Edebiyat, barınma, giyim kuşam gibi fiziksel gereksinmeler ve dengeli bir gıda düzeni sağlandıktan sonra hatırlanabilen bir lükstür – işte, 11 “yalnız” saatin sonunda bir edebiyatseverin yüz yüze kalacağı gerçek.

Özel yayın kanalı BİNGE’de Yalnız (Alone) adlı bir belgesel dizinin 11 bölümlük son sezonunu izledim. 

Konusu çok basit: 10 kişi, Kuzey Amerika’da ücra bir gölün farklı kıyılarına bırakılıyor. Bakalım, doğanın güvenilmez doğasına, toplum dışında yaşamanın akıl törpüsüne ve aile özleminin yakıcılığına en uzun süre kim dayanabilecek? Yarışmanın sonucunda kazananı bekleyen ödül 500 bin dolar; banka borcuyla aldıkları evlerini ödemeye belki yeter – bir umudun hayali. Bu hayali bile taşıyamayanlar için yarışma, çocuklarına bırakacakları bir cesaret öyküsüdür, yalnızca.

Kurala göre, vahşi doğayla baş başalarken kendilerine barınma ve av ihtiyaçlarında yardımcı olacak testere, balta, ok/yay, misina, ip, tencere gibi, seçecekleri on adet araç gereci yanlarında getirebilmelerine izin var. Bunlara ek, bir de yönetim tarafından sağlanan acil tıbbi yardım çantası. Yarışmacıların güvencesi, zaman zaman yapılan sağlık kontrolleri ki sonucunda, eğer hayati bir tehlike varsa yönetim yarışmacıyı yarışmadan çekebiliyor.

Karşı kıyıda bir tiyatro dekoru gibi duran karlı sarp sıradağlar, önde sert rüzgarlarla azarak kendini deniz gibi gösteren göl, arkada devrilmiş ağaç gövdeleriyle geçit vermez sık bir orman, niyetlerinin düşmanca olduğundan kuşku duyulmayacak yarım tonluk ayılar, masum görünüşlü zehirli bitkiler ve bu manzaranın ortasında yalnızca vahşi doğa “uzmanlıklarına” güvenen birbirlerinden habersiz yapayalnız insanlar. 

Kış yaklaşmaktadır. İlk işleri, kendilerine bir barınak yapmaktır. Ama, bu aynı zamanda kalori tüketimi demek; o halde, avlanmayla barınak inşasını birlikte yürütmek gerekmektedir. Aksi durumda, gereksindikleri kaloriyi bünyelerinden harcayacakları aşikar ki bunun sonu kilo kaybına, hastalığa ve tükenişe yol açacaktır. Öncelikleri birbirleriyle kapışırken hangi tarafı tutacaklardır? Sağlıklı bir beden için uyuyabilecekleri ve ısınabilecekleri güvenli bir barınak mı, sanrılarla boğuşmayan sağlıklı bir zihin için yiyecek bulma eylemi mi?

İlk yirmi beş günde, yarışmacılardan yarısı elenir. Yarışmayı sonlandırmak için kendilerine sağlanan ve sadece merkez kamptaki görevlileri arayabildikleri uydu telefonlarından “Ben bittim” demeleri yetmektedir. İlk elenenlerin içinde kalp sektesi geçiren bir adam, gölde veya ormanda avlanma becerisini gösteremeyen ve yediği bitkilerden zehirlenen bir kadın ve üç başka erkek vardır. İlginç olan, bu erkeklerin yarışmadan ayrılma kararlarının maddi bir nedene dayanmamasıdır. Hatta, onlardan biri tüm yarışmacıların görseler gıpta edecekleri kapılı bacalı bir ahşap kulübenin mimarıdır. Peki, nedir bu adamları erkenden pes ettiren? Söyleyelim: Duygusallık. Buna, aile özlemi de denebilir. Onlardan biri, hayatında her şeyini karısının düzenlediğinden söz edecek kadar da açık yüreklidir. 

Dizinin göz önüne serdiği bir gerçek, kadınların bu yarışmada su ve kara avcılığında erkeklere göre, erkeklerinse toplayıcılıkta kadınlara göre geride kalmalarıdır. Bu ise, –insanın nasıl insan olduğuna dair– insanlık tarihine aşina olanlar için şaşırtıcı değil. Ne ki, ilerleyen günlerde sayıları azalan yarışmacılar için kalorisi yüksek gıdalarla sağlığın korunması birincil önem kazandığından, kadınların duygusallığa karşı dirençlerinin yüksekliğine rağmen, erkekler avantajlı duruma geçmektedir. 7 Erkek ve 3 kadınla başlayan yarışma 74. günde bitecektir.

Bu tür yarışmalarda daima zihinsel hazırlık belirleyici oluyor. Duygunun devreye girmesi işi bozuyor. Bilgi ve beceri ise, işi bitiriyor. Yalnız, insanın fiziki ve akli sınırlarını zorlayan bir yarışma; zamanın süreğen panayırındaki bugibugilerin, dönme dolapların ve enerji trenlerinin morali ve yaşam umudunu bir yükseltip bir alçaltmasına aldırmayacak güçlü bir zihin ve sinir yapısı gerektiriyor. O da bir yere kadar, çünkü açlık önüne geçilir bir duygu değildir ve vahşi doğa, bağrındaki yalnız modern insana hayat hakkı tanımayacak kadar acımasız ve umursamazdır.

Bir kitap, hatta kutsal olanı bile, yarışmacılardan hiç birinin gerekli gördüğü on şey arasında değildir: Edebiyat, barınma, giyim kuşam gibi fiziksel gereksinmeler ve dengeli bir gıda düzeni sağlandıktan sonra hatırlanabilen bir lükstür – işte, 11 yalnız saatin sonunda bir edebiyatseverin yüz yüze kalacağı gerçek.

Nazmi Özüçelik