Meral Çiçeklidal Gültekin

Bugün farklı uyandın. Soluna döndün, esnedin. Yüzüne yerleşen donuk ifadeyi tanıyorum. Terliklerini kaybetmişsin. Yalın ayak basıyorsun zemine. Mutfağa ilerlerken farkını yitirdin yeni günün. Omuzların hızla çöktü. Sıkışmışlığın verdiği acı geldi aklına. Boğazına kadar yükselen uğursuz bir adam var içinde. Kasıklarına doğru ittin sancını.

Klasik müzik eşliğinde kahvaltı hazırlayamadın ne yazık ki. Günahtı müzik, öyle derdi kocan. Günaha bulanmamak için ilahi eşliğinde patates doğramaya başladın. Aşkla değil senin doğraman. İçinden yükselen müziğin sesini ben duyuyorum oysa. Direnen yanının sesi kalbimin ritmine dolanıyor.

Peynirleri tabağa özenle koydun. Korkardın özensizlikten. Dağıtamazdın gönlünce hayatı. Gerçi içten içe dağıtırdın bazen. Kırlarda yuvarlanan kız çocuğu gibi yaramaz olurdun ama çok kısa sürerdi bu durum. Hızla sessiz ağıtlar yakan bir kadına dönerdin. Böyle olsun istemezdin, bilirim ben.

“Ne biçim karısın sen lan!” lafını işitmemek için ağrını yok sayıp menemeni koydun ocağa. Arkanı kolaçan ettikten sonra, “Zıkkımın kökünü yiyin inşallah,” diye söylendin. İçtendin, samimiydin. Sanırım ilk defa en içtenliğinle diledin zıkkımı.

Çatırdayan ruhunun sesi ile hissettim soluğunu. Derin ve uzaktı. Sitemi bol, sessizliği çığlık kadar çaresizdi. Bağıramamış yanının toz kokusu doldu burnuma. Kasıldın. Karnına yayılan sancıyı tanıyorum; korku bu. Genelde gece hissedersin bu ürpertiyi. Uzun zaman sürer. Geldi geçti olmaz. Geçsin diye içinden sayılar saymaya başlarsın. İşe yaramaz, bilirim. Kocan horlamaya başlayınca senden uzaklaşır o ürperti. Huzurla uyuruz işte o zaman. Bir sen bir de ben, dünyanın karanlığında buluruz sancısız rüyayı.

Masayı hızla kurdun, daldığın yerden çabuk döndün.

Vadesi dolmuş aşkının. Başkasına gidecek adamın en sevdiği gömleği ütüledin. Aşka olan hasretini hayal ettin. Sevilmeyi ne çok severdin. Hani şu payına düşmemiş olan sevilmeyi. Arka taraflardan bir kadın sesi yükseldi, irkildin: “Beti bereketi yok bu evin, günaha bulanmışsınız, nerede benim çayım?”

Neşesi kaçan kız çocuğu gibi dudakların aşağıya sarktı. Küsemedin bile. Boynuna kadar yükselen sesi bastırdın. Yuttuğun çığlığı haykırdım. Sancılandın. Acıyla gerilen yüzüne zoraki bir memnuniyet taktın. Kaynanana beti bereketi göstermek için ilahi sesini yükselttin. Telefonuna aval aval bakarak durmadan sırıtan kocanın demli çayına iki şeker kattın. Kocanın arzusu fırlamıştı suratına. Sevmiyorsun sen de onu artık, belli. Seni kırmış yüzlerce yerinden. Kanatmış inancını. Sabretmeye razı gönlün acı veriyor bana. Çikolatayı ekmeğe sürüp ağzına götürürken elini havada yakalıyor kocan: “Öküz kadar oldun, yeter yediğin,” diyor. Yutkunamıyorsun açlığını. Öküz kadar oluşunu da alıp balkona seğirtiyorsun. Yaşlanmış çiçeklerin. En yaşlı dallarını onarıyorsun. Mora açsın dediğin çiçek solmuş. Sardunyalar küs gibi. Suluyorsun umutla. İşe gitme vaktin yakın. Çiçeklerine el sallayıp giyinmeye geçiyorsun.

