19 Mart 2022 tarihli BBC Türkçe haberi: Türkiye’de “Maske Kimsin Sen” adıyla yayınlanan ve iktidar cenahından gelen yoğun “paganizm” eleştirilerinin ardından apar topar final yapan programın Belçika versiyonunda “Tavşan”ın içinden Sosyalist Parti Vooruit’in (Felemenkçe “İleri”) yirmi dokuz yaşındaki lideri Conner Rousseau çıktı. Rousseau bu riskli tercihini “Genç adamım, her şey siyaset değil” diye açıkladı.

Hepimizin bildiği gibi baharın gelişinin Hıristiyanlaştırılmış kutlaması olan Paskalya’nın pagan kökenlerinden kalma bir bolluk ve bereket sembolüdür tavşan. Doğa kendini baştan aşağı yenilerken bu değişimin –“Yok birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız” misali– göstermelik olmadığının, arzu edilen sonuçları da beraberinde getiren bir nitelik arz ettiğinin göstergesidir. Dolayısıyla halk irfanının “yeni” ile “bereketli”yi simgesel düzeyde çakıştırdığı ve böylece yeniyi salt yeni olduğu için değil, sabit/mevcut olanın gelip dayandığı krizin çözümü olarak sahiplendiği rahatlıkla söylenebilir. “Nerede hareket, orada bereket” ifadesi, karşılığını tavşan sembolizminde bulmuştur. Alice tam da bu yüzden Harikalar Diyarı’na “beyaz tavşanı” takip ederek varabilir, Neo’nun Matrix’ten uyanışına giden yol “Beyaz tavşanı takip et” komutunu almasıyla başlar.

Bahar bayramının Mezopotamya/Ön Asya coğrafyasındaki karşılığı newroz/nevruzdur malum. Halkın yaktığı devasa ateşlerde simgelenen arzu da kasıp kavuran, tıpkı tavşan sembolü gibi beraberinde hareketi, dolayısıyla bereketi getiren –buzları çözen, geçit vermez dağları eriten– bir “büyük değişim”dir. Resmi nevruz kutlamalarında devlet erkanı tam da bu yüzden kendini zor ısıtan ateşlerin üzerinden neşe içinde atlar: Verilen mesaj “Değişim işini çok da şey yapmayın”dır. Burada havalar asla bahara dönmeyecektir.

Kocaeli’nde nefesleri kesen bir Nevruz kutlaması (Kaynak)

Tesadüf bu ya, tavşan sosyalist liderle ilgili haberi okumamızın ertesi günü –21 Mart’tan bir gün önce– CHP gençlik kolları, liderleri Kılıçdaroğlu’na yaptıkları olağanüstü sürprizi bizlerle paylaştı. Gençler, kendileriyle buluşan Kılıçdaroğlu’na son günlerin meşhur bir şarkısıyla serenat yapıyordu videoda: “Bilmem mi zor günlerimde hep sen yanımda vardın.

Ezilenin ağzından çıkan ve egemen söylemi yeniden üretir görünen ifadelerin mutlaka bir bit yeniği içerdiği iyi bilinir. Meşhur Afrika atasözüdür: “Akıllı köylü, efendisi önünden geçerken saygıyla eğilir ve sessizce osurur.” Bu şarkıda da dikkatli kulaklar CHP gençliğinin sessiz osuruğunu duyabilirler sanıyorum. “Zor günlerimde hep yanımda vardın” ifadesinden “Gençler ne zaman zorlukla karşılaşsa Kılıçdaroğlu’nun desteğini hissettiler” anlamı da çıkıyor elbette. CHP’nin iletişim danışmanlarının istediği de zaten bu. Fakat kurulan ilişki daha geniş okumalara kasten yer bırakılmış kadar muğlak sanki. Zira nedense gençlerin zor günlerinde gençlerin yanlarında olan kişi hepKılıçdaroğlu. Öncesi, sonrası, başkası yok. Yaz bahar bitiyor, kara kış geliyor ama yenilenen bir şey yok. Tavşan üremiyor. Asla kutlanamayan T.C. paskalyasının simgesi, saçı başı ağarmış bir Kılıçdaroğlu. Yeni zor günler, yine o adam. Kış ikliminin değişmez zombisi, Game of Thrones’dan fırlamış bir Ak Gezen.

Üstelik, bahsi geçen şarkının sözlerinde bu “hep yanında olma” haline zaruri bir olumluluk da atfedilmiyor aslına bakarsanız. Onu biz kendimiz çıkarıyoruz. Oysa basit bir korelasyon söz konusu sadece. “Kılıçdaroğlu” ile “zor günler” arasında bir eşzamanlılık. “Zor günler varken yanımızda Kılıçdaroğlu da vardı” diyor sözler. Doğru. Fakat aynı şekilde “Kılıçdaroğlu’nu ne zaman yanımızda bulsak zor günler geçirdik” anlamı da çıkıyor buradan. Bir uğursuzluk simgesi adeta, bir anti-tavşan.

Bir bebekten katil yaratılabilen bir ülkede yaşıyoruz, doğru. Belki o kadar acı değil ama, en az onun kadar tartışılması gereken bir husus daha var yalnız: Bu topraklarda bir bebekten Kılıçdaroğlu da yaratılıyor. Asla tazelenmeyen bir siyasal atmosferde gençler, daha genç olmayı deneyimleyemeden, kendilerini minyatür birer Kılıçdaroğlu olarak buluveriyor. Onun siyasal iletişim stratejisine inanç besliyor, onun bir nesnesi, o denklemin bir sonucu haline geliyor. Çünkü Türkiye’de doğmakla malul Aliceler ve Neolar onlar – beyaz tavşan diye bir Ak Gezen’i takip ediyorlar. Yaşayan ölüler işte böyle çoğalıyor. Bu ülkede hiçbir genç hiçbir şeyi –Belçikalı sosyalist lider gibi– sadece genç olduğu için işte bu yüzden yapamıyor.

Tansu Çiller’in “umut” diye yeniden piyasaya çıkmasının sebebi de tam olarak bu. Bir “üst aklın” onu davet etmesinden ibaret değil mesele, bu davete zemin oluşturan bir iklim söz konusu. Biz ateşleri harlamadıkça, ak gezenler yürüyor.

Hakan Sipahioğlu