Geçtiğimiz haftanın işçi eylemleri, Ukrayna’da savaş sesleri, kabus gibi elektrik faturalarıyla dolu hareketli ve sert gündeminin içinde kendisine sadece beş dakikalığına yer bulabilen, nispeten önemsiz bir olay yaşandı ve bu yönüyle “entipüften” vakaların da aslında ne kadar mühim olabileceğine dikkat çekme misyonuyla yola çıkmış olan Tezsiz Yüksek Lisans köşemizin radarına takıldı: Kahramanmaraş’ta yol ortasında göbek atan civciv kostümlü bir kişi polis otosunun üzerine atlayıp oturduktan sonra gözaltına alınmıştı.

Aslına bakarsanız tam olarak gözaltına alınıp alınmadığını bilmiyoruz, haber organlarının paylaşımlarının tamamında olay “aracın kafesine konuldu” olarak geçiyor (bknz: örnek). Devamında ne olduğuna dair bilgiye ulaşmak mümkün değil. Haberin “gündem” niteliği de işte tam burada başlıyor.

Evet, video epey pozitif bir atmosferde cereyan ediyor. Civciv kılıklı şahıs dans ediyor, polisler hiç alışık olmadığımız kadar nazik, şahsı paket ederken bile tatlı tatlı gülüyorlar, şahıs da direnmiyor. Gelgelelim adama uygulanması gereken yasal prosedürü uygulayıp uygulamadıkları şüpheli, uyguladılarsa dahi görünen o ki bu akıbet kimse için “olay”a dâhil değil. Video ile belgelenen olayın sevimliliği, adli boyutunu gölgede bırakmaktan ziyade, onu elimine ediyor.

Halbuki hukuktan pek anlamasak bile, üstelik yüksek ihtimalle görev halindeki bir polis otosuna engel olmanın cezai bir karşılığının mutlaka olduğunu (açıkça olmasa bile istenirse bulunabileceğini) dahi bir kenara koysak, basit bir internet aramasıyla normalde kendisine en azından “araç trafiğini güçleştirici harekette bulunmak” nedeniyle 2021 rakamlarına göre 652 TL para cezası kesilmesi gerektiği bilgisine ulaşabiliyoruz. Bunu “Bu cezanın kesildiğinin takipçisi olmak gerekir, çünkü medeni bir ülkede böyle olur” saikiyle söylüyor değilim, konuyu “Memlekette esas suçlular ellerini kollarını sallayarak gezerken polislerin uğraştığı şeye bak” demeye getirmeye de çalışmıyorum – bunların her ikisi de aslında gayet haklı ifadeler olsalar da. Dikkatleri daha enteresan bir yere çekmeye çalışıyorum: Olayın bizzat içeriğinde var olan şirinliğin ve bu şirinlik sayesinde önden garantilenen pozitif sosyal medya reaksiyonunun izleyiciyi açık uçlu bir finale ikna edebilmesine.

Sözgelimi polisler şahsı karakola götürüp, bir de çay ikram edip “Kardeşim yapma böyle şeyler” demiş olabilirler. Ya da belki de –tabii eğer civciv birey yaşı ve siyasilerle akrabalık ilişkileri açısından polisler için tartaklanabilir kategoride yer alıyorsa– kendisine “iki tokat atıp” bırakmışlardır. “İki tokat atıp bırakmak” örfi hukukumuzun ayrılmaz parçalarından biridir zira. Pek tabii ki ve inanıyorum ki polisler hukuken yapmaları gereken neyse onu da yapmış olabilirler. Gelgelelim “sevimlilik” unsurunun bu üçüncü olasılığın gerçekleşmeme ihtimalini artırıcı bir rol oynadığını söylesem itiraz gelir mi? Şöyle sorayım: Salt sosyal medyaya konmak üzere bir video çekmek için sevimli sevimli yol kapatılması ile bu kişinin sevimli sevimli arabanın kafesine tıkılması, aynı kişiye karakolda samimi samimi çay ikram edilen ve/veya bir iki tokat atıp bırakılan bir finali (ve bu finalin izleyici olarak biz dâhil tüm taraflar nezdinde kabul görmesini) de tematik olarak beraberinde getirmiyor mu? Ve bunda bir gariplik yok mu?

Hatırlarsanız –ki zaten hatırlıyorsunuz– Hazine ve Maliye Bakanımız Sn. Nureddin Nebati ayağının tozuyla katıldığı birtelevizyon programında kendisine ekonomik rakamları soran gazeteciye “Gözlerime bakar mısınız? Ekonomi gözlerdeki ışıltıdır” beyanında bulunmuş, bir başka programda ise 20 Aralık günü döviz kurunda yaşanan düşüşü “Arkadaşlara sordum biz bir şey yaptık mı? Yok efendim. Lan nasıl? Harika!” sözleriyle değerlendirmişti. Kendisine iletişim danışmanları tarafından mı bu yönde tavsiye verilmişti yoksa doğal meziyetleri doğrultusunda mı bu stratejiye yönelmişti bilinmez ama yapmaya çalıştığı şeyin, teknik sorumluluğu “samimiyet” diliyle perdelemek olduğu anlaşılıyordu.

Sayın Bakanın son olarak İngiltere’de gerçekleştirdiği yatırımcı buluşmasında da “Türkiye’deki yüksek enflasyonun nedenini anlamanız kültürel olarak mümkün değil” dediği yönünde haberler hızla yayıldı. Yetkililer tarafından bakanın böyle söylemediği, olayın katılımcıların yanlış anlaması olduğu beyan edilse de, bu muğlak olayı da “şuyuu vukuundan beter” kabilinden anlatının içine dâhil edebiliriz. Zira burada da civciv-polis hadisesindeki gibi tematik bir devamlılık söz konusuydu: Teknik sorumluluk yine kültür parantezine alınıyordu. Soğuk İngilizlerin meseleyi kavraması mümkün değildi zira Türk’ün enflasyonunu anlamak için Türk hisleri gerekliydi. Enflasyon İngiliz yatırımcı için para politikasıyla, girdi maliyetleriyle ve daha birçok kompleks teknik faktörle ilgili olabilirdi ama Türk için enflasyon kuralsızca, yol yordam bilmeksizin, karga tulumba uğraşılabilecek bir şeydi, yeter ki aktörlerin sevimliliği ikna edici olsun – “Lan” deyince enflasyon düşmese de, halkın odaklanması gereken şey olayın sonunda enflasyona ne olduğu değil, olayın sevimliliğiydi zaten. Bu kadar samimi bir adam gerekirse enflasyonu yükseltenlere iki tokat atar gönderir, Türk bürokratik kültürü bundan ibarettir.

Hakan Sipahioğlu