Her kıvrımını yeniden keşfetmek ister gibi soyunuyorsun. Çıkan göbeğini okşarken, sarkan memelerini teselli ediyorsun. Kırılmış saçlarını geriye atıp gözlerine renk katıyorsun. Yola çıkarken, bilmem kaç numaralı otobüsü beklerken ellerinle karnını koruyorsun. Çünkü en iyi bildiğin şey korumak. Bir de kendini koruyabilseydin bu savruluştan. Saçlarını eşarbından kurtarıp rüzgâra savurma isteği ile gözlerini kapatıyorsun. Yerde yatan özgüvenini düştüğü yerden kaldırmaya gücün varmış gibi götürüyorsun ellerini saçlarına. Tam o an otobüs geliyor. Alışkınsın kalabalığa.

“Arkalara doğru abla, sıkışın on kişilik yer var daha orada…”

Arkalara ilerlemiyorsun. Sıkışıp kalmak, bu his tanıdık. Ne çok yaşadın bu duyguyu. Midenin bulantısını bastırıyorsun. Derin derin soluyorsun. Senin nefesinle soluklanıyorum bir daha yaşamaya. Bu şehir bazen ağır geliyor omzuna. Sessizce iniyorsun otobüsten. Hoş, sessiz olmasan da kimseler duymuyor seni. Yol kenarında başın eğik yürüyorsun. Karşıdan gelen kadını izliyorsun. Çok güzel, diye iç çekişini duyuyorum. Asla böyle giyinip, böyle güzel olamayacağım diye düşünüşün kalp ritmine karışıyor. Kadının arkasından bakarken taşa takılıp düşüyorsun. Utanarak, hızla kalkıyorsun düştüğün yerden. Etrafı gizlice izlemen bundan.

Sana ait olmayan evin kapısını anahtarla açıyorsun. Ayaklarını eteğine iyice silip öyle basıyorsun zemine. Uyuyan hanımı uyandırmamak için adımlarını sessizce atıyorsun. Ufaktan başlıyorsun evi temizlemeye. Yükün ağır, kimin umurunda. Bu ay da doktora gidemedin.

Portakal çiçeği kokuyor etraf. Hoşuna gidiyor. Evin hanımı kahvaltıya geçiyor, sen camı silmek için salona… Odanın devasa aynasından kendine bakıyorsun. Aslında hiç de fena değilim, bile demiyorsun kendine. Mahcup gülümsemen seninle beraber cama tırmanıyor. Köpürtmeyi seviyorsun, bolca köpükle siliyorsun camları. Keşke kocanı çok köpürtsen, aklansa pislikten. İstemsiz aşağıya kayıyor bakışın. Sokaktan geçenlere. Oynayan çocuklara, âşıklara, işçilere, kendin gibi bir yanı buruk kadınlara. Tanıyorsun insanları gülüşlerinden. Yayılan her kokuyu derince soluyorsun. Ortalığı bir anda yaşlanmış çiçek kokusu sarıyor. Sen de yaşlanıyorsun o vakit. Gördüğün karşısında afallıyorsun, dengeni kaybediyorsun. Beşinci kattan aşağıya düşerken saçlarını tülbendinden kurtarıp gönlünce savuruyorsun. Sarıya boyuyorsun göğü. Kocan sevgilisini aşkla öperken önlerine düşüyorsun. Çatırdamıyor ruhun. Dimdik, sağlam bir düşme ile yarılıyor kafan. Beni daha fazla tutamıyorsun. Gözlerin kapanırken, kafam sıkışıyor doğum kanalına. Kokun uzaklaşıyor. Azalan soluğun başımı döndürüyor. Kalabalık, ses, gürültü… Sonra bir kelebek konuyor aramıza, ardından işçiler direniyor, bir yerlerde patlamalar oluyor; gök yağıyor üzerimize. Kocanın sevgilisi kafamı çekiyor. Kör oldum bak, görüyor musun? Klasik müzik sesi geliyor uzaklardan. Son nefesin hala benimle henüz. İçini çeke çeke baktığın kadın seni öldürürken beni yaşatmaya çalışıyor. Beni senin bedeninden çekiyorlar. Sen çoktan uzaklaştın buralardan. Evin hanımı dövünüyor, portakal çiçeğini küstüren cinsten. Sonra kör ben artık soluyamıyorum havayı. Sesler duyuyorum. “Kadersiz yavru, nefes alıyor mu?”

Meral Çiçeklidal Gültekin