Halil Yörükoğlu

Kıyamet mi bu. Değil mi. Sen bu nehirleri yüzü yukarı mı geçtin. Bu kelimeleri bu harfleri nerelere sakladın. Sen bu suda yüzüp giden tomruğu, bu gagasına balık takacak olan balıkçılı imrendire imrendire mi geldin. Sen bu saçları sen bu kokuları sen bu ırmakları kendi kendine mi besledin. Kokunu dağa taşa süre süre, sırtını sudan kaldırmadan göğe göğe bakarak, durmadan nefes alarak nefes vererek, soluyarak geldin de oracıkta durdun. Sen içinde neler büyüttün. Soluk alış verişin, parmakların, sırtından akarken izlediğim o suyun yolu, ben tam burada sustum mu. Durdurdum mu adımlarımı. Islak parmaklarınla yüzüme saçıma dokundukça sen, gidemediğim bilmediğim görmediğim ne kadar yer varsa gittim gördüm bildim mi.

Tamam durmayacağım, bu rüzgar beni yoracak, üşütecek, karayel sırtıma sırtıma vuracak, uyutacak, rüyama kendi rüyama dalacağım. Göz kapaklarımın üzerinden hissettiğim güneşi, o kızıllığını tanıyacağım.

Bu kıyamet mi, bu ağzımı ıslatan insanın büyüme neşesi mi. Bilmenin keyfi senin kahkahan doğurmanın sefası mı.

Sabah geceyle birleşip tam o çizgide gidişini izlerken soldurulan ışıklar gibi aydınlatılan günler gibi, sırtından dünyayı izleyerek, gittiğim yerlere baka baka, inerek oradan dinlenmek için senin iç cebine girerek, heybene saklanarak, taa nerelere geldim. Sesimi de duydun mu. Sana benzeyen benzemek isteyen sesimi nefesimi. Parmaklarımı değdirdiğim güneş yanığı tenine, kuruyan saçına, kuşları kondurdun mu.

Hiç karışık değil mi bu yollar. Her şey ortada mı sen anlatınca. Benim halim ortada mı. Tuzlu suyu içtikçe, yandıkça içim, dayadıkça suya dudaklarımı, bir göç yolunu takip eden kuşların kendi aralarında kıkırdaşmalarını duyarak, anca aşıksa böyle olur dediklerini, bu kadar kana kana suya susaması, akıllarına geleni demelerini, dillenmelerini, bir erkek için gagalarındaki güzel kırmızılığı göstermelerini, gün ışığının kızıllığı işaret etmesini.

İlla ki bir sıfat gerekirse ben erkek olsam, ben ilk insan olsam, peşinden koşsam, yanında yürüsem, genişlese ceplerin, dağılsa saçların, savrulsa kokuların, bir yerde yorulsan, durarak takip etsem nefesini ve desem ki beni de yanına aldığın için minnettarım.

Seni taklit ederek öğrendiğim kelimelerin, senden görerek içtiğim suyun, ayak bileklerinin ellerinin izindeyim.

Halil Yörükoğlu