Edebiyat ortamımız, ülkemizin hali pür melalinden farklı değil. Yani, kaos hâkim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az vesaire. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştık. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Mete Karagöl

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Hayalleri bitmeyen bir insanım. Yazma işini sürekli hale getirdiğim ilk günden beri kitabımın çıkacağı günü hayal ediyordum. Bitmek bilmeyen bir hayal dünyam var. Yazmaya yedi yaşımda başladım aslında, hatırlıyorum, soğuk, karlı bir gündü ilk öykümü bitirdiğimde. Ortaokulda ve lisede de yazdım. Ama bunlar edebi kaygısı olmayan, güldürü ögeleri ile süslü, mizahi metinlerdi. Öyle ki ortaokulda kuzenimle Sebzelerin Hikâyesi adında bir piyes yazmıştık ve sınıfta gülmekten okuyamamıştık. Yazma işini sürekli hale getirmeyi üniversitede kararlaştırdım. Çok okuyordum. Yazma ihtiyacı duydum. O zamanlar Ferdi Örnek ile dijital bir mecra kurduk. Yirmi otuz kişiye hitap ediyordu belki ama kitaplı bir yazar olmaya giden süreçte benim için çok önemlidir. O mecradan birçok yazar ve şair de çıktı zaten. Ardından Mahal Edebiyat’ı kurduk, şu an yolumuza devam ediyoruz.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Aslında bu tarihsel bir miras bize. Biz destanları ve mitolojik hikâyeleri çok olan bir milletiz. Bir olayı ve durumu anlatmak bizim için çok önemli. Öyküde bunu bütün yönleri ile ele alabiliyoruz. Çok geniş imkânları var.

Ayrıca insan değişken bir yapıdadır. Bir saat önce korktuğumuz bir olayı bir saat sonra gülerek anlatabiliriz. Korkarız. Bilgelikten söz ederiz, cahil olduğumuzu unuturuz. Kısa sürede gerçekleşen bu değişkenliği de en güzel öyküde gözlemleyebiliyoruz. Bu yüzden öykü aslında edebiyatın içinde yaşamın bir yansıması olarak bize bir ışık yakıyor.

Öykünün yanı sıra kitap incelemelerinden mütevellit denemeler yazıyorum. Roman projelerim de var. Ancak öykücü olarak anımsanmak, öykücü olarak bahsedilmek isterim.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Çok çektim aslında. Bu bir yüz yüze söyleşi olmuş olsaydı ve sonradan yazıya dökülseydi, gülerek diye parantez içinde belirtmemiz gerekecekti. Klaros uzun zamandır takip ettiğim bir yayıneviydi. Gençlere ve ilk kitabını yayımlamak isteyen yazar adaylarına güzel bir imkân sunuyor. Dosyamı gönderdikten hemen sonra iletişime geçtiler zaten. 28 Ekimde sözleşme imzaladık. Fakat Türk Lirasının değer kaybetmesi ve şu anda da sorun olan kâğıt meselesi nedeniyle baskısı ancak aralıkta gerçekleşti. Bu süreçte de Klaros dağıtım ağında bir sıkıntı yaşadı. Şu an çözmüş olsalar da kitaplarını çevrimiçi sitelere koyamadılar, bu biraz sancılı bir süreç olacaktır, ama sonuçta varlıklarını sürdürebilmek adına bu kitaplardan para kazanmaları gerekecek, bunun için yoğun bir uğraş içinde olduklarını tahmin edebiliyorum. Bu süreç benim için de yorucu geçiyor elbette. İnsanlar shopier’den alışveriş yapmak istemiyorlar ve kitap temini için bana yazıyorlar. Bu da hem beni yorarken hem de ilk kitabı çıkmış bir yazarın hevesini kursağında bırakıyor. Sanırım yayınevi yöneticileri ve kitapçılar buraya bakacaktır. : )

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Kitapta yer alacak öyküleri uzun bir süre önce kararlaştırmıştım zaten. Hatta içinde henüz yazılmamış olanlar bile vardı. Yer alan öykülerden bazıları, bazı dergilerde yayımlandı. Dergi editörlerinin bir katkısı oldu diyebilirim başta. Faruk Duman’ın öykü atölyesine katılmıştım, yayımlanmayan diğer öykülerimden bir kısmını da hocam değerlendirdi, onun eleştirilerinden notlar aldım, sonrasında kendimce düzelttim. Ardından yayınevine gönderdim.

Şu an Mahal Edebiyat’ta birlikte çalıştığımız Onur Özkoparan da o zamanlar henüz editörlük kursuna gitmemiş, sertifikasını almamıştı. Bu yüzden kızıyorum aslında ona. Erkenden gidip benim dosyamı incelese ne güzel olurdu. : ) Şu an üçüncü bir gözle öykülerime baktığımda bazı eksiltmeler yapılsa daha iyi olurmuş gibi geliyor bana.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz ne buldunuz?

Hayatımda pek bir şey değiştirmedi. Zaten kısa bir süre oldu yayımlanalı. Dediğim gibi hayal dünyası çok geniş bir insanım. Çok şeyler bekliyorum doğal olarak. Ama öncelikle dağıtım sorununun çözülmesi gerekiyor. Sonrası zaten bir şekilde gelir.

Telif aldınız mı?

Çok güzel olurdu, ama maalesef. Hem pandeminin etkisi hem paranın değer kaybetmesi hem kâğıt sorunu derken yazara baskıdan önce telif ödemeye sıra gelmiyor. Artık birinci baskısı bitince gelecek telif gelirine bakacağız. : )

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

2016’da Ferdi Örnek ile bir sosyal mecra kurduk. Uzun süren bir iş olmadı o. O bitince birkaç fanzin ve yerel dergilerde yazdım. Bir ara polisiyeyle ilgilendim. Dedektif’te öykülerim yayımlandı. 2020’de Mahal Edebiyat’ı kurduk tekrar. Burada eski öykülerimi tekrar yayımladım. Kitap incelemeleri ve röportajlar paylaştım. Öykü Gazetesi, Kartal Edebiyat, Prolog, Dedektif son olarak öykü ve incelemelerimi yayımladığım bazı dergiler.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma-yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?

Ben bir kütüphaneciyim. Toplumda kütüphanecilik mesleği, çok okuyan bir iş yapmayan insan algısı yaratır. Yeni nesil kütüphaneciler çok çalışıyoruz. Etkinlikler düzenliyoruz. O algıyı yıkmak üzereyiz, ancak doğrudur, çok da kitap okuyoruz. Bir ara babamın, “Mete’nin okuması hiç bitmeyecek,” diye takıldığını hatırlıyorum. Okuma uğraşıma karşı bir tavır değişikliği olmadı. Yazıyla ilgili de annem ve babam başta olmak üzere ailemden ve arkadaşlarımdan çok destek gördüm. Lisede bilgisayar ve muhasebe derslerine giren Hakan Sisli hocam da çok destekledi beni. Kitabım yayımlandığı için çok sevindi. Yazıyla olan uğraşıma karşı da bir tavır değişikliği olmadı. Fakat ne kadar para kazanacağımı merak ediyorlar. : )

Peki, bundan sonra?

Öykü kitabı yayımlandıktan sonra romanım için çalışmalara başladım. Yine Tanyeri’nde geçen bir roman olacak bu. Küçük bir spor kulübünde çalışan küçük insanları okuyacağız. Notlarımı aldım. Lakin öykücü olmanın dezavantajı öyküyü her şeyin önüne koymak oluyor. Roman için not almışken ikinci öykü kitabının planlamasına başladım şimdiden. Bakalım hangisi önce bitecek.

Mahal Edebiyat’ta projelerimiz devam edecek ayrıca. Şimdi bir öykü yarışması düzenliyoruz. Aylık temalar ve yazar dosyaları ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Yani bundan öncesi nasılsa bundan sonrası da aynı olacak. Buradan kıymetli mesai arkadaşlarıma da selam olsun.

Parşömen benim ilgiyle takip ettiğim bir çevrimiçi yayın. Tüm ekibe teşekkür ediyor, iyi çalışmalar diliyorum.