Bu köşenin adını “Tezsiz Yüksek Lisans” koyarken, bu ifadenin bilimin kurumsal yapısı içindeki askıda kalmışlığından ilham almıştım. Yazıları üretirken genel kültüre dayalı akademik bilgiden azami ölçüde faydalanmak fakat aynı zamanda da bu yazılarda yer alan iddialara ilişkin hiçbir akademik ispat yükümlülüğünü kabul etmemek gibi bir kaçış imkânını saklı tutmak söz konusuydu. İyi ki de böyle yapmışım, çünkü yazılar biriktikçe –köşenin adıyla çelişecek de olsa– ispatlanması pek de mümkün olmayan güçlü bir tezin kendini dayattığını fark ediyorum: Bu ülkede birden fazla gündem maddesinin eşzamanlılığı asla tesadüf değil.

Sanki memleketin her daim tıkalı giderlerinde belli bir sorun, biriktikçe birikiyor ve patladığı anda farklı kişilerin farklı mekanlarda gerçekleştirdiği fiillere saçılıveriyordu. Aslında komple değişmesi gereken ideolojik tesisat olduğu yerde durduğu için de bu geçici rahatlama yerini yeni bir meselenin yol açtığı yeni tıkanmaya bırakıyordu. “Yukarı Bakma” filminin yoğun biçimde konuşulduğu esnada Niğdeli bir vatandaşın definecilerin kazdığı çukura düşmesi, ya da MHP ve CHP liderlerinin nümerik gizemlerden siyasi ikbal ummalarının bir AKP milletvekilinin faciayla sonuçlanan aritmetik hesabıyla hemen hemen aynı tarihlerde gerçekleşmesi gibi “tesadüfler” daha önce başka yazılara ilham vermişti.

Dolayısıyla bu hafta da çakarlı düğün konvoyu ile Gülşen’in Lolipop klibinin sanki başka tarih yokmuşçasına tamı tamına aynı gün sosyal medyaya düşmesini öylesine bir tesadüften ibaret görecek değiliz. Bu iki prodüksiyonun birbirini tamamlayıcılığı inanılır gibi değil zira. Tamamlamak da doğru bir ifade değil, birbiriyle “konuşan” iki anlatı söz konusu.

İlk videoyu gündem maddesi haline getiren unsurlar olarak iki ayırt edici özellik öne çıkıyor. Birincisi düğün konvoyundaki çakarlı araç yoğunluğu: Çakar kullanımı, malum, konvoya “resmi” bir nitelik kazandırıyor. Özel hayata dair bir pratik olan evlilik kutlaması ile kamusal görev arasındaki sınır ihlal edilerek –örneğin çakarın gücü sayesinde trafikte seyir halindeki diğer araçlar üzerinde baskı kurularak– verilen açık bir mesaj söz konusu: “Devlet benim.” Ben egemenliğimin meşruiyetini kamudan değil, yine kendimden (çakarımdan) alıyorum. Dolayısıyla durum yalnızca otoritenin bende olmasından ibaret değil, bensiz bir otorite düşünülememesinde, benim keyfimle kamu çıkarlarının bir ve aynı şey olmasında. Sabahları “Andımız” okurken varlığını armağan ettiğin “Türk varlığı” var ya, işte o benim.

Videonun ikinci ve esas sıra dışı tarafıysa, konvoy görüntüleri de dahil olmak üzere kusursuz bir kadın yokluğu. Burada öyle “düğündeki kadınları el aleme göstermemek” gibi bir muhafazakarlıktan, ya da dini gerekçelerle görünmek istemeyen bir gelinden söz etmiyoruz. Videonun ilk on saniyesinde yer alan gelişigüzel sokak trafiği görüntülerinde de herhangi bir kadın yok. Sözgelimi kaldırımda yürüyen ya da karşıdan karşıya geçen tek bir kadına rastlanmıyor. Sanki şovuna başlayabilmek için önce bütün izleyenleri şapkanın boş olduğuna ikna etmesi gereken illüzyonistler gibi, bütün bir ev–sokak–düğün salonu rotası boyunca özellikle kadın yokluğunu belgelemek, “Gördünüz mü, iyi inceleyin, bakın burada da yok” diyen bir yönetmen tavrı var karşımızda.

Hatta, sanki özellikle yapılmış gibi (tesadüf!) düğün arabasının arkasına işlenmiş gelin ve damadın baş harfleri bile bir yokluğa işaret ediyor. Hem olumsuzluk ön eki olarak “na–”, hem de “N/A: Not Available”.

Çakarlı araçla verilen mesajın aynısı bu: Özel alan–kamusal alan ayrımının olmadığının, yapılacak evlilikte kadın neyse sokakta da o olduğuna çünkü “devlet”in keyfinin tam da böyle istediğinin gösterimi.

Tesadüf bu ya, “Lolipop” şarkısının klibi de Gülşen’in iki kadın gardiyan tarafından hapishane hücresine götürülmesiyle başlıyor. Bildiğiniz gibi Gülşen’in belli bir süredir sergilediği cüretkâr hal ve hareketler (transparan kıyafetler vs.) muhafazakâr politikalara ters düşen bir tür “direniş” performansı olarak takdir görüyor. Bu minvalde, klipteki bu “cezaevi” göndermesinin de düzene başkaldıran kadın imajının altını çizdiği okuması rahatlıkla yapılabilir oluyor. Dahası, “Çakarlı Düğün Konvoyu” videosunda cevapsız kalan “Nerede bu kadınlar” sorusu da karşılığını buluyor: Devlet eliyle kapatılmış durumda.

Gelgelelim, birazdan başlayan şarkının sözleri aleni bir teslimiyete işaret ediyor. “Korkulu rüyalarımın sahibi” olarak nitelediği şahsa “kollarınsa eğer cezaevi ben yatarım” diye seslendiğini duyuyoruz Gülşen’in. Kendini tamamen tutuklusu olduğu adamın tüketimine adamış (“dudaklar lolipop al”, “so yummy”) – ancak kendisinin herhangi bir “tüketim” beklentisi olmayan bir kadın klipte Gülşen. Altınlar ve pırlantalar istemediğini açıkça belirtiyor, karşı tarafa lolipop sunarken kendisi sakız çiğniyor.

Çakarlı konvoy videosuyla konuşmaya devam eden detaylar bunlar. Zira altın ve pırlanta istemeyen, “aşkımla ölçülemez hiçbir money” diyen Gülşen’in tersine damat-devlet düğün boyunca ya para saçıyor, ya kendisi para yağmuruna tutuluyor ya da onun adına para sandığına zarflar konuyor. Türk kültürüne yabancı biri izlese organizasyonun bedelli askerlik dayanışma gecesi olduğunu düşündürecek kadar çok erkek–para ilişkisi kuruluyor videoda. Damat–devlet ve Gülşen arasındaki diyalektik bedensel görünümlerde de mevcut. Ensesi kalın damat–devlet ile geberik Gülşen kontrastı, peşin satan–veresiye satan görselindeki ikiliği anımsatıyor. Neticede damat–devlet egemen güç olarak hep isteyen ve zaten buna hakkı olduğu için alan, Gülşen ise hep kendisinden istenen ve zaten vermek istediği için (“varlığım Türk varlığına…”) veren bir efendi–köle diyalektiğini yansıtıyorlar.

Yani evet, bu ülkede kadının kapatıldığı bir hapishane mevcut. Gülşen ve damat–devlet bu konuda hemfikir. Uzlaşamadıkları nokta ise şu: Damat–devlet, kadının kapatıldığı sembolik hapishaneyi göstermeyi reddediyor. Kadının yokluğunu saklaması mümkün olmadığı için “Bakın, saklamıyorum” diye belirtmekten başka çaresi olmasa da, geride bir muğlaklık bırakmaya gayret ediyor. Gülşen’se bizzat hapishanenin içinden konuşuyor. Fakat “Bakın beni hapsettiler” derken aynı zamanda “Hapsetme gücünü onlara ben verdim” itirafında da bulunarak somut durumu “bütün çıplaklığıyla” faş ediyor.

Videoda arka plan müziğiyle gizlenmiş ama dikkatli kulaklar için düğünde aslında Gülşen çalıyor. Damat–devlet–illüzyonist duyulsun istemiyor, Gülşen oyunu bozuyor. Belki de eril iktidarı onun muhafazakarlıkla örtüşmeyen tavırları değil, tam da bu rahatsız ediyor.

Hakan Sipahioğlu