Aysim Demiröz Göral

Düşünüyordu. Kahvesi elinde, taşları sabahın tuzlu serinliğiyle ıslanmış balkonunun köşesinde, huysuz güvercinlerin bokladığı apartman boşluğuna gözlerini dikmiş düşünüyordu Feyza. Yerçekimine ve yerli yersiz tıkınmalarına daha fazla dayanamayan göbeği balkonun paslanmış çelik korkuluklarında, kahvesinin sıcaklığı avucunun içinde, denizin üzerindeki ışıltılara bakarak, şehir hatları vapurlarının düdüklerine gülümseyerek, mesailerine yetişmek için birbirini kovalarmışçasına akan insan kalabalığının acelesine hikayeler uydurarak düşünüyordu.

Bana soruyu sorduğundan beri düşünüyorum. Dün o çok bilen edasıyla eşyalarını girişteki komodinin üzerine bırakıp asla yüzüme bakmadan “Yine bugün çok yoruldum sana verdiğim evrakları toparlayıp, hesaplarını yaptın mı?” diye sorduğunda kapıda hoş geldin canım kocacımlar için elbette dikilmiyor, kucağımda bilgisayar kendim için ne yapsam da azıcık daha şefkatli olabilmeyi başarabilsem sitelerinde dolanıyordum evet ama bir taraftan da sorusuna cevap düşünüyordum. İki gruba ayrılmıştı cevaplarım; birinde onun duymak istedikleri ama hiçbir zaman yetinmediği, diğerinde kendime sakladığım dürüst cevaplar vardı. Gariptir ki kendi cevaplarım ona vereceğim cevapları bu kez eziyordu. Sürekli bu üç sıfırı bir araya getiremeyen halim gözümün önüne geliyordu. Salak salak gülüyordum. Üstelik her sabah baktığım apartman boşluğundaki güvercin bokları da bu sabah temizlenmişti.

“Sen,” dedi, hesabını iyice şaşırdın. “Üç sıfırı bir araya getiremiyorsun Allah korusun bana bir şey olsa ne yapacaksın?” Allah korusun, diye mırıldandım. Duymadı. Hesapların ucunu kaçıran Feyza’ya ne zaman dönüştüm. Belki de dönüşmedim. Buydum. Hep oradaydım. O kadardım. Bunu saklamaktan yoruldum. Hem seçenekler de yok, üç yanlış bir doğruyu da götürmedi. Nasıl da inandırmışlar bizi, hepimizi: “Boş bırakın evladım. Cevabını bilmiyorsanız boş bırakın. Sonra dönersiniz.” Az mı gittim geldim o kurslara, sonunda iki yıllık bir çalışma ekonomisi bölümüne yerleşmek için. Sonra ne oldu? Ev kuşu Feyza. Hem dönmeye kalktığımda cevap kağıdını alıyorlar ama bu boş bırakıncı teyzelerin de bundan haberi olmuyor. Al işte çarşaf çarşaf sorularıyla herif her akşam tepemde. Ben ne boş bırakabiliyorum ne de sonradan dönüp bakabiliyorum.

Elindeki kahve bardağını koyabileceği minicik bir sehpa vardı, onu da kaldırttı geçenlerde. Bu sehpa burada paslanır, başka bir tane bakarız. Sonra. Ama Feyza her sabah elindeki kahveyle balkonda bir sağa bir sola bakınıyor, fincanını, kitabını koyacak minicik bir sehpa bile bulamıyordu. Üç sıfır… Bilseydi üç sıfırı. Ah be Feyza.

Nasıl bir cevap istersin? Mesela öleceğim, nefes alamayacağım. Aç kalacağım, açıkta uyuyacağım. Bütün paraları çarçur etmeyi iki güne sığdıracağım. Çok isteyip de gidemediğimiz o lüks lokantada bütün arkadaşlarımı çağırıp, listede isimlerini telaffuz edemediğim için güldüğün bütün yemekleri yanlış telaffuz edip üzerine de bir güzel yiyeceğim. Aman canım iki seneliklere üniversite denmiyor dediğin okulumdan gidip yüksek okul diplomamı da alacağım. İş aramaya başlamadan önce balkonun paslanan korkuluklarını değiştirip sonra bu tüm şehrin isini pisini içine çeken, sabahın köründe şehir hatları düdüğüyle bizi ayağa diken, duvarlarına rutubet yapışmış evini satacağım. Ama ondan da önce her hafta eve başka bir yardımcı alacağım, aldığım yardımcıya her sabah apartman boşluğundaki bokları temizlemesini söyleyeceğim. Surat asıp sıkılırsa zorlamayacağım. Parasını peşin ödeyeceğim. Pazarlık yapmayacağım. Yapamam zaten evet, biliyorum.

Kahve fincanını taşların üzerine bırakırken ismini düşünüyordu. Feyza. Adın gibi ömrün olsun diye fısıldadı mı kulağına ailesi acaba? Fısıldadılarsa bile duymamış demek. Denizin dinginliğine baktı bir süre. Çocukken de böyle daldığı zamanlarda “hayal tembel işidir kızım.” derdi hiçbir yemeği ocakta unutmayan, her yeri kapkara mobilyalarla dolu evlerinde bir tırnak toz barındırmayan annesi. Acırdı kalbi. Tembel değilim ben diye mızırdanırdı. Çocukluk ne güzeldi, gökyüzü gibi bir şey. Burnuna yanık kokusu geldi. Tabii ya ocağa yemek koymuştu, yine yaktı koca tencere yemeği. Soruyu duyduğu o andan beri düşünüyordu. Gülerek sormuştu soruyu, gülerken de elindeki Feyza’ya ait gelir gider hesaplarının olduğu kağıtları halının üzerine özensizce sallayarak.

Ne zaman bu apartman boşluğuna dalsam, aklımı buluyorum. Babam, “Sen okulunu oku, iş güç sahibi ol, ne zaman susup ne zaman konuşacağına kendin karar ver.” demişti. Susunca her şey susmakla da olmuyor demek.

İskelenin tam önündeki bankta elinde simit boşluğa bakan bir kadın dikkatini çekti. Zamanında ona da fısıldamış birileri söz gümüşse, sükût altındır, diye. Kim bilir kaç yıldır susuyor böyle.

Sabah mesaisi bitiyordu, vapurlardaki insan kalabalıkları azalıyor, topuklu ayakkabılarının aceleci sesleri gitgide yok oluyordu.

Balkon zemininde buz gibi olmuş kahvesine uzandı. Üç sıfırı bir araya getiremeyen ben sana bir şey olursa ne yapacağım, öyle mi? Kalktı, geçenlerde sosyal medya hesaplarının birinde görmüştü, hatırladı: Düşünmekten yorulduğunuzda, hesaplar birbirine girdiğinde ve siz sıfırları karıştırdığınızda diye başlayan bir cümleydi, devamını da çok anımsayamadı. Uzun cümleleri de sevmezdi Feyza. Mutfak çekmesindeki kalemini, aylık hesaplar ve rakamlarla dolu olan defterini açtı. Tertemiz bir sayfayı seçti.

Başlığını özenle attı: Sıfırları atıyor, seni de terk ediyorum.

Aysim Demiröz Göral