Edebiyat ortamımız, ülkemizin hali pür melalinden farklı değil. Yani, kaos hâkim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az vesaire. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştık. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Haden Öz

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

İlk şiirlerimi on dört, on beş yaşlarındayken yazdım. O ilk hazzın verdiği cesaretle çok düzenli olmasa da hep yazdım. Şiir, öykü, anlatı, deneme gibi birçok türde karalamalarım oldu. Okurken kendimi bir şey sandığım, bana fark ettirmeden birçok şey öğreten ama artık var olmayan (bir şiir defterim hariç) metinlerdi bunlar. Yazma tutkusuna kendini kaptıran birinin en büyük hayallerinden biri de dokunacağı, sarılacağı, koklayacağı, karşısına geçip hayran hayran bakacağı, sevdiklerine verebileceği bir kitabının olması sanırım. Kitabın kaderi ne olur bilinmez ama yazarın kaderi artık eskisi gibi olmayacaktır sanki. Buna yakın duygular besledim yazmaya başladığım o ilk andan beri. Kitap(lar)la olan serüvenime gelirsek… Benim kitaplı bir yazar olma sürecim çok sancılı geçti. Elbette benim de acemiliklerim oldu. İlk kez bir yayınevine gönderdiğim dosyam şimdi önüme gelse sanırım en az üçte birini çöpe atardım. Burada dosyaların yayınevine gönderilmeden önce iyi okur ve eleştirmen olan dostlar veya profesyoneller tarafından okunması elzem sanırım. Benim durumumda bu olumlu aşamalar çok az karşılık buldu ne yazık ki. Kitaplı bir yazar olmakla ilgili yaşadığım sancılı sürecin en büyük nedenlerinden biri de yayınevlerinin işleyişi sanırım. Aylarca olan, hatta bir yıla varan, bekleme süreleri, bu süreler sonunda herhangi bir dönüşün olmaması, ahbap çavuş ilişkisi mi artık, ne denir bilmem, türlü ilişkiler veya bilmediğimiz bağlar falan… Orası da ayrı bir dünya sanırım. Yine de dosyamın defalarca kez reddedilmesi, yanıtsız kalması benim hevesimi kırmaktansa daha çok biledi. Sonuç olarak bütün o duvarlar yıkıldı, kasırgalar geçti ve ortaya nur topu gibi iki kitap çıktı : )

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Aslında sadece öyküde yoğunlaştırdığım söylenemez. Öykü ve şiirde yoğunlaştı, diyebiliriz. Şiirle olan bağlarım öykü yazmaya başladıktan sonra biraz gevşese de belirli bir aşamadan sonra her ikisiyle de kendi sınırlarını bilen, yatağını bulan bir evreye girdik. Şimdi hem öykü hem şiirle aynı evi paylaşıyoruz ve ömrümüz böyle geçip gidecek galiba.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Aslında “Şu yayınevinden çıksa kitabım çok güzel olur!” dediğim yayınevleri ne yazık ki olmadı. Reddeden de oldu, yanıt vermeyen de, beğenip yayımlamayan da, dosyamı okuyup okumadığını dahi bilmediğim de oldu. Dedim ya, neredeyse beş-altı yıla yayılan çok sancılı bir süreçti. Sonunda kitapların neredeyse her şeyiyle bizzat ilgilendiğim, günlerimi verdiğim bir yayınevinden kitaplarım çıktı.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Hayır olmadı. Ama her iki kitabıma iki dostumun adını editör olarak yazdım, güzel bir anı olarak kalsın, isimleri kitabımda da olsun diye.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz ne buldunuz?

Pek bir şey değişmedi. Yazar kimliğimden ilk defa haberdar olanlar için biraz sürpriz oldu o kadar sanırım. Açıkçası kitaplar umduğumdan daha az ilgi gördü şimdilik. En azından sanal âlemde veya gerçek hayatta selamsız sabahsız olmadığım insanların kitaplara biraz daha meraklı olacaklarını düşünmüştüm. Ama yine de bir çıkarımda bulunmak için henüz erken diye düşünüyorum.

Telif aldınız mı?

Sözleşmeme göre iki ay içinde alıcam.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

Açıkçası çok düzenli bir dergi okuru olmadım hiçbir zaman, hep bölük pörçük takip ettim/ediyorum dergileri. Birkaç dergiye metinlerimi göndermiştim, bazen yanıt alamadım, bazen reddedildim. Sadece bir iki dergide metinlerim yer buldu kendine. Kültür ve edebiyat sitelerinde daha çok zaman geçirdim. Öyküler, şiirler, yazılar yazarak, çeviriler ve söyleşiler yaparak. Şahsen ben yazmaya dair hiçbir yaratıcı edimi (edebiyata dâhil olabilecek ne varsa) bir diğerinden üstün görmüyorum, hepsinin yeri, lezzeti ayrı, hepsinden ayrı keyif alıyorum. İşte ben böyle bir mutfaktan çıkıp misafirlerin karşısına geldim, diyebilirim.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma-yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?

Yazmak benim için yalnızken veya kesintiye uğratabilecek birilerinin olmadığı bir ortamdayken hayat bulabilecek bir eylem. Yakın çevremden dahi metinlerimi (yazılar, öyküler, şiirler, çeviriler, söyleşiler vs.) hangi ara yazdığımı merak edenler çok. Bu anlamda kitaplar da birçoğu için sürpriz oldu. Yazıyla ilişkimde ciddi olduğuma ikna olup olmadıklarını bilmiyorum açıkçası. Özgürlük alanından kastınız kendime ait bir oda ve zaman olup olmadığıysa eğer, buna yanıtım hayır. Benim yazmaya ve okumaya ayırabildiğim zaman ders araları, servis saatleri, çocuklar uyuduktan sonra ve ev işlerinden arta kalan, genellikle uykumdan kıstığım zaman; çalışma masam, odam, defterim ve kalemim de çoğunlukla cep telefonumdur.

Peki, bundan sonra?

Ne yazık ki içinde bulunduğum hayat şartlarından dolayı düzenli ve planlı bir yazma olanağım yok. Bir sonraki çalışmam zihnime aylar önce tohumu düşen bir roman da olabilir, çok sevdiğim bir şairin biyografisi de olabilir, Deniz’lerimle ortak bir çocuk kitabı da olabilir, bilmiyorum.