Albert Camus’nün Veba (La Peste) romanı özellikle Covid-19 salgınından sonra büyük bir popülerlik kazandı, aranır oldu. Her ne kadar bu romanda kast edilen veba, bir sağlık felaketi olmaktan ziyade İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da tıpkı bir salgın gibi yayılarak büyük halk kitlelerini pençesine alan insanlık dışı ideoloji ise de, Covid-19’un evlerine hapsettiği insanlar bu ilginç yazar-düşünürün bir salgın konusundaki görüşlerini sanırım epeyce merak ettiler.

Benim elimde Veba romanının çok eski bir çevirisi var. Yazar Oktay Akbal tarafından yapılan bu çeviri 1955 yılında Varlık Yayınları tarafından yayınlanmış. Daha sonra Nedret Tanyolaç Öztokat’ın yaptığı bir çevirinin 1. Basımı Can Yayınları tarafından 1997 yılında yayımlanmış. Ben bu çevirinin Ekim 2013 tarihli 21. Baskısının Can Yayınları tarafından sunulan tanıtım kopyasını internette görüp biraz inceledim. Çevirinin daha ilk paragrafında karşılaştığım ilginç bir durumun bende yeterli kanaat oluşturması nedeniyle, açıkçası daha fazla incelemenin gereksiz olduğuna karar verdim.

Albert Camus tarafından ilk defa 1947 yılında yayınlanan romanın ilk paragrafının Fransızca orijinali şöyle:

“A premiere vue, Oran est, en effet, une ville ordinaire et rien de plus qu’une prefecture française de la cote algerienne.”

Bu cümlenin, 1955 tarihli Oktay Akbal çevirisi şöyle:

“İlk bakışta Oran gerçekten de Cezayir kıyılarında herhangi bir Fransız vilayetinden, herhangi bir şehirden farklı değildir.” (Abç)

1997 tarihli Nedret Tanyolaç Öztokat’ın çevirisi ise şöyle:

“İlk bakışta Oran gerçekten de sıradan bir kent, Cezayir’in bir Fransız ilinden başka bir şey değildi.” (Abç)

Bence ikinci çeviride iki türlü hata var. Birisi tarih ve siyasetle, diğeri Türkçe ile ilgili.

Cezayir, 1961 yılında bağımsız bir ülke olmadan önce (belki bazıları için daha sonra bile) genel olarak Fransızlar tarafından (ve elbette Cezayir’de doğmuş bir Fransız olan Albert Camus tarafından da) bir Senegal veya Madagaskar’dan farklı olarak, “sömürge” bile değil, basbayağı bir “Fransız toprağı” sayılmakta idi. (Bir gün konuşurken benim damadım Matthieu de aynısını söylemişti. Bağımsızlıktan önce Cezayir’in bir sömürge olduğunu kabul etmemiş ve Fransız toprağı olduğunu iddia etmişti.)

Şimdi, roman 1947 yılında yazıldığına göre Albert Camus’nün de o cümleyi aynı anlayışla yazdığı açıktır. Romanın orijinalinde “de la cote algerienne” deniyor. Yani “Cezayir kıyılarında”, ve bu sadece coğrafi bir anlam taşıyor. (Yani “Provence kıyılarında” der gibi.) Tarih olarak da doğrulanacağı gibi bu, hiçbir zaman Cezayir’den ayrı bir ülke olarak bahsedilmediğini gösteriyor. Bu durum, doğru da olsa yanlış da olsa, özellikle romanın yazıldığı tarih itibariyle böyledir. Nitekim, Oktay Akbal’ın 1955 yılında (yani Cezayir’in bağımsızlığını elde ettiği 1961’den çok önce) yaptığı çeviri doğrudur. Sonradan, Nedret Tanyolaç Öztokat’ın, 1997 yılının bakış açısıyla ve bir şartlanmanın da etkisiyle, romanda olmayan bir anlamı verecek şekilde çeviri yapması ise kanaatimce pek doğru bir şey sayılmaz.

İkincisi, Türkçe hatası. “Cezayir’in bir Fransız ili” diye bir şey olamaz ki. Bu “il”, Cezayir’in mi, yoksa Fransa’nın mı bir “ili”dir? Her ikisine ait olması herhalde mümkün değildir. Veya bağımsız bir ülkenin içinde başka bir ülkenin “il”inden bahsetmek gibi bir şey olur ki, benim bildiğim tarihte Batı Berlin’den başka bir örneği yoktur. Cezayir’de hiç olmamıştır.

Fakat Albert Camus tarafından bir epigraf olarak kitabın başına konulan Daniel Defoe’ya ait bir cümlenin Nedret Tanyolaç Öztokat tarafından çevirisi daha da feci bir manzara ortaya koymaktadır.

Fransızca orijinali şöyle:

“Il est aussi raisonnable de representer une espece d’emprisonnement par une autre que de representer n’importe quelle chose qui existe reellement par quelque chose qui n’exsiste pas.”

Oktay Akbal şöyle çevirmiş:

“Bir çeşit mahpusluğu başka çeşit bir mahpuslukla düşünmek, gerçekte var olan herhangi bir şeyi gerçekte var olmayan bir şeyle düşünmek kadar akla yakındır.”

Şimdi bir de Nedret Tanyolaç Öztokat’ın çevirisine bakalım:

“Bir hapsedilmişliği başka bir hapsedilmişlikle göstermek, gerçekte var olan herhangi bir şeyler göstermek kadar mantığa uygundur.”

Pes!

Allah Veba’yı Can Yayınları baskısından okuyanlara sabırlar versin!

Mehmet Aslan