoruldum değişmeyen eşyadan, çerçevesiz duvardan
masaya yanaşanlardan, sırt kaşıyanlardan, oynaşanlardan
yaptığı resimleri mezarına götüren paşalardan

yoruldum kullanışlı ağızlardan, portatif bedenlerden
takma dillerden, yapıştırma dudaklardan, uysal ayaklardan
perdeden yoruldum, darbeden yoruldum, harbiden yoruldum
yoruldum saatin saatsizliğinden, vicdanın sessizliğinden
tozdan yoruldum, sözden yoruldum, sözün eskiliğinden
yoruldum kendimden, kendinden ve kendilerinden
kalbini kör bir bıçak gibi kıç cebinde gezdirenlerden

yoruldum kibrinden insanın, bir atın gölgesine sığındım
beni az sonra değil, birazdan değil, yirmi yıl önce uyandırın

Gökhan Arslan