Georges Perec’e
Oulipo’ya
Ayberk Erkay’a

Yorgun ve yoğun bir kış sonu. Uzun bir geceyi okuyarak tamamlıyorum. Bu aralar Perec okuyorum peşpeşe. Elimdeki kitap Kış Yolculuğu. Bir kitaba başlarken künyeyi es geçmem. Kitabın Fransızca adı belli belirsiz bir hatırayı çağrıştırıyor. Kitap bitene kadar bırakmıyor peşimi. Bir hatırayı yokluyor sanki. Gözlerimi kapatıyorum. Çocukluğuma giden patikadan yokuş aşağı iniyorum.

Televizyonun henüz evlere girmediği, radyolu günler. Babam, kütüphanesinden bir kitap alıp radyonun yanındaki koltuğa oturmuş. Radyoyu dinlerken bir yandan da kitabı karıştırıyor. Eğer kitap yabancı bir dilde yazılmış ise kulağımızda kalması için babam mutlaka başlığı yüksek sesle okuyor. Kapaktaki adı bize gösterip “Le Voyage d’hiver” diyor. Önce kitabın adının okunuşunu birkaç kez tekrarlıyor sonra içinden bölümler okuyor. Fransızcanın farklı okunuşu ilgimi çekiyor. Ben de tekrar ediyorum içimden. Kulağımda babamın sesi: “Hiver”in nasıl okunması gerektiğini söyleyen ve bizden doğrusunu duyana kadar tekrarlatan sesi. Patikanın sonundayım. Gözlerimi açıyorum.

Kütüphanemde babamın kitaplarından payıma düşenleri sıraladığım rafın önündeyim. Soluk yeşil cildi diğerlerinin arasında kendini belli ediyor. Aradığım ince kitabı çabuk buluyorum. Evet işte bu: Le Voyage d’hiver. Babamın tınısıyla aklımda kalan kitap. Perec’in söz ettiği kitap bu olabilir mi? Heyecanla yazarına bakıyorum: Hugo Vernier. İnanamıyorum. Tek tek harfleri kontrol ediyorum, künyeye bakıyorum. Kayıp kitap elimde. Cildi solmuş, sayfaları sararmış ama kondisyonu iyi. Yaşadığımı ifade edecek doğru kelimeyi bulamıyorum. Kime gösterebilirim, kiminle paylaşabilirim? Aklıma yan apartmanda yaşayan komşumuz emekli edebiyat öğretmeni Tahsin Amca geliyor. Aynı zamanda Fransız edebiyatından çeviriler de yapıyor.

Sabah, elimde kitap, Tahsin Amca’nın kapısındayım. Özellikle kitabın içinde bulduğum el yazısıyla yazılıp imzalanmış küçük kâğıdı okutmak istiyorum. İmza kitabın yazarına ait değil. Tahsin Amca kitabı elimden alıp karıştırıyor. Rastgele açtığı sayfadan bir iki dize okuyor. “Bir antoloji havasında” diyor. Ona Perec’in romanından söz ediyorum. O da şaşkın. Kitabın buralara kadar nasıl geldiğini merak ediyor. Fransızca, babama hitaben yazılmış Monsieur K. diye başlayan notu gösteriyorum. Babamın edebiyata ve dillere merakını öven ve bu kitabı ona okul günlerinin bir hatırası olarak verdiğini belirten nottaki imza Tahsin Amca’ya yabancı gelmiyor. Biraz hafızasını yoklayarak biraz da birkaç kitap karıştırarak kilidi açan anahtarı buluyor: Ernst Eduard Hirsch. Tahsin Amca 1933 yılında Hitler Almanyasını terk etmek zorunda kalan bilim insanlarından söz ediyor. Hirsc’in de aralarında olduğu bilim insanları Türkiye’ye gelip İstanbul Üniversitesi’nde çalışmışlar. Bahsedilen yıllar babamın o üniversitede Hukuk okuduğu yıllar. Hocasından bize övgüyle bahsettiğini hatırlıyorum. Bilmece çözülüyor. Tahsin Amca’ya Perec ve Vernier’in kitaplarını bırakarak ayrılıyorum.

Birkaç gün sonra üniversiteden Perec merakımı bilen bir arkadaşımdan haber geliyor. Perec İstanbul’a gelecek, imza ve söyleşi yapacakmış. İlk aklıma gelen “Kış Yolculuğu”nun son durağının Perec’in kütüphanesi olması gerektiği. Vernier’in kitabı Türkiye’deki yolculuğunu sona erdirmeli. Kitap ait olduğunu düşündüğüm kişiye, Perec’e gitmeli. Kitabı hediye etmek istiyorum. Tahsin Amca’ya da anlatıyorum. Her iki kitabı da okumuş. Heyecanı yüzünden okunuyor. O da aynı şeyi söylüyor.

Arkadaşımla İstanbul’a gitmek için sözleşiyoruz. Ama işler çok yoğun ve ben işyerimden izin alamıyorum. Özenle paketlediğim kitabı, Tahsin Amca’nın yardımıyla yazdığım notu ekleyerek arkadaşıma emanet ediyorum. Heyecanım, kitap yolculuğunu tamamlayana kadar benimle olacak. Sözleştiğimiz gibi İstanbul’a varır varmaz arıyor arkadaşım. Ama sesinde bir tuhaflık var. Lafı dolandırmasından söyleyeceği şeyin hoşuma gitmeyeceğini anlıyorum. Sonunda söylüyor: Valizi kayıp ve kitap valizin içinde. Daha güvenli olur diye valize koymuş. “Kış Yolculuğu”nun kaderi değişmiyor. Kitap bir kez daha kayboluyor. Valiz bulunana kadar geçen sürede Perec İstanbul’dan ayrılıyor. Üzgünüm.

Kitap gecikmeli olarak bana geliyor. Kitabı Perec’e güvenle, elden göndermek konusunda kararlıyım. Postaya vermek istemiyorum. Tahsin Amca yetişiyor yardımıma. Her yıl bir haftalığına Fransa’ya gidip oradaki arkadaşlarıyla buluştuklarından söz ediyor. Kitabı yanında götürmeyi teklif ediyor. Çok seviniyorum. Kitabın hikayesini, yolculuğunun Perec’in bilmediği bölümünü de ilk ağızdan anlatacak olması güzel olacak. Tahsin Amca hazırlıkları yaparken beklemediğimiz bir anda alıyoruz haberi. G. Perec akciğer kanserinden ölüyor. Kitap bir kez daha öksüz kalıyor.

Kitabı Perec’in kütüphanesine hediye etmek istiyoruz. Tahsin Amca’nın aklına bir fikir geliyor. İkimiz de “Oulipo”dan haberliyiz. Yakın zamanda “Kış Yolculuğu ve Peşindeki Öyküleri”ni okumuşuz. Tahsin Amca “Kitabı Oulipo’ya teslim edeyim” diyor. Böylelikle kitap bir bakıma yerine ulaşmış olacak. Fransa’daki editör arkadaşını arıyor. Oulipoculardan tanıdığı yazar olup olmadığını soruyor. Cevap olumlu. Kitap yeni bir yolculuğa çıkabilir artık.

Tahsin amca Fransa’ya gidiyor. Dönüşünü merakla bekliyorum. Bitmeyecekmiş gibi geçen bir haftanın sonunda bir akşam kapısını çalıyorum. Doğrudan soramıyorum. İçeri geçince anlatmaya başlıyor: Oulipo yazarları belli zamanlarda toplanıp kapalı toplantı yapıyorlarmış. Editör arkadaşı tanıdığı yazarı ikna etmiş. Yabancıların alınmadığı bu toplantıya davetli olarak katılabilmişler. Bir kenarda oturup toplantılarını izleyip bitmesini beklemişler.

Ah şu yaşlıların her şeyi uzatarak anlatma huyu! Yaşadıklarını keyfini çıkararak anlatmayı seviyor. Kitabı vermeseydi toplantıdan başlamazdı diye düşünüyorum. O anlatmayı sürdürüyor. Toplantı sonunda onları davet eden yazar Tahsin Amca’yı takdim etmiş ve ona söz vermiş. Tahsin Amca benden, babamdan, Perec tutkumuzdan söz etmiş. Sözü “Kış Yolculuğu”na getirmiş. Kitabı çıkarmış ortaya. Büyük bir sessizlik olmuş. Şaşkın kalakalmışlar. Kitabın Perec’e hediye edilmek üzere İstanbul’da çıktığı yolculuğu anlatmış. Perec’i kaybettiğimiz için kitabı Oulipo grubuna hediye etmek üzere getirdiğini söylemiş. Gerisi tahmin edebileceğim gibi olmuş. Çılgın alkışlar, tezahüratlar… Sonuçta kitap grubun özel kütüphanesine girmiş.

Derin bir nefes alıyorum. Mutluyum. Babam da aynı şeyi yapardı diye düşünüyorum. Belki Tahsin Amca ile birlikte giderlerdi Fransa’ya. Dönüşte o anlatırdı Kış Yolculuğu’nun Yolculuğu’nu. Babamın “Hiver” diyen sesi hâlâ kulaklarımda.

Tahsin Amca’yı daha sık ziyaret ediyorum artık. Perec’ten konuşuyoruz ara sıra ve başka yazarlardan. Edebiyat konuşmak iyi geliyor ikimize de. Kitabın Fransa’ya yolculuğunun üzerinden aylar geçtikten sonra Tahsin Amca elinde bir Fransızca kitap ile karşılıyor beni. “Le Voyage d’Hiver & Ses Suites” (George Perec & Oulipo). Yeni baskıymış, Fransa’dan bugün gelmiş. Oulipo yazarları ile bağlantıyı koparmadığını, onlarla yazışmayı sürdürdüğünü biliyordum. Çok heyecanlıydı. Akşamı zor beklemiş kitabı bana göstermek için. “Harikulade, müthiş!” diye tekrarladı birkaç kez. Sonunda açıklamaya karar verdi. Benim yazdığım “Kış Yolculuğunun Bir Başka Yolculuğu” öyküsünü Fransızcaya çevirip göndermiş onlara. Onlar da öykümü –artık beğendiklerinden mi yoksa kitabı armağan edişime bir teşekkür olarak mı bilemiyorum– kitabın yeni baskısına eklemişler.

Ah Tahsin Amca, ahh! Bu ne güzel sürpriz. Müthiş bir haber. Gerçekten harikulade. Uçtum resmen! Georges Perec ve Oulipocularla ile aynı kitapta yer almak, o yolculuğa katılmak… Daha ne isterim? Sımsıkı sarılıyorum Tahsin Amca’ya. Çocukluğumun patikasından “Hiver” diye sesleniyor, yıllar önce bir kış günü kaybettiğim babam. “Kış Yolculuğu“ devam ediyor.

Selma Tonay Elhan – Melih Elhan

Kış Yolculuğunun Peşindeki Öyküler’in (Hazırlayan Ayberk Erkay) verdiği esinle